Yüzü Güleç, Ahlâkı Güzel: M. Resul Karakol

Yüzü Güleç, Ahlâkı Güzel: M. Resul Karakol

Ümit Demir 10 Haziran 2014 Salı 03:00:00
  15 bininci sayı vesilesi ile yeniden yazı yazmaya döner miyiz demiştik, denemeye çalışalım inşaallah.
Ne zamandır yazayım diye aklımdaydı, belki zamanı gelmiştir.
Gönlü güzel bir insandan bahsetmek istiyorum sizlere; merhum Muhib Resul Karakol…
Bahsetmek istiyorum çünkü yüzü güleç, ahlâkı güzel böylesi insanları unutmamamız gerekiyor. Derdi insan olan, insanlara iyilik götürmek olan, gayesi güzel ahlâkı herkese ulaştırmak olan Muhib Resul Karakol gibi insanlar, örnek insanlardır ve hep hatırlanmalıdır.
Bu aynı zamanda bir vefâ borcudur biz geride kalanlara… Hizmet bayrağını hep yükseklerde taşıyan, çıkarsız yük omuzlayan birini anmazsak vebalde kalmaz mıyız?
Günümüzde şahsî işini davasına bulaştırıp menfaat peşinde koşan, hırslarını gizleyip de günü gelince ortaya çıkaran riya ehlini görünce kaybettiklerimizin değerini daha iyi anlıyoruz.
Malumunuz, ilimizin gezek kültürü meşhurdur. İşte böyle bir gezekte tanımak nasib oldu onu, sene 1997… Çarşamba günleri toplanan bu gezekte merhum hafız Ali Gündoğan hoca eşliğinde dinî sohbetler yapılır, manevî eksikler tamamlanırdı. Merhum M. Resul Karakol da bu gezeğin lokomotiflerinden biriydi.
Ama özellikle saat 21’de AKRA Fm’de merhum Prof.Dr. M.Esad Coşan hocaefendinin sohbeti başlayınca daha dikkat kesilir görürdüm onu. Merhum Esad Coşan hocaefendi diyelim ki “Pazartesi-perşembe oruçları sünnettir, tutalım inşaallah” derdi; M. Resul Karakol hemen en yakınındaki dürter, usulca “Duydun mu, yarın perşembe; gece sahura kalkıyoruz” derdi. Allah sevgisi, peygamber sevgisi had safhada olduğu gibi Esad Hocaefendisine de muhabbeti çok fazlaydı. Yeni duyduğu bir sünneti, hemen farzlarının yanına koyar, yapmaya çalışırdı.
Kendisiyle en son 2005 yılındaki “Peygamberimize Mektup Yarışması”nın ön hazırlığını yaparken vefatından 3 gün önce görüşmüştük. Bir pazartesi günüydü… Ofisinde bu yarışma için 5-6 kişi toplanmıştık. Bizlere çayın yanında ikramını yaptı ama kendisi almadı. Meğer pazartesi orucunu tutuyormuş. Akşam ezanı okununca sessizce bir bardak su ile orucunu açtı, toplantıya ara verip de konuşmaları aksatmadı.
Yüzü her zaman güleçti. Tebessümünün yüzünden eksik olduğuna hiç şahid olmadım. Sadece bir defasında kızdığını görmüştüm, onda da sosyal hizmetleri yavaşlatan birisi için “Of, abi ya… neden böyle yapıyorsun ki?” şeklinde bir üzüntüsünü bildirmekti.
Vefatından birkaç ay öncesinde yüzü daha çok gülüyordu çünkü bir iş adamı olarak ister istemez bulaştığı faizden kurtulmanın sevincini yaşıyordu. Yüreğindeki en büyük sızılardan birisiydi, kerhen bulaştığı faiz… Onun maneviyat dolu hayatında olması mümkün değildi bu kir, o da bundan en kısa sürede kurtulmuştu.
Ailesine çok düşkündü. Oğluyla, kızıyla ilişkisi yine kendisine özgü, yine kendisi gibi çok güzeldi. En küçük oğlu o vefat ettiğinde henüz birkaç aylıktı. Ne mutlu ki ona, çocukları da kendisi gibi tertemiz, pırıl pırıl… Büyük oğlu geçtiğimiz sene hafızlığını tamamladı mesela. Babalarının izinden aynı aşk ve şevk ile yürümelerini, hatta babalarını geçmelerini nasib eylesin mevla…
M. Resul Karakol’u vefatından bir gün önce İstanbul’da görenlerden İbrahim İlhan şöyle anlatıyordu onu; “Hafif tedirgin bir hali vardı. Bagajdan bir poşet çıkarıp uzattı. Afyon lokumu getirmişti. Her zamanki gibi lokumdan daha tatlı güler yüzü, sevimli sıcak haliyle. Mütevazı, saygılı, samimi… Ender rastlanan güven verici ve sevecen tavırlı bir arkadaştı. O gün fark edip çözemediğim, ertesi sabah vefat haberini aldığımda, gözümün önünden film şeridi gibi geçiveren farklı bir hâl vardı üzerinde. O gün sanki öleceği kendisine malum olmuş gibiydi. Tekrar sarıldık uzun uzun ve vedalaştık. O günkü ve bu dünyadaki son görüşmemiz ve vedalaşmamız oldu.”
Merhum Esad Coşan, 2001 yılının 4 Şubat’ında hâlâ tam aydınlatılamayan şüpheli bir trafik kazasında ahrete göçmüştü. Esad Coşan Hocaefendiyi çok seven öğrencisi M. Resul Karakol ise hocasının anıldığı programdan dönerken 5 Şubat 2005 günü yine bir trafik kazasında, dünya yolculuğunu sonlandırdı. Her sözüne uymaya çalıştığı, ona benzemeye çalıştığı hocası gibi dünyadaki dostlarına veda etmişti yani.
Ondan sonra, onun boşluğunu ağabeyi Ahmet Karakol doldurmaya, maddî manevî hizmetlerini sürdürmeye çalıştı. Kendisine bilvesile teşekkür ediyorum ve bir teklif de bulunmak istiyorum; Her sene M.Resul Karakol Ödülü verilse… İnsanlara yardım etmeyi seven, herkese güler yüzlü, kimseyi incitmeyen, güzel ahlâkı ile etrafına güven veren, harama bulaşmayan bir iş adamımıza müstakil ya da hâli hazırdaki bir dernek vasıtasıyla bu ödülü versek! Eminim, merhum M. Resul de buna çok sevinirdi.
Mekânı cennet olsun; geride kalan sevdikleriyle sevinsin, yüzü hep gülsün…

Sosyal Medyada Paylaşın:
İlginizi Çekebilir

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi