VARLIKLA BATANI, YOKLUKLA DÜZE ÇIKARMA

VARLIKLA BATANI, YOKLUKLA DÜZE ÇIKARMA

Ümit Demir 27 Şubat 2018 Salı 15:07:43
 

Pablo Picasso versiyonu şöyle: “Lord, protect me from what I want!”… ABD’li sanatçı Jenny Holzer ise “Protect me from what I want!” diyor.  Yani “(Tanrım,) Beni arzularımdan (istediğim şeylerden) koru!”
Biz bu cümlenin benzerini peygamber (sav) sözü olarak duymuştuk: “Allah’ım beni göz açıp kapayıncaya kadar bile nefsimle baş başa bırakma”… Çünkü biliyoruz ki (ham) nefis (arzu, heves), durmaksızın kötülüğü, kötü şeyleri dayatır kişiye.
Günümüz “tüketim döngüsü” (tüketizm) ise “Protect me from what I want!” sözünün zıddı olarak bizi, arzularımızı gerçekleştiren bir robota (belki canavara) dönüştürüyor. Hem de bunu günümüzde en yaygın klişe olan “özgürlük” sloganı ile yaptırıp: “Sen özgürsün, dilediğini yap!”
Bunu da en çok küresel markalar kullanıyor reklamlarında.
***
Aslında tüketim üzerine kurulu kapitalist sistem bizleri egoist birer robota dönüştürürken yegâne amacı şu: davranışları kontrol edilebilir bir yığın… Ne yemeli, ne içmeli, nasıl giyinmeli, neyle eğlenmeli, neleri izlemeli/okumalı, hangi dil ile konuşmalı! Tüm bunlar hesaplanır ve “özgürlük” şemsiyesi altında birbirinin aynısı, robotlaşmış bir yığına dönüşür koca dünya.
Oysa “Biz gerçekten özgür bireyler olsak kapitalizmin bu kadar kölesi haline gelmeyiz” diyor ve devam ediyor Mustafa Özel: “Her marka bir tanrıdır. Çünkü tanrı da “ben seni kurtaracağım, edebi kurtuluşa erdireceğim” vaadinde bulunur. İnsanlar sanki markalarda ebedi kurtuluşu arıyor. Her markayı bir totem olarak görebilirsiniz, bunları bozmadan ardındaki gizeme erişemeyiz.”
“Protect me from what I want!: Beni arzularımdan koru!”seslenişi “kendini aramak” kadar bu tüketim çarkına da bir “isyandır”. Kendi istek, arzu ve hevesine “dur” diyebildiğin müddetçe sen sensin, bir şahsiyet sahibisindir aslında. Şahsiyet sahibi olanlar ise birer Don Kişot oluverir, yel değirmenlerine karşı tek başına savaşan: “İnsanı mutlu kılan şey, yığınla para, pul sahibi olmak değil; bunları kullanış biçimidir. İnsanoğlu elindekini harcamayı bilmelidir.”
***
Kâmus, namustur diyen Cemil Meriç haklıydı. Sözlüğünden, kâmusundan uzaklaşan bir toplum, gemisinin rotasını kaybeder okyanusta. Yukarıda Cervantes’in “Don Kişot” ile hatırlattığı “harcamayı bilmek” neydi mesela bizim lügatimizde, kâmusumuzda, sözlüğümüzde? Tasarruf, iktisat… Ya da “Ak akçe, kara gün içindir”, “Ayağını yorganına göre uzat”…
Kâmusumuzdaki kavramları unutunca, kaosun ortasında bulduk kendimizi. İnandığımız yüce kitap bize “İsraf edenler, harcamayı bilmeyip saçıp savuranlar şeytanın kardeşleridir” derken de unuttuklarımızın yanına “sadece bir şey daha” ekleniyordu.
Yazar Gökhan Özcan “Her şeyin sınırsızca ve hesapsızca bizim bireysel mutluluğumuz için olduğuna inandırıldık. Bizi ancak parayla alınıp satılabilen şeylerin mutlu edebileceği fikrine alıştırıldık sonra…” sözü ile unutuşumuzun ardından gelen “sapmayı” tarif ediyordu belki.
***
Çok ilginçtir, Dr. Mustafa Merter, uzak diyarlarda, Japonya’da, Shomo Morita (1874-1938) adlı psikiyatr tarafından geliştirilen “Morita terapisinden” bahsediyor. Dr. Mustafa Merter Japonya’nın Kyoto şehrinde ziyaret ettiği klinikte, psikolojik açıdan rahatsız kişilerin 40 günlüğüne kliniğe alındığını ve herhangi bir ilaç tedavisi tatbik edilmeden, psikoterapi de olmadan, ilk günlerini sadece bir yer yatağında yatarak geçirdiklerini görmüş. Tedrici bir ergoterapi/çalışma terapisi uygulanıyormuş. “Ana prensipler; teslimiyet/arugamama (acıdan kaçmama, acıyı kabullenme) ve patolojinin getirdiği ben merkezciliği aşmak için giderek artan oranlarda dış dünya ile temas. Bu amaçla hastalara bahçe ve mutfak işleri yaptırılıyor. İşin ilginç yanı, Morita terapisi sayesinde, dünyada benzer rahatsızlıklarda tatbik edilen klinik içi psiko- ve farmakoterapi yöntemleriyle elde edilen sonuçların aynısının alınması söz konusu.” diyor Dr. Mustafa Merter.
Varlıkla batan insanı, yokluk ile düze çıkarma gayreti mi diyelim biz buna? Peki, tanıdık geldi mi bu tedavi yöntemi bize? Kimi, neyi anımsattı?
***
Daha çok şeyi satın almakla, daha çok şeye sahip olmakla, parayı saçıp savurmakla, harcamayı bilmemekle, arzularına yenik düşmekle, hırsına gömülüp etrafını yardımsız bırakmakla asıl kendi psikolojisini bozduğunun farkında mı insan?
Kâmusu unuttuk, sözü unuttuk! Dilimize yeni vird, şu olmasın mı artık: “Lord, protect me from what I want!”

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi