Mustafa Yılmaz DÜNDAR
Mustafa Yılmaz  DÜNDAR
yilmazdundar@kocatepegazetesi.com
Ve Allah Bir Misal Verdi 29
  • 0
  • 74
  • 21 Mayıs 2020 Perşembe
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

“Allah Semâların ve Arzın Nȗrudur” diye başlayan Nûr (35) ve devamındaki (36) ayetlerinde Allah müminlere yaşadıkları hayattan örneklerle Kendini tanımaları için misaller verir.

Nûr (35,36): Allah Semaların ve Arz’ın nûrudur. O’nun nûrunun misali, içinde lâmba bulunan bir kandillik gibidir. O lâmba kristal bir fanus içindedir; o fanus da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nispet edilemeyen mübarek bir ağaçtan, yani zeytinden (çıkan yağdan) tutuşturulur. Onun yağı neredeyse, kendisine ateş değmese dahi ışık verir. (Bu), nûr üstüne nûrdur. Allah dilediği kimseyi nûruna eriştirir. Allah insanlara (işte böyle) misaller veriyor. Allah her şeyi Aliym’dir. (Bu kandil) birtakım evlerdedir ki, Allah (o evlerin) yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir. Sabah-akşam (o evlerde) O’nu tesbih ederler.

Nûr (35)’de “Allah Semaların ve Arz’ın Nûrudur…” buyrulmaktadır. Verilen misalin daha iyi anlaşılabilmesi için öncelikle ayetin bu kısmının ifade ettiği mana üzerinde durmak yararlı olacaktır. Ayetin bu kısmına farklı anlamlandırmalar yapıldığı dikkatleri çekmektedir.

“Allah Semaların ve Arz’ın Nûrudur, Nûr ise Allah’tır.” sonucuna varmak, ayetin bu kısmından böyle bir manaya ulaşmak doğru bir yorum değildir ve bu sonuç yanlıştır. Bu sonuç açısından basit bir mantık yürütmesi yapacak olursak; ayetten anlıyoruz ki, bir Semalar ve Arz var, bir de bunların Nûru vardır. Yani iki taraf var ve taraflardan birisi Semalar ve Arz, diğeri de bunların Nûru. “NÛR” olan kısmı Allah ise, Semalar ve Arz ise ayrı bir şey olur. Tabii “NÛR ancak Allah’tır” derseniz, bu böyledir. Sonuç olarak bir Semalar ve Arz var, bir de Allah var olur ki, çok yanlış bir mana ortaya çıkmış olur.

Eğer “Nûr Allah’tır” demezseniz; “Bir Semalar ve Arz var, bir de bunların Nûru var” demek yanlış olmaz ve ayetten çıkan normal bir mana olur. Çünkü, semaları ve Arz’ı da onların nûrunu da yaratan Allah’tır. “Nûr”u yaratan, Sahibi olan ve dilediğine veren Allah’ın bu bakımdan bir vasfı da “En Nûr” dur.

Ayetin “Allah Semaların ve Arz’ın nûrudur…” kısmını nasıl anlamalıyız konusuna geçmeden bu konularda yanlış anlamalara sebep olan bakış açılarına da kısaca değinmek yararlı olacaktır.

Bütün inananlar kabul etmektedir ki; yaratmak Allah’a mahsustur, yalnızca Allah yaratır. Ancak kullar Allah’ın yaratma vasfını anlamaya çalışırken ve yorumlarken hatalı görüşler ortaya koyabiliyorlar. Lütfen çok dikkat buyurunuz! Bu konuda iki büyük yanlış vardır:

Bunlardan birisi Kişinin kendisini içinde bulduğu yanlıştır; ikincisi ise sonradan ilim yoluyla ulaşılan yanlıştır. Önce bu ikincisi olan ve ilim yoluyla ulaşılan yanlışı kısaca açıklayalım; bu bakış açısını önce bir cümle ile tanımlarsak, “Yaratmak” ve “Dönüşmek” konularını karıştıran bir anlayışla Allah’ın yaratmasını bir dönüşüm olarak ifade etmektir. Yani, Allah’ın yaratması O’nun dönüşümleridir zannetmektir. Bu sebeplerden de yaratılmışlara bakınca “Allah burada şöyle gözüktü, oysa şurada da böyle gözüktü” gibi cümleler kullanılmaktadır. Ayrıca, “Allah şurada şöyle tecelli etti” gibi ifadeler de söylemektedirler. Böyle düşünenler “Allah “Küll”ü, dönüşümleri ise “cüz”ü ifade eder.” de demektedirler. Bakış açılarını daha ileri de götürerek “Dönüşümler gerçekleştiği için aslında gerçek bir yaratma söz konusu değildir.” gibi sonuçlara ulaşmaktadırlar. Böyle bir yanlış, tasavvuf adı altında maalesef çok yaygındır. Bu yanlışlar ne sebeplerle olmaktadır, hem de ilim yoluyla! Kısaca açıklamak gerekirse; öncelikle kendilerine göre bir yanlış yaratma olayı tarif ediyorlar, sonra da bu yanlış tarife göre kıyaslamalarla sonuçlar elde ediyorlar. Yaratmayı yanlış tarifleri ise, konunun başında bahsettiğimiz birinci tip yanlış inanış ile ilgilidir. Bu birinci tip yanlış inanış, insanın kendisini dünya hayatının gereği olarak içinde bulduğu bir yanlıştır. DuniHi algı ve zann’ları sebebiyle insan yaratılanları Allah’ın dışında ve müstakilen var ve muhtar zanneder. İşte ilim yoluyla yanlış yapanlar, bilerek veya bilmeyerek duniHi algıdan sıyrılmışlarsa ve zihinlerinde esfele safiliyn format gereği de birinci tip yanlıştaki yaratma tarifi hala duruyorsa şöyle bir sonuca varmaktadırlar: “Allah’ın dışı olmadığına göre müstakilen var ve muhtar bir şey yaratılamaz, bu durumda ayrı müstakil bir varlık olmadığına göre yaratma yoktur, bu durumda yaratılanlar dönüşümler olur” demektedirler ve bu ulaştıkları sonucu Ehadiyet, Vahidiyet ve Tevhid gerçekleriyle de kanıtlamaya çalışmaktadırlar.

Böyle düşünen insanlar tevhid gerçeklerinin cazibesine kapılarak cazibeden kaynaklanan yanlış algılara düşmektedirler. Birinci tip yanlışı yapanlar da “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiasının enerji ve cazibesiyle yanlışlarında inatçı ve ısrarlı olurlar. Böylece iki zıt uçta iki büyük yanlış şekillenmiş olur.

Kur’an’da bu konuyla ilgili olarak yalnızca “YARATMAK” fiili geçer. Hiçbir ayette yaratma yerine “dönüşmek” fiili geçmemektedir, hatta dönüşümü hissettirecek hiçbir açıklama da bulunmamaktadır. Bu bakış açısını destekleyecek hiçbir hadis de yoktur.

Allah’ın yarattığı kullar İlmullah’ta Allah’ın emrinin sûretleridir. Bu ilmi sûretlerde Allah’ın emri tecelli eder, haşâ Kendisi tecelli etmez. Oysa dönüşümcüler Allah’ı Kul yapmaya, kendilerini de Allah yapmaya çalışmaktadırlar. Yaratma fiilini dönüşmek gibi algılayanların bir yanlışları daha vardır ki; bu yanlışlarıyla dönüşüm fikirlerini de desteklerler, böylece bir fikirsel kısır döngü oluştururlar. Bu bakış açısı da yaratılanları çokluk görüntüsünden çekip çıkarıp birlerken, bu birlemeyi Allah üzerinden Allah’ta yapmaktadırlar. Oysa yaratılanlar yalnızca yaratılanlar üzerinden birlenir ve sonra da yaratılanların aslında Allah’ın “VAR”lık gerçeği karşısında “YOK”luğuna ulaşılır. En azından ilmel yakîn olarak bu “yok”luğu gören “Lâ ilahe illa HÛ” der veya yalnızca “HÛ” der ki, bunu gayriihtiyari söyler. Elbette bu zikrullahı dönüşüm taraftarları yaratılanların birliğini Allah’ta yapınca da söylerler. Dikkat ederseniz lafzen aynı zikrullaha ulaşılıyor, ancak ne kadar farklı bir yoldan ve farklı bakış açılarından sonra. Böyle aynı zikrullah sonucuna ulaşılması da ikinci tip yanlış yapanların kendilerini doğru zannetmelerine zemin oluşturmaktadır.

Bazı insanlar tasavvuf adı altında gelişen yorum kargaşası içerisinde “dönüşümcüler”in fikirlerine ulaşıp, sonra da bu fikirleri kendilerine yakın bulunca, ancak Müstakilen Varım ve Muhtarım iddiasından sıyrılıp çıkmamış olmaları sebebiyle bu iki uç yanlışın ruhsal olarak bocalamasını yaşamaktadırlar. Bu bocalama, din adı altında o kişilerin bütün hayatını olumsuz etkilemektedir, çünkü cevap bulamadıkları birçok ikilemlere sahiplerdir.

DuniHi algı ve zann’ları altında Müstakilen Varım ve Muhtarım iddiası çerçevesinde “yaratma” fiilini yorumlayan bir kişi, yanlışlardan birisini kendisine doğru olarak seçmiş, yanlışına sımsıkı sarılmış ve kendisine bir ikilem bırakmamıştır. İlim yoluyla yanlışa düşmüş olanlar da “Yaratma” fiilini bir dönüşüm gibi yorumlayıp, bu düşüncelerinden de cezbe oluşturarak yanlışlarını gayet doğru kabul edip sımsıkı sarıldıkları için onların da yaşadıkları bir ikilem yoktur. Ancak işte bu iki uç yanlışı birlikte yaşayanlar bir bocalama ve içinden çıkamadıkları bir iman yumağı içerisinde olurlar. Kendilerini “Ben konuları anlayamadığım, benim boyumu aştığı için bu böyle.” diyerek de teselli ederler.

Nur(35)’de “Allah Semaların ve Arz’ın nûrudur…” buyrulmaktadır. Ayetin bu kısmını nasıl anlamalı ve nasıl değerlendirmeliyiz?

İlk basamak olarak şöyle anlamalıyız: Semaların ve Arzın sahibi ve ihtiyaçlarını sağlayanı Allah’tır (Nur-42). Dolayısıyla Semaların ve Arzın anahtarları O’nundur (Zümer-63, Şûra-12). Çünkü her şeyin melekûtu, yani tam bir hâkimiyetle yönetimi elinde olan Sübhan, Allah’tır (Yasin-83). Mülk Allah’ındır, Güç Allah’ındır ve Hamd Allah’a mahsustur (Teğabun-1). Zihinlerimize kazımalıyız ki, emretmek de yaratmak da Allah’a mahsustur (A’raf-54). O Semaları ve Arzı altı günde yaratmış ve Arş’a istiva etmiştir. Arz’a gireni ve ondan çıkanı, Sema’dan ineni ve oraya yükseleni bilir (Hadiyd-4). İşte Allah’ın bütün bu vasıflarının hep birlikte cem olarak oluşturdukları mananın yansıması olan hal de Allah’ın nûrunu oluşturur. Bu yansıma da bir olgu olup Allah’ın bir vasfıdır. Dolayısıyla, Allah Semaların ve Arzın nûrudur (Nur-35).

Yani, Allah’ın Zatı’nın Kendini Hissetmesinin yansıması O’nun Nûrudur. Bu nûrun da kendi içinde açılımları vardır. Bu açılımlardan birisi nûrun akıl ve bilgi ağı halinde olmasıdır. Bu akıl ve bilgi ağının şiddeti ve parlaklığı da nûr olarak zuhur eder ve bütün semaları ve arzı kaplamıştır. Ancak bu nûrun açığa çıkması da görüleceği yerin taşıyabileceği kapasiteye göre olur. Bu kapasiteyi belirleyecek şeylerden birisi de o mahalde nûrun işlevinin nevidir, dolayısıyla nûrun şiddeti sebep olacağı olaya göre şekillenir…

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM