Varoluşa Katkı Açısından Oruç!

Varoluşa Katkı Açısından Oruç!

Ramazan ayının ortasındayız. Ömrümüzün ise belki sonunda… Zaman, en değerli ama en kıymeti bilinmeyen sanki. Ramazan ayı gibi kutsallığı tescilli zamanlar ise bizlere yeniden vaktin şuurunu kazandırma derdinde. Bir sevap avcısı olarak da her birimiz, bu kutsal zaman dilimlerinin bir ânını bile kaçırmama derdindeyiz.
Ramazan ayı aslında bizlere farklı bir zaman şuuru daha veriyor. Çünkü bu ayı önemli kılan “oruç/savm” bize farz olduğu gibi bizden öncekilere de farz kılınmıştı. Buradan şunu anlıyoruz, insanlık tarihi bir devamlılık, süreklilik ve bağlantılı…
Bu, şu yüzden de önemli; insanın dünya yolculuğunda nereden geldiği, kim ve ne olduğu, nereye gittiği…
İlkokul dönemimden hatırlıyorum, evrim teorisi henüz o seviyedeki kitaplarda yer alıyordu. Maymundan gelen bir insan, anlamını yitirmiş bir yaşam! Varlık amacından koparılmış bir insanın, değerlerine bağlı kalarak bu dünyada ahlakî işlere imza atmasını bekleyebilir misiniz?
İşte, başta oruç/savm olmak üzere diğer ibadetler insanı bu nihilist/yokluk/boşluk zeminden uzak tutarak varoluşuna ve hayatına ve de ölümünden ötesine dair düşünmeye davet eder.
Ramazan ayı, bu anlamda bir tefekkür çabalamasıdır da. İnsan, düşünen hayvan denir. Hayvan kavramını burada evrimcilerden farklı olarak hayat sahibi, canlı olarak kullandığımı belirtmek istiyorum. Düşünen, fikir üreten, sorgulayan, soruşturan, hayatı üzerine kafa yoran canlıya insan diyoruz. Bu eylem o kadar önemlidir ki kutsal kitabımızda “akletmeye, tefekküre, düşünmeye” dair nice işaret ve ikaz vardır.
Elbette bu çabalamaların, yani bedensel bir meşakkat olarak orucun ve diğer ibadetlerin, fikirsel bir meşakkat olarak da düşünmenin bir karşılığı, ulaşmak istediği bir yer, menzil olmalı.
İslam buna ahlâk diyor.
Ahlâk…
İnsanı bir yönüyle değil dört bir yandan sarmalayan ve tepeden tırnağa eşref-i mahluk eyleyen ahlâk!
Oysa anlamını yitirmiş, düşünmekten, kendini sorgulamaktan kaçan dünya nüfusu bugünlerde derin bir ahlâksızlığın ortasında duruyor. Çok uzağa gitmeye gerek yok; güncel ve basit bir örnekle bu müslüman coğrafyada kadınlarımız, kızlarımız tek başlarına bir dolmuşa binemiyorsa, binerken plakasını ezberine almak zorunda kalıyorsa bu bizim anlamdan, fikirden, bunları destekleyen ruhî/şeklî ibadetten ve en nihayetinde de menzilimiz olan ahlâktan oldukça uzağa düştüğümüzü gösterir.
O halde bu Ramazan ayı bizim için, hayattaki kendi konumumuzla beraber tüm insanlığı yeniden sorgulamamız için bir fırsat olmalı. Orucun sadece yemeden içmeden kesilmek olmadığını, bizlere bir şeyleri hatırlatma vazifesi olduğunu ve hepimizin ulaşmak zorunda olduğu bir ahlâk menzili bulunduğunu şimdi düşünmenin tam zamanı. Aksi halde yarın, sokağa çıkarken bile korkar, ürperir ve iğrenir bir halde bulacağız kendimizi!

Sosyal Medyada Paylaşın:
İlginizi Çekebilir

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi