TELEFON DOLANDIRICILIĞIN İKİ TUZAĞI: OTORİTE VE DUYGUSALLIK

TELEFON DOLANDIRICILIĞIN İKİ TUZAĞI: OTORİTE VE DUYGUSALLIK

Ümit Demir 18 Eylül 2015 Cuma 03:00:00
  Telefonla dolandırıcılığı haberlerde okur dururuz. Hatta daha yenilerde yine gündemdeydi. İnsan başına gelince daha iyi anlıyor ama…
Geçtiğimiz hafta, 12 yaşındaki oğlumuz evde tek başına iken sabit hattan aranmış. Anne babasının hırsızlık suçuyla yakalandığı, evdeki para ve altının çalıntı olduğu, eğer kendilerine teslim edilmezse ailesinin hapse gireceği söylenir. Panikleyen, devamlı laf ebeliği altında kalan oğlumuz bizi kurtarmak için evde bulduğu parayı, altını bir poşete koyup dolandırıcıya kendi eliyle teslim eder.
Olayı öğrenince Allah’a şükrettik. Çünkü oğlumuza bir şey olmamıştı. Kaybımız da can yakan cinsten değildi zaten.
Emniyete gittiğimizde öyle örnekler dinledik ki inanılacak şeyler değildi gerçekten. Basından da takip ettiğiniz gibi yılların birikimi altınlarını çöp kutusuna bırakanlar, evini satıp dolandırıcıların verdiği banka hesabına yatıranlar… Sadece kendi parasını değil, emanet bırakılanları da kaptıranlar!
Ev telefonlarını arıyorlar genellikle. Çünkü aradıkları şey evlerde; bir de ev telefonunu kullananlar emekliler, yalnız yaşayan yaşlılar, evde tek başına bırakılan çocuklar. Tuzağa düşmeleri muhtemel insanlar yani.
Peki, neden bu kadar etkili oluyor bu dolandırıcılar?
Bir akademik çalışma yapıldı mı bilmiyorum bu konuda. Fakat uzaktan gözlemlediğim iki ana neden var dolandırıcılara inanmaya; birisi otoriteye itaat, diğeri duygulara yenilme…
Telefonu açan kişi farklı, dolandırılan vatandaştan “ganimeti” almaya gelen kişi farklı… Telefon büyük ihtimal il dışından açılıyor. Konuşan kişi üst perdeden, etkili dille kendini savcı, komiser diye tanıtıyor. Zaten vatandaş olarak bizim de yelkenleri suya indirdiğimiz ilk an da bu oluyor. Yıllarca otorite ile korkutulan, otoritenin her dediğinin yapılmasına şartlandırılan bireyler olarak kendimizi “verilecek emirlere” açık hâle getiriyoruz.
Bundan sonrası ise duygularımızla oynama… Terör örgütünün banka hesaplarımızı ele geçirdiği söyleniyor. Suçluyuz yani! Korkumuz tavan yapıyor bu ikinci yemden sonra. Tuzağa düştüğümüz diğer bir duygu da bize yardım edildiği hissi… Karşımızdaki dolandırıcı bizim iyiliğimizi düşünüyor. Bizim iyilik meleğimiz oluyor birden. Kendimizi bir kez daha teslim ediyoruz dolandırıcıya…
Otoriteye şartsız itaat ve duygusallık sonumuz oluyor kısacası. Oysa birazcık eleştirel yaklaşabilsek, sorular sormaya başlasak, bir gazeteci edasıyla 5N1K’nin yani “ne, ne zaman, nerede, nasıl, neden ve kim”in cevaplarını düşünsek, duygularımız yerine aklımızın bizi yönetmesine izin versek bu tuzaklara düşmeyiz büyük ihtimal.
Aşırı şüphe insanın hayatını zindan eder. Lâkin orta karar şüphe hepimize lazım. Özellikle böyle bir zamanda…
Her türlü olumsuz olay bizim zaaflarımızın eseridir, diyebiliriz belki. Hayatımıza bir bakalım; nerede bir aksilik varsa, düzgün gitmeyen şey varsa orada ne gibi bir zaafımız var düşünelim. Aşırı kilo sahibi olmamız aşırı yemek zaafımız olabilir mesela. Elimizde paramızın kalmayışı kumar zaafımız… Çevremizde sevdiklerimizin bir bir dağılması öfkeli ve kaba davranma zaafımız sonucu olabilir.
Dolandırıcılar bizi bir defa aldatırlar. Ama kendi hayatının bir muhasebesini yapmayan, aklını kullanmayan kişiler her an kendilerini aldatmaya devam ederler.
Tekrar konumuza dönersek, akıl akıldan üstündür derler. Böyle dolandırıcılık durumlarında çevrenizdekilerle hemen irtibata geçin. Karşı taraf sizi devamlı meşgul etmeye çalışacaktır. Bir bahane bulun ve hemen bir yakınınıza durumu anlatın. Olayı en kısa sürede polise intikal ettirmeyi de unutmayın tabi ki…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi