YÜCE TANRI KUT VERİRSE…

YÜCE TANRI KUT VERİRSE…

Bismillâhirrahmânirrahîm. Ol deyince olduran, gönüllerimizi iman ile dolduran Yüce Allah’ın 99 adıyla…
Giriş:
İnsanları bir erkek ve dişiden yaratan sonra da onları kabileler, kavimler-boylar ve milletler hâline getiren Yüce Allah’tır. İnsanların kabileler, kavimlerve milletler halinde yaratılmasının renklerinin, dillerinin farklı olmasının elbette birçok sebebi ve hikmeti vardır. Bu sebep ve hikmetlere yüce kitabımız Kur’a-ı Kerim’de şöyle dikkat çekilir:
“Ey insanlar, biz sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık ve bir birinizle tanışasınız (bilişesiniz, iyi ilişkiler kurasınız, iyi işlerde bir birinizle yarışasınız) diye şubelere (milletlere) ve kabilelere ayırdık. Şüphesiz ki Allah katında en şerifli olanınız takvada (Allah’tan sakınma, gönülden bağlanma, dine ve insanlara hizmette) en ileri olanınızdır (Hucurat Suresi, 13). “…Eğer Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat verdiği şeylerde sizi imtihan etmek için ümmetlere – milletlere ayırdı. Öyle ise iyiliklerde/hayırda yarışın” (Maide/48) (Ayrıca bak Hud/118. ayet).”Eğer Allah dileseydi, onları mutlaka tek bir ümmet kılardı “ (Şura, 8). “O gökleri, o yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin birbirine uymaması da O’nun (Yani Allah’ın) ayetlerindendir(varlığını, gücünü, kudretini gösteren delillerindendir.) Hakikat bunlarda düşünen insanlar için elbette ibretler vardır” (Rum Suresi, 22).
Kur’an’ı Kerim’deki bu ayetlerde de görüldüğü gibi Allah insanları çeşitli ümmetler/milletler halinde yaratmış, her birine ayrı dil, kültür ve özellikler vermiştir. İnsanların bu şekilde farklı milletler ve özellikleri halinde yaratılmış olması Hucurat suresi 13. Rum suresi 22. ve Maide suresi 48. Ayetlerde de belirtildiği gibi hayırlı işlerde, medeniyetin oluşmasında, bilimde, teknikte ve Allah’ın dinine hizmette yarışmak ve imtihan olmak içindir. Öyleyse her millete düşen görev yaratılış gayelerine hizmet etmek, yani yeryüzünde barışın, hakkın, adaletin tesisi için çaba göstermek, yeryüzünü imar etmek ortak bir medeniyetin kurulmasında yarış etmektir.
Mitolojik çağlardan beri Türklerde bir Dünya Devleti, hatta Kâinat Devleti kurma fikrinin var olduğunu bilinmektedir. Tarihimiz, destanlarımız, kitabelerimiz bu duygu ve düşünce ile dolup taşmaktadır. Eski Türklere göre; Gökte nasıl tıkır tıkır işleyen bir düzen varsa, yeryüzünde de aynı şekilde bir düzen olmalıydı. İşte bu düzeni sağlamak üzere Türk hakanları Yüce Tanrı’ın kut vermesi ile tahta oturmakta ve Dünya nizamını kurmak ve Dünya barışını sağlamakla görevlendirilmekteydiler. Gök-Türk yazıtlarına göre: “üze kök tengri asra yagızyirkılıntukda ekin ara kişioglı kılınmış kişi oglınta üze eçümapambumınkaganiştemikaganolurmış: Üstte mavi gök (yüzü) altta (da) yağız yer yaratıldığında, ikisinin arasında insanoğulları yaratılmış. İnsanoğullarının üzerine (de) atalarımdedelerim Bumın Kağan (ve) İştemi Kağan (hükümdar olarak) tahta oturmuş.”(KT D1) “üze kök tengri as[rayagızyirkılıntukda ekin ara kişi oglı kılınmış] kişi oglınta üze eçümapambumınkaganiştemikaganolurmış: Üstte mavi gök (yüzü) altta (da) yağız yer yaratıldığında, ikisinin arasında insanoğulları yaratılmış. İnsanoğullarının üzerine (de) atalarımdedelerim Bumın Kağan (ve) İstemi Kağan (hükümdar olarak) tahta oturmuş.”(BK D2, 3)
Millî aynı zamanda da insani bir ülkü olan “Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi –Türk Cihan hâkimiyeti Mefkûresi- Ülküsü” şeklinde Hunlar zamanından beri bütün Türklüğün ulaşmak istediği hedefi, Kızılelma’sı olmuştur.
Türk dilinin en eski sözcüklerinden birisi olan ve Yüce Allah (c.c.) tarafından Türk hakanlarına verilen ve gerektiğinde geri alınan kut’un; lütuf, ihsan, bağış, devlet, devletli, dünyayı idare etme yetkisi ve görevi, kısmet, nasip, gökten inen nur, gibi çeşitli anlamları vardır. Kut, Allah’ın bağışı ile elde edilen ve sahip olunduğu sürece her şeyin yolunda gittiği ilahi kaynaklı bir güçtür. İslâmi dönemle birlikte Türk dilinden Arapça’ya da geçen kut anlayışı hemen hemen aynı mana ile kültür hayatımızda Allah’ın takdiri, bağışı, rahmeti, bereketi, yardımı anlamları da yüklenmiş bir kavram olarak yaşamaya devam etmektedir.
Kutadgu Bilig’de kutun nazari cephesi açıklanmıştır. Buna göre: Kut’un tabiatı(Doğası) hizmet, şiarı (özelliği) adalettir… Fazilet ve kısmet kut’tan doğar… Beyliğe (kağanlığa) yol ondan geçer… Her şey kut’un eli altındadır, bütün istekle onun vasıtası ile gerçekleşir… Tanrısaldır. Kut sayesinde Dünyada tam bir iktidar kuşağı oluşmalı, kurt ile kuzu bir arada yaşamalıdır… Beyler makama kendi güçleri ve isteği ile gelmez onu veren Tanrı’dır. Hükümdarlık iktidarı Tanrı’dan alırlar. Kut’tan feragat etmek, devletten, siyasî istiklalden vazgeçmektir.
Türk’ün devlet ve hayat felsefesinde, Hıristiyanlık ve Yahudilikte olduğu gibi hakan ne Tanrı’nın kendisidir, ne de oğludur. O da bir insandır ve her insan gibi, iyi, kötü başarılı başarısız olabilir. Başarısız olan kağandan Yüce Tanrı kutunu geri alır ve onu hakanlık makamından düşürüdü. Töre’ye hakan dâhil herkes uymaya mecburdu. Töre konuşunca hakan susardı. Toplumda kişi, hakanın ‘insaf’ına değil, ancak törünün- törenin insafına bırakılmıştı.
Yüce Allah âlemde nasıl ki adalete dayanan ve tıkır tıkır işleyen bir düzen kurduysa, Allah’ın halifesi olan insanoğlu da yeryüzünde hakka ve adalete dayanan ve saat gibi tıkır tıkır işleyen bir düzen kurmakla ve yeryüzünü imar etmekle işlemek (İmaretül arz) le yükümlü kılmıştır.
Cenâb-ı Hakk’ın kut vermesi ile tahta oturan ve hakanlık makamına getirilen Türk hakanlarının görevi de, Yüce Allah adına dünyada tıkır tıkır işleyen, kan ve gözyaşının akmadığı, barışın ve adaletin tesis edildiği bir dünya kurmaktı. Eski Türklerdeki bu hâkimiyet anlayışı, insanın yaratılış gayesine ve yeryüzünde Allah’ın halifesi olarak yaratılmış olma düşüncesi ile bire bir örtüşüyordu..
Tarihte on altısı büyük olmak üzere sayısız devletler kuran atalarımızın başarıları sadece kahramanlık ve teşkilatçılık özellikleriyle açıklanamaz. Atalarımız; kahramanlık, teşkilatçılık gibi özelliklerin yanında çok güçlü bir kanun-töre anlayışına ve bütün insanlığa hizmeti esas alan bir “Hayat Felsefesine-Dünya Görüşü” ne sahiptiler. “İyilik-faydalılık, Adalet-Könilik, Eşitlik- Tüzlük, İnsanilik-Kişilik“ gibi dört değişmez temel esası olan Türk töresi ’ne göre; “Bütün İnsanlık Türklere Yüce Allah’ın bir emanetiydi. Yüce Allah, Türk Töresine göre hareket eden, halka ve insanlığa hizmeti ilke edinen kişilere kut (şans, talih, bağış) verir ve onu hakanlık görevine getirirdi. Töreye uymayan ve görevlerini yerine getirmeyen veya getiremeyen idarecilerden Yüce Allah kutunu geri alır ve onları hakanlık makamından düşürürdü. Türklere göre devlet “Baba“ idi. Devlet, halk içindi. Esas görevi, halka ve insanlığa hizmetti. (KIZILELMA YAZILARI DEVAM EDECEK)

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

2 yorum

  1. Teşekkür ederiz Kıymetli Hocam.. Gördüğüm kadarı ile dini konuların yanında Millî konulara da yelken açtınız..İlgi ile takip edeceğiz.

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi