Mustafa Yılmaz DÜNDAR
Mustafa Yılmaz  DÜNDAR
yilmazdundar@kocatepegazetesi.com
Ve Allah Bir Misal Verdi -13
  • 0
  • 228
  • 14 Aralık 2019 Cumartesi
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

DÜNYAYI İSTEYENE DÜNYA; AHRETİ İSTEYENE AHİRET
Dünya hayatı konusunda A’raf-32. ayette Rabbimiz “De ki: Allah’ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı? De ki: Onlar, dünya hayatında, özellikle kıyamet gününde mü’minlerindir. İşte bilen bir topluluk için ayetleri böyle açıklıyoruz.” buyurmaktadır. Dünya hayatı bir gün sonlanacak olan illüzyondan ibarettir ve halifetullah vasıflı insanın ahiret hayatındaki pozisyonlarını belirlemek üzere bir eleme sistemi yöntemiyle çalışan imtihanı gerçekleştirmek üzere yaratılmıştır (Hȗd-7, Kehf-7, Mülk-2); daimi ve gerçek olan ise ahiret hayatıdır (Mü’min-39, A’la-17, Duha-4).
Hȗd-15, 16; İsra 18-21 ve Şura-20 ayetlerinde “Kim dünyayı irade ederse” ve “kim de ahireti irade ederse” tanımları vardır. Bu ayetlerle inananlara verilen mesajı tam alabilmemiz için bu tanımlara şöyle bakmalıyız: Nebi ve Rasullerin uyarılarına, hesap gününden korkutmalarına ve verdikleri müjdelere rağmen kim dünyayı irade ederse, yani kim “müstakilen varım ve muhtarım iddiamdan vazgeçmem, duniHİ algı ve zann’larına dayalı bir hayat tarzı isterim” derse; Kur’an diliyle Enbiya-29’a göre “Ben duniHİ bir ilah olarak dünya hayatını sürdürmek istiyorum” derse; Hud 15, 16; İsra 18-21 ve Şura 20 ayetlerinde belirtilmektedir ki, onlara dünyadaki çalışmalarının karşılığı noksansız verilir, hatta artırılabilir. Ancak, işte bu insanların ahiretten bir nasipleri yoktur, orada varacakları yer cehennemdir. “Böyle insanların ahirette yaptıklarının karşılığı neden cehennemdir?”in cevabı bu ayetlerin peşinden gelen ayet olan İsra-22’de “Allah’la birlikte bir ilah daha tanıma! Sonra kınanmış ve kendi başına terk edilmiş olarak kalırsın” şeklinde açıklanmakta ve Hȗd-16’da da “… (dünyada) yaptıkları da boşa gitmiştir, çünkü yapmakta oldukları şey batıldı” şeklinde belirtilmektedir.
“CANIM BİZ BİR PUTA TAPMIYORUZ Kİ; DEMEK Kİ ALLAH’LA
BERABER OLUŞTURDUĞUMUZ BİR İLAH YOK” DİYENLER!
İsra-22 ve benzeri ayetleri okuyan mü’minler özellikle günümüzde “canım biz bir puta tapmıyoruz ki; demek ki benim Allah’la beraber oluşturduğum bir ilahım yok, bu durumda ben bu ayetten muafım” demektedirler ve elbette ki, bu çok büyük bir yanılgıdır. Evet, bu ve benzeri ayetlerde “put” manası da kastedilmektedir. Ancak “put” meselesi ikincil bir konudur. Esas olan ve birincil olan konu kişinin kendisini Allah’a eş koşan bir iddiada bulunmasıdır ki, işte bu “müstakilen varım ve muhtarım” iddiasıdır. Ancak bir ilah, evet yalnızca bir ilah “Müstakilen VAR ve Muhtar” olabilir. İşte İsra (22)’de yapılan uyarı budur, “Allah’la beraber ben de duniHİ bir ilahım (Enbiya 29)” deme, yoksa karşılığı cehennem olur denilmektedir. Hȗd-16 ile de işte bu davranışların batıl olduğu bu yüzden de duniHİ bir ilah olarak yapılan işlerin boşa gittiği belirtilmektedir. Zümer (65), En’am (88), Nisa (116-117) ayetleriyle Rabbimiz “Eğer şirk koşarsanız amelleriniz boşa gider” diyerek bizleri uyarmaktadır.
Bütün bu sebeplerden inananlara Rabbimiz Bakara (201) ile bir dua öğretmektedir: “Rabbena atinafid dünya haseneten ve fil ahireti haseneten ve kına azaben nar.”
Bu duada geçen “hasene” iyilik ve güzellik diye meallendiriliyor, ancak bu mana her din, her fikir ve her insan için geçerlidir ve değişik arzular içerir. Oysa Kur’an’ın “hasene” dediği “Billahi anlamda iman”a uygun davranış biçimi, hayat tarzıdır. Bu sebepten Bakara (201) ile inananların öğrendiği ve salâtlarında selamdan önce mutlaka okudukları bu duayı şöyle anlarsak daha doğru olur: “Rabbimiz, bize dünyada Billahi anlamda imanı ve ona uygun hayat tarzını ver ve ahirette de böyle yaşayanlara vaat ettiğin hayatı ver ve bizi narın azabından koru (âmin).”
ALLAH İLE BİRLİKTE BİR İLAH OLUŞTURAN VE
KENDİ İLAHLIĞINI İLAN EDEN KİŞİ!
Ulaştığımız bu sonuçları yine Kur’an’dan ders yapmak amacıyla Kehf Suresi (32-44). ayetlerde Rabbimizin bizim için verdiği bir başka misali ele alalım; dersi anlayabilmek için de misalden elde ettiğimiz sonuçları maddelendirerek ortaya koyalım:
1) Bağı, bahçesi ve fazladan da geliri olan, ayrıca ailesi de kalabalık bu zengin kişi için ayette “… ve böylece nefsine zulmeden olarak bahçesine girdi…” denilmektedir. Ayrıca “…kıyametin kopacağını da sanmıyorum…” diyerek de bu kişi ahirete inanmadığını ortaya koymaktadır. Bunlarla birlikte “…şayet Rabbimin huzuruna götürülürsem…” demekle de, “eğer sizin dediğiniz gibi bir ahiret ve sorgu varsa da, merak etmeyin orada da ben kazanırım” demekte ve inananlarla alay etmektedir. Sonuç olarak; dünya hayatını ilahlık hissiyatıyla önemsemiş bu zengin kişi ahirete iman etmeyen, nefsine zulmeden ve inananlarla alay eden bir zalimdir. Çok açık olarak bu zengin kişi Enbiya-29’da bahsedildiği gibi “Ben duniHİ bir ilah olarak dünyayı severim ve isterim, ahiret de umurumda değil” demektedir. Anlaşılıyor ki, İsra (22)’de bahsedildiği gibi Allah ile birlikte bir ilah oluşturmuş ve kendi ilahlığını ilan etmiştir. Kişi farkında olsun olmasın gerçek olan budur ve Kur’an’a göre durum aynen böyledir.
2) Daha yoksul olan misaldeki diğer kişi zengin olanın konuşmalarına bakarak aynen bu tespitleri yapmıştır. Burada izin verirseniz Muhammed (30) ayetini hatırlayalım: “Yemin olsun ki, sen onları kavlin lahnından (sözlerinin kastından) kesinlikle tanırsın…” Evet, yoksul olan kişi, zengin ve zalim olanı konuşmalarındaki kasıttan tanıdı. Çünkü zengin olan kişi şirk kasıtlı konuşuyordu, kastı Allah’a karşıydı, konuşmalarıyla Allah’ın Ehad ve Samed olmadığını kastediyordu. Yoksul kişi bu sebeplerden dolayı “… Ben Rabbime ortak koşmam. Sen Allah’ı inkâr mı ediyorsun?” dedi ve konuyu doğrudan şirkle ilişkilendirdi. Zengin kişi ahirete inanmadığını söylemekle Allah’ı inkâr etmiş oluyordu. Bu yüzden yoksul kişi ayrıca “Bağına girerken ‘MâşâAllah! La kuvvete illa Billâh” deseydin demekle zengin kişiye “ve la havle ve la kuvvete illa Billâh” gerçeğini hatırlatıyordu. Çünkü “müstakilen varım ve muhtarım” iddiasında bulunan duniHİ ilahlar “ve la havle ve la kuvvete illa Billâh” diyemezler, diliyle söyleyen varsa ne dediğini bilmediği içindir. Diyemezler, çünkü Allah’a karşı kendilerinin de kendilerine göre müstakil olan bir güç ve kuvvetleri olduğunu kabul ederler, işte bu kabulleri tamamen duniHİ algı ve zann’ları sonucudur.
3) Zengin olan kişinin ahirete iman etmeyen, nefsine zulmeden ve inananlarla, Allah’ın sistemiyle alay eden bir mütekebbir davranışlı zalim olduğunu gören yoksul kişi, Allah’ın sünneti gereği bu zengin kişiye bir musibet isabet edebileceğini tahmin edebiliyordu, bu sebepten de sözleriyle bu zalimi bir kez daha uyardı. Aslında bu uyarı yoksul kişinin ağzından Rabbimizin uyarısıydı. Zengin kişi duniHİ bir ilah olduğu için kendisini tanımlarken kendi adı namına “BEN” diyenlerdendi, böyle kişilere Kur’an mütekebbir demektedir. Çünkü mütekebbir olan yani “Ben Allah’ım” diyen yalnızca Allah’tır, kim duniHİ bir ilah ise o da mütekebbir olarak “Ben ilahım” demektedir. Yani duniHİ bir ilah Allah’a karşı “Sen mütekebbirsen, ben de kendi çapımda bir mütekebbirim” demekte, böylece kendini Allah’a eş koşmaktadır.
Ahirete iman etmeyenlerin kalpleri inkâr edici ve kendileri müstekbirun’dur (Nahl-22). Onlara “La ilahe illallah” denilince onlar müstekbirun davranırlar (Saffat-35), yani “ancak Allah gerçek “BEN” diyendir ve “BEN” demenin sahibi O’dur (Ta-Ha 14)” denilince, “Hayır, biz de kendi adı namımıza BEN deriz” derler. Dolayısıyla Allah müstekbirunu sevmez (Nahl-23). Böylece, o zengin kişiyi Biiznillah bir musibet buldu da o kişinin dünyada hiçbir malı ve varlığı kalmadı.
4) Nefsine zulmeden bu zengin kişi başına gelenlerin korkusuyla “Ah! Keşke ben Rabbime hiç ortak koşmamış olsaydım.” demiştir. Bu zengin kişinin o dönemde taptığı bir fiziksel putu bulunmamaktadır, o halde “hiçbir ortak koşmasaydım” derken ne kastetmektedir, hangi ortaktan bahsetmektedir? Evet, zengin zalim yanlışını fark etti; kendisini, ilahlık hissiyatını Allah’a eş koştuğunu gördü ve bunu anladı. Bir musibetten sonra gerçeği görebilmek her zaman, her kişi için oluşmamaktadır. Bu zengin kişinin gerçeği fark edebilmesi de ona ayrı bir lütuf ve nimet olmuştur, kendisine tövbe kapısının açık olduğu gösteriliyor ve bir imkân daha veriliyor, doğru yolu seçebilmesi için…

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM