Ve Allah Bir Misal Verdi -10

Ve Allah Bir Misal Verdi -10

KAFİRİN AMELİNİ AYETLER NASIL ANLATIYOR?
Zalimler nefslerine zulmederek Allah’ın hakkını vermediler (Zümer 67).
Onları Rableri hakkındaki yanlış zannları ve fikirleri hüsrana uğratmıştır (Fussılet 23).
Zalimlerin bütün bu sebeplerden dolayı iyi işleri de sevaba dönüşmez (Furkan 23). Bu durum İbrahim-18’de bir rüzgârın savurduğu küle benzetilmiştir. Rüzgârın savurduğu bir kuma veya toprağa değil de bir küle benzetilmektedir ki bu ayrıca manidardır. Kül için “rüzgârla savrulabilecek en hafif katıdır” diyebiliriz, çok az bir hava hareketi bile külü savurur ve yerinde yeller eser, hafif bir esintide bile ondan bir şey kalmaz. İkinci husus ise külün yanmış bir maddenin son ürünü olmasıdır. Yani kâfirin dünya hayatındaki gayreti boşa gittiği için kâfir ahirete (işine yarar) bir şey gönderemedi. Zaten dünya bakımından onun hali Allah için değersiz, içi boşaltılmış ve batıl bir şeydi. Peki ahiret için durum nasıl tasvir ediliyor?
Nur (39): “İnkâr edenlere gelince, onların amelleri, ıssız çöllerdeki serap gibidir ki, susayan onu su zanneder; nihayet ona vardığında orada herhangi bir şey bulamamıştır, üstelik yanı başında da (inanmadığı) Allah’ı bulmuştur. Allah ise onun hesabını tastamam görmüştür. Allah hesabı çabuk görür.”
Kâfirin ameli Nur Suresi 39. ayette ahiretteki durumu yönüyle misallendirilmiştir. Ayette “ıssız çöllerdeki serap gibidir” denilmektedir. Buradan anlıyoruz ki, kâfir ahirette o kadar büyük bir zorluk ve çaresizlik içerisindedir ki, çöllerde yolculuk yapan ancak imkânları tükenmiş, susamış, hali kalmamış bir insan gibi. Elbette ki bu duruma ayrıca ahiretin kâfire verdiği büyük korku ve dehşeti de eklemek gerekir. İşte “Bu durumdan nasıl kurtulacağım, benim dünya hayatından getirdiğim nelerim vardı?” diyerek halini gözden geçirirken kendince güzel işlerini gündeme getirir. Ancak kâfirin güzel işler sandığı çöllerdeki serap gibi zann’lardan başka bir şey değildir. Ancak dünya hayatından alıştığı gibi zannları, serapları gerçek zannederek yaşadığı için şimdi de susayanın seraba su varmış zannedip koşması gibi amellerine koşar. Ancak orada onu kurtaracak ve sevaba dönüşmüş bir sonuç bulamaz. Böyle kimseler için Kehf-104’de “Bunlar iyi iş yaptıklarını sandıkları halde dünya hayatındaki çabaları boşa giden kimselerdir” denilmektedir. Hikmet yurdu olan dünyadan sonra kudret yurdu olan ahirette kâfir bu çırpınışının karşısında Allah’ın kudreti ve ahiretin düzeni ile karşılaşmıştır. Allah o kâfire hiç zulmetmeden hesabını tam görür. Allah Seri’ül Hisab olarak, dünya hayatında “Ben duniHİ bir ilahım” diyen bu kâfiri Enbiya-29 ayeti gereği cehennemdeki yerine gönderir.
ENGİN DENİZLERDE YOĞUN KARANLIKLAR İÇİNE DÜŞMÜŞ GİBİ
Nur Suresi 40. ayet ise, amellerinin çöldeki bir serap misali boş ve geçersiz olduğunu gören, hesabı hızla görülen ve dünya hayatında iken duniHİ bir ilah olan inkârcının içine düştüğü ruhsal sarsıntıları ve çıkmazları misal yollu anlatmaktadır. İnkârcının dünya hayatında duniHİ algı ile içerisine girdiği zann’lar, uydurduğu “müstakilen varım ve muhtarım” iddiası, ilan ettiği duniHİ güçler hep kaybolup gitmişlerdir (Bakara-166, En’am-24, En’am-94, Yunus-30, Hȗd-21, Nahl-87, Kasas-75, Mü’min-74, Fussilet-48, Hâkka-29, Ahkaf-28). Dünya hayatının verilen mühleti içerisinde bu uydurduklarıyla ayakta durabildiği için şimdi engin bir denizde yoğun karanlıklar içerisine düşmüş gibidir; ancak bu karanlık azabın çeşitli şekillerinin hücumu ve sıkıştırmasıyla denizin dalgaları gibi daha da kabararak ve karararak inkârcının hislerini kaplamaktadır. Bu karanlıkta insanın elini görememesi gibi inkârcı da hislerinin ne olduğunu anlayamıyor, bir türlü durum değerlendirmesi yapamıyor; çünkü korku, çaresizlik ve dünya hayatının yanlışlarının pişmanlık azabı onun fuadını örtmüş, üstüne çıkmış ve fuadı karanlıklarda bırakmıştır. Böylece dünyada Hakk’ı bilememeyi tercih eden ve Hakk için a’ma olan bu inkârcı ahirette de a’madır, hatta daha da şaşkın ve perişandır (İsra-72).
Misaldeki denizin karanlıkları inkârcılar için ahiret sorgusunun, özellikle cehennemin azaptan kararmışlığını temsil etmektedir, dalga üstüne dalga cehennem tabakalarını, üstündeki bulut da cehennemi besleyecek yeni karanlıkları ve azabı, ayrıca cehennemden kurtuluşun olmadığını temsil ediyor diye düşünebiliriz.
ALLAH, HALİFETULLAH VASIFLI İNSANI DÜNYA İMTİHANINDA HAKK VE BATIL ARASINDA TAMAMEN ÖZGÜR BIRAKMIŞTIR
Yapılan iyi işlerin sevaba DÖNÜŞMESİ için üç halden birinde olmak gerekir: Birincisi nefsine zulmeden sınıfında ancak Billahi anlamda imanını beyan etmiş ve duniHİ algı ve zann’larından kurtulmayı hayat tarzı haline getirmiş haniyfler; ikincisi duniHİ algı ve zann’larından kurtulmuş mutedil haniyfler; üçüncüsü ise hayratta öncü olmuş ilk iki gruptan ayrı ve hepsinden öne geçmiş mukarreb haniyfler (Fatır-32). Nefsine zulümde, müstakilen varım ve muhtarım iddiasında ısrarlı ve inatçı olan zalimler bu üç gruptan ayrıdırlar ve onlar Muhtariyeti Tercih Gücü yetkilerini kullanırken Allah’ın hükümleriyle karar vermezler; kendi adı namına söyledikleri “BEN”in heva ve hevesleriyle hüküm veren zalimlerdirler (Maide-45) ve bunlar Allah’ın hükmünü inkâr ettikleri için kâfirdirler (Maide-44) ve Allah’ın hükmüyle tercih yapmadıkları ve hükmün dışına çıktıkları için de fasıktırlar (Maide-47). Bu sebeplerden bu inatçı zalimler Fatır Suresi 32. ayette belirtilen üç grubun dışında kalırlar, onların iyi işleri sevaba dönüşmez (Furkan-23).
Nefsine zulmetmekte inatçı kâfirlerin gayretleri, iyi işleri, harcamaları yani tüm infakları, o insanların amel defteri tarlasında yetişmiş güçlü ekinler olsa; bu ekinlere içerisinde acayip bir sır içeren kavurucu soğuk bir rüzgâr isabet eder ve ekinler çöpe dönüşür, tarla ekinsiz ve verimsiz hale gelir. Bu soğuk rüzgâr o kâfirin hayat tarzıdır ve o hayat tarzı Allah indinde sevimsiz, soğuk yüzlüdür. Ayrıca bu hayat tarzı cehennemin kokusunu içerdiğinden kavurucu, yakıcı, yok edicidir. Bu hayat tarzının içerisindeki acayip sır ise o kâfirin asi, yalancı, iftiracı ve haddi aşan olmasına sebep olan Allah’a karşı “Ben de duniHİ bir ilahım” demesidir ki, bir insanı cehenneme götürecek tek sebep işte budur (Enbiya-29).
Nefsine zulmetmekte inatçı ve ısrarlı olan kâfirlerin elde ettikleri bu sonuç tamamen kendi sorumlulukları çerçevesinde kendi tercihleri sonucudur. Çünkü Allah, halifetullah vasıflı insanı dünya hayatı imtihanı içerisinde Hakk ve Batıl arasında tercih yapmakta tamamen özgür bırakmıştır.
Allah fahşa’yı emretmez (A’raf-28), insanlar kendi tercihlerinin sonuçlarını yaşarlar, Allah kullara zulmedici değildir (Enfal-51); çünkü Allah âlemlere zulüm dilemez (Al-u İmran 108). Allah indinde diyn, yani hayat tarzı İslam’dır (Al-u İmran-19), ancak diyn’de zorlama yoktur (Bakara-256).
Rabbimiz, Rasulullah (SAV) Efendimiz aracılığıyla Hakk ve Batıl olmak üzere iki yolu da açıklamıştır (Beled-10).
Artık insan ya şükredici olur ya da küfredici (İnsan-3).
Böylece küfrü hayat tarzı olarak tercih edenlere Allah zulmetmedi, fakat onlar kendi nefslerine zulmediyorlar (Al-u İmran-117).

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi