Yoksa, ağzına biber mi çalsın?

Yoksa, ağzına biber mi çalsın?

Mehmet Şenkaya 5 Şubat 2010 Cuma 02:00:00
  Bazı televizyon kanallarında Kayseri Develi ilçesi okullarından birinde okul müdürünün suçlu öğrencileri, elinde sopası ile cezalandırdığını izledik. Olayı cep telefonuyla okul talebelerinden birisi çekmiş. Servis etmiş. Acemi bir Televizyoncu da: “Müdüre bak !”gibi mizansen bir tavırla, bunu haber etmiş. Mesele, sansasyon yaratmak.
Öğretmen ne yapsın yani; İşlenen suçu cezasız mı bıraksın? Yoksa; ağızlarına biber mi çalsın? Anlaşılan bir suç işlenmiş, cezasını veriyor. Bu bir yöntemdir. Bırakın adamı, işini yapsın.
“Ellerin dert görmesin hocam” deneceği yerde, Ceza verilmek için takibata geçiliyor. İfadesi alınıyor. Sen :”O, sopa değil , eğitim aracıdır.” de dur. Duygusal davranmamak, her zaman çözüm yolu değildir. Acırsanız eğitemezsiniz. Halk dilinde: “Oğlunu seven hocaya, kızını seven kocaya vermez ” sözü yer etmiştir.
Eskiden baba çocuğunu hocaya ya da ustaya verdiğinde “Eti senin, kemiği benim ” derdi. Eğitilecek, bilgi ve beceri kazanacak, şahsiyet sahibi olacak. Ayakta durmasını bilecek, kimseye muhtaç olmadan yaşamasını öğrenecek. Kendisinden, hem ailesi hem içinde yaşadığı toplum fayda görecek. Kısacası adam gibi adam olacak. Ananın, babanın istediği başka nedir? Bakın Ziya Paşa’nın beytine:
“Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir,
Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.”
Kul hatasız olmaz. Bir defa hata edildiğinde hoş görülür. Aynı yanlış tekrarlanırsa; kişi sözle, nasihatle uyarılır. Yapılan hatırlatma ve öğütler kar etmiyorsa; yapılan iş, bilinçli bir suça yönelmiştir. Bu defa tehdit ve azarla karşılık bulur. Tecrübe sahibinin yaptığı nasihat ve acı sözler yerini bulmamışsa o zaman, son çare; daha etkili ve fiziki çözüm yolu olan, dayağa başvurulur.
Yapılan hata ve yanlışları hoş görmek ya da görmezden gelmek. Cezasız bırakmak, bedelini ödetmemek, hataları meşrulaştırdığı gibi, kişilere cesaret verir, yenilerini yapmaya davetiye çıkarır. Maazallah beklenmeyen; bazı telafisi mümkün olmayan hatalar ana- babayı üzer, yıkar çok derinden yaralar. İşte bunun için, atalarımız: “Kızını dövmeyen dizini döver.” Demiştir. Son pişmanlık fayda etmez.
İçte ve dışta güvenliği sağlayan askere. Halkı korumak, haddini aşanları yatıştırmak, kargaşayı önlemek için, polise cop ve silah verin. Herhangi bir kurumu korumak için; güvenlik ihdas edin. Kapıya koruma koyun, eline tabanca tutuşturun. Hırsızlara, huysuz-lara, saldırganlara canavarlaşanlara karşı kullandığı zaman, tepki gösterin. Olacak iş mi bu?
Tahsil yapmanın, okumanın bir anlamı olmalı.. Yunus ne güzel demiş: “Okumaktan murat ne ? / Kişi hakkı bilmektir / Çün okudun bilmezsin / Ha kuru bir emektir ”
Çocuk ilk yürümeye başlarken düşer. Canı yanar. Kalkar tekrar yürür. En sonunda düşmeden yürümeyi öğrenir. İpe tırmanan, akrobat, gösteri yaparken, kafasını vurur. Tekrar ayakta durur. Hasta acı çeker. Şifa bulur, çilesi biter.
Kaliteli insan yetiştirmek zorundayız. Hepimiz aynı geminin yolcusuyuz. Bir çılgının hatası yüzünden bu gemi batacak olursa; hepimiz zarar görür, boğuluruz. Sonunda hüsrana uğramamak ve pişman olmamak için; Çocularımıza sahip çıkalım.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi