Mustafa Yılmaz DÜNDAR
Mustafa Yılmaz  DÜNDAR
yilmazdundar@kocatepegazetesi.com
Ve Allah Bir Misal Verdi -16
  • 0
  • 284
  • 18 Aralık 2019 Çarşamba
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

KORKU VE UMUT DENGESİNİN LEZZETİNİ
TADINCA HAYATLAR ANLAM KAZANIR
Kur’an inananlara nelerden korkup tedbir almaları gerektiğini öğrettiği gibi “neleri umut etmelidir?”i de öğretir. İnanana hayr getirmeyecek umutlardan sakınması gerektiğini tembihler. İnanan insan için korkusu olmayan umut, umudu olmayan korku yoktur. Bir kuşun iki kanadı gibi… Ancak önemli olan husus korku ve umudun aynı anda hissedilebilmesi, cem edilebilmesidir. Bu bir manalar çakıştırılması ve bir üst manaya ulaşılması yöntemidir. “Ben ahirete inandım, hesap gününün dehşetinden korktum ve Rabbimin öğrettiği tedbirleri de almaya çalışıyorum” diyen müttakiyi Rabbimiz müjdeler, bu yüzden Rasulullah (SAV) Efendimiz şahit olarak öğretici, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir (Fetih-8). Haniyf vasıflı müttakiler korku ve umut dengesinin lezzetini tatmışlar ve hayatları anlam kazanmıştır. Bu müttakiler korkuyla ve umutla Rablerine secde etmek ve yalvarmak üzere gecenin bir vakti ve seherde yataklarından uzak kalırlar (Secde-16).
“Amentü Billahi” beyanında bulunmuş, korunması ve arınması gerektiğini anlamış, bir müttaki adayının ilk yapacağı şey, kendi adı namına söylediği “Ben” takdiminden vazgeçip Allah Adına “Ben” diyerek nefsini takdim etmek ve “müstakilen varım ve muhtarım” iddiasını terk etmek; duniHİ algı ve zann’larından sadrını temizleyebilmek için de Hakk ve batıl arasında tercih noktalarında Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisini Hakk yönde tercih için kullanarak korunmasını gerçekleştirmek, Rabbinin vaat ettiği cennet yaşantısını umarak Rabbine boyun bükmektir. Bakara Suresi 112. ayet bu durumu “… kim muhsin olarak vechini Allah’a teslim ederse, işte onun ecri Rabbi indindedir. Onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.” müjdesiyle açıklar.
Böyle muttakileri Allah dost edinir ve onlara korku yoktur ve mahzun da olmazlar. Çünkü, bu müttakiler Billahi anlamında iman etmişler, korunmayı gerçekleştirmiş ve takvaya ermişlerdir (Yunus-62, 63).
“Ben duniHİ bir ilahım” dememenin ve Allah’tan sakınmanın karşılığı olarak hesap günü Rabbimiz müttaki kullarına “Bugün size korku yoktur. Sizler bugün üzülmeyeceksiniz” der (Enbiya-103, Zümer-61, Zühruf 68). Dünya hayatında “Ben duniHİ ilahım” diyerek hayat tarzı oluşturanlar da cehennem ile cezalandırılırlar (Enbiya-29).
Dünya hayatında birisini sevecekleri zaman bile Allah’a karşı gelenleri sevmekten ve bir şeyi seveceklerse haramı sevmekten korkan ve bu konuda Allah’tan utanan müttakiler için yine o zor günde korku ve mahzunluk yoktur (Zuhruf-67, 68).
Mallarını gece gündüz, gizli ve aleni infak edenler (Bakara-274), infaklarına minnet ve eziyet katmayanlar (Bakara-262) ve nihayet Allah yolunda canlarını infak edenler (Al-u İmran-169, 170) için Rabbimiz “Onlar için korku ve mahzunluk yoktur” buyurmaktadır.
Dünya hayatı imtihanı halifetullah vasıflı insan için başlamak üzere iken, Rabbimiz vaat etmiştir ki, “imtihanınız içerisinde Benden size bir hidayet ulaşır ve kim hidayetime tabi olursa, onlar için herhangi bir korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar; inkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar cehennemliktir ve orada ebedi kalırlar” (Bakara 38, 39). Rabbimiz vaadinden dönmeyendir (Al-u İmran 194).
KORKU VE UMUT İLE ŞİMŞEK VE GÖK GÖRÜLTÜSÜ
Dünya hayatını her türlü kader programı için hazırlıklı geçirebilmek Billahi anlamda imandan sonra korku ve umut dengesinin kurulmasına bağlıdır. Bu dengeye kavuşanlar daha sonra bu dengenin bozulmaması için Rablerinden yardım isterler (Al-u İmran 8). “Korku ve Umut” dengesi dünya hayatı için olduğu kadar semanın her katında da geçerlidir, yedi kat semanın ehli için de bu böyledir. Bu yüzden, “korku ve umut” birlikteliğinin ve dengesinin misali olan şimşek bütün “korku ve umut” hallerinin misalidir. Dünya semasında gördüğümüz şimşekten içre şimşekler, duyduğumuz gök gürültüsünden içre gök gürültüleri vardır. Yalnızca dünya semasının şimşek, yıldırım ve gök gürültüleri en örtülüleridir, onların taşıdıkları haşyetullah dünya ehli için örtülmüştür. Dünya hayatı imtihanında halifetullah vasıflı insanın, kazanılmış değişimini tamamlarken Hakk ve Batıl arasındaki tercihini tam özgür yapabilmesi ve kendisine şahit olabilmesi için bu böyledir (Şuara-4, Secde-13). Bir sınırdan sonra böyle bir imtihan hayatı söz konusu olmadığı için haşyetullah örtüleri de yoktur. Emrullah’ı taşıyan Ra’d (gök gürültüsü) meleği daimi zikrullahıyla haşyetullahın sesi olur. Melaike gördüğü manzara karşısında tesbihattadır, bu tesbihat da melaikeyi titretir. Bu haşyetullah manzarasında her kul dayanabildiği bir bölgededir. Her bölgenin korku ve umut dengesi farklı olup derece derecedir. Korku ile beraber dünya ve ahiret için bir umut barındırmayan ve bir belirsizlik, tedirginlik, güvensizlik, sahipsizlik, kimsesizlik korkusu dünya hayatında inkârcılar içindir; ahirette de yalnızca cehennemde durum böyledir. Nefret ve korku cehennemin hayat tarzıdır. Çünkü “kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez (Yusuf-87).”
Ra’d (gök gürültüsü), yağmur dolu bulutlar, yıldırımlar ve şimşekler bazı durumlarda topluca görevli olur; uyarılan fakat aldırmayanların dersini verir. Uyarılanların yağmuru ne kötüdür (Neml-58, Şuara-173). Böylece, böyle topluluklar Allah hakkında mücadele ederlerken, Allah ile didişerek O’na savaş açmışlarken, Allah yıldırımlarını uyarıları dikkate almamışlara isabet ettirir. Allah azabı şiddetli olandır (Ra’d-13).
Şimşek bütün bu ve benzer korkuları hissettirirken, tam da aynı zamanda yağmuru, bereketi, yeryüzünün canlanmasını da hissettirir ve bu hislerle kişiye bir umut verir. Eğer bir insan hafif bile olsa bir kıtlık bölgesinde yaşıyor olsa, gökyüzünde uzaktan bulutlar gözükse ve bir süre sonra bu bulutların yükünü boşaltabileceğinin işareti olarak şimşekler çaksa, o kişi bütün bu söylediklerimizi birebir yaşayacaktır. Bu kişi şimşeği görünce “Evet, şimdi önce korkmalıyım. Tamam, şimdi de umutlanmalıyım” diyecek değildir, bir plan ve sıralama yapmadan korku ve umudu dengelenmiş bir şekilde tek bir anda yaşar.
Rum (24) şimşeğin gelecek nimeti de müjdelediğini bildirmektedir. Gökyüzünden gelen su yeryüzüne hayat verir ve bereketlendirir. Yeryüzündeki her varlığın yüzünü güldürür.
ŞÜKRETMESİNİ BİLEN KORKU VE UMUT
DENGESİNİ BULMUŞ DEMEKTİR
Rasulullah (SAV) Efendimiz, gökyüzünde yaklaşmakta olan karanlık, yoğun ve yüklü bulutları görünce tedirgin olur, bir oraya bir buraya yürüyüp dururmuş. “Bu bulutlar uyarılmışların yağmuru olabilir mi?” diye. Ancak yağmur bulutları gelir, tehlikesizce yükünü boşaltır ve Efendimiz (SAV) de rahatlarmış.
Şimşekle gelen bereket halifetullah vasıflı insan için ayrıca bir imtihan vesilesidir. Bu insan bereketi kimden bilecek? Berekete kavuşunca Rabbini unutacak mı? Nimetler bazı insanların azgınlaşmasına yol açacak mı? Kısacası insanlar şükredenler mi, yoksa nankörler mi olacaklar? İnsan Suresi 3. ayet bu konu için: “Muhakkak ki, Biz ona (insan) o (doğru) yolu hidayet ettik (Hakk ile Batılı ayırt etmeyi öğrettik). Ya şükredici olur, ya da nankör olur.” buyurmaktadır. İşte şimşekle gelen nimet insanların şükredenlerden olup olmadıklarının belirleneceğini de haber vermektedir. Aslında akıl sahiplerinin korkacakları nokta bu nimet sevincinin içerisinde imtihan korkusudur. Bu yüzden “şükür” kelimesi, “şükretme” fiili “korku ve umut” bakımından benzerdir. Şükretmesini bilen korku ve umut dengesini bulmuş, bu dengeyi yaşanabilir hale getirmiş demektir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM