YOL AYRIMINDAKİ TÜRKİYE – I

YOL AYRIMINDAKİ TÜRKİYE – I

1. Önce Durum Tespiti
Kocatepe Gazetesi’nde ilk yazılarıma 2006 yılında başlamıştım. 2007 yılı ise PKK saldırılarının yoğunlaştığı bir yıl olmuştu. Karakollar basılıyor, yollar kesiliyor ülkenin dört bir yanına şehit cenazeleri gönderiliyordu. O zaman bu gidişatın nereye varacağını kendimce çözmeye çalışan “Yol Ayrımındaki Türkiye” başlıklı yazı serisi hazırlamıştım. O yazılarımda bazı tespitlerde ve öngörülerde bulunmuştum. Maalesef o tespitlerim ve öngörülerim doğru çıkıyor. Bu sebeple PKK’nın son özerklik eylemlerinden sonra o yazılarımı tekrar güncelleyip okuyucularımızla paylaşmak istiyorum. Böylece okuyucularımız geçmiş, bugün ve gelecek arasında bağlantı kurabilecek, gelişmeleri daha doğru değerlendirebilecektir.
Hepimiz biliriz ki tarih tekerrürdür ve çok değil 90 – 95 yıl önce yaşadığı bazı olayların tekrarını bugün aynıyla yaşıyoruz. Gidişat böyle devam ederse nasıl Balkanlar’dan, Doğu Rumeli’den veya Tuna önlerinden nasıl tasfiye olduysak yarın da Anadolu’dan tasfiye olabiliriz. Çünkü tarih, yaşadığı toprağa sahip olmayan milletlere çok acımasız davranır.
Bugün, Türkiye ve çevresinde gelişen olaylara verdiğimiz tepkilere baktığımızda hem devlet olarak hem de toplum olarak tarihten ibret aldığımız söylenemez. Çünkü bölücü hareket Anadolu’da Türk varlığına yönelmiş vaziyette ancak hala bunun farkında değiliz.
İşte bu gündemle ilgili yazmaya başlarken önce bir durum tespiti yapmakta fayda var. Çünkü biz her ne kadar PKK terörünü üç-beş çapulcunun hareketi, bölücülerin son çırpınışları gibi söylemlerle hafife almaya çalışsak da açıkça ifade edelim ki; PKK terörü yarattığı kör şiddetle Güneydoğu’da taban bulmuş ve artık Kürt isyanına dönüşmüş vaziyettedir. Bu isyanının toplumsal tabanı oluşmuş, silahlı direnişi yapan askeri kanadı oluşmuş, moral değerleri oluşmuş, diasporası oluşmuş, Kuzey Irak’ta sırtını dayayacağı havza oluşmuş ve en önemlisi de Türkiye’ye karşı kaldıraç olarak kullanacağı “Dış Destek” oluşmuştur.
Biz televizyonlarımızda şehitlerimizin cenaze törenlerini hüzünle seyrederken karşı tarafında cenazeleri törenlerle, halk katılımlarıyla kaldırılıyor, arkalarından mevlitler okunuyor ve bu görüntüler ROJ TV’de hem de Türkiye’den canlı yayınlarla aktarılıyor. Dolayısıyla bu hallere nasıl düştüğümüzü anlamak için önce durum tespiti yapmak gerekiyor.
Tarihçi olmam sebebiyle çok iyi bilirim, tarihte her Türk devletinin çöküş yıllarında düşmanlarının merhametine sığınmış, onların kendisine acımasını bekleyen, insafından medet uman teslimiyetçi bir yapı olur. Öbür tarafta da bu zilleti kabul etmeyip çıkış yolu arayan, kendine önderlik edecek “Kahraman” bekleyen Türk Milleti vardır. Bu kuşatılmışlık içinde Türk Milleti bozkurdunu bulduğu vakit “Demir Dağları Eriterek” kendini kuşatan Ergenekon’dan çıkar ve düşmanlarını alt eder.
Türkiye Cumhuriyeti’nin doğrudan varlığına yönelmiş bu isyana “Çözüm Süreci” söylemiyle seyirci kalınması millet kanadında toplumsal öfkeyi yükseltmektedir. Bu öfkenin yükselmesinde; “Dış Destekle” işbirliği yapan “İsyancı Topluluk” tarafından Türk Milletinin yaşadığı topraklardan atılma korkusunu hissetmesi etkili olmaktadır.
Bu açıktan açığa dillendirilmese bile üç-beş kişi bir araya geldiğinde mutlaka konuşulmaktadır. Düşünün 1983’ten bu yana 30 yıldan beri iç çatışma sürüyor ve yaklaşık 5.000 civarında yani bir tugay askerimizi kaybetmişiz. Ve hala bastırılamamış bir kalkışma. Tarihçilerin “Balkan Sendromu” olarak adlandırdığı ve “yaşadığı toprağı kaybetme korkusu” olarak tanımlanan korku içerisine doğru milletimiz itilmektedir.
(Devam edecek)

Sosyal Medyada Paylaşın:
İlginizi Çekebilir

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi