SUS DEDİLER, ADI KADIN OLDU

SUS DEDİLER, ADI KADIN OLDU

Serencam Serencam 26 Ağustos 2015 Çarşamba 03:00:00
  Adına nisâ dendi, ayetlerde bahsedildi. Kimisine dert, kimisine aşk, kimisine keder oldu. Kimi eksik etek dedi adına, kimisi kaşık düşmanı… Kimine gülüşü namus oldu, kimine duruşu. Yürüdü, güldü, durdu, söyledi. Ana oldu, sevda oldu, namus oldu, ateş oldu, su oldu, kadın oldu, çocuk oldu.
Günah saydı kimi; cennetten kovdurdu insanoğlunu diye, vurdukça vurdu. Kimi şeytan dedi. Kimi cadı diye yaktı diri diri. İstedikleri zaman sardılar, istemediklerinde kovdular. Bazen aşk adını verdiler; birbirlerini vurdular, sevdasını sözüm ona hak etmek için… Sonra hevesleri bitince paçavra dediler.
Kiminin boynunun borcuydu, sözüm ona emanet… Susturdukça susturdu, kalbini söndürdü, emanete sahip çıkmak dedi adına. Kimi lokmasını saydı, ben bakıyorum sana diye. Kimi istemediğinde fırlattı attı sokağa, yerin burası dedi. Kimine dert oldu, kimine keder, kimine günah… Ama en çok kadın olmaktı alnına yazılan. Onca keşmekeşte ana olmak da vardı payına düşen. Eş olmalı, gelin olmalı, sessiz söz olmalı, çok konuşmamalı, susmalı, susmasını bilmiyorsa baş vurulmalıydı. Namus ondan sorulurdu, sorulduğunda cevabı yoksa alnından vurulmalıydı. Analık doğurmaktı sadece. Gerekirse doğurduğu bile hesap sormalıydı. Gelinliğinin hakkını vermeliydi, en az onun kadar susturulmuş bir başka nisâya karşı. Hakkını veremediğinde cezalandırılmalıydı. Adı kadındı. Çoğu zaman suskun çoğu zaman çaresiz.
Ama en çok merhamet doluydu yüreğinde, öyle demişti yaradan: “Merhametimi onların anneliğinde sakladım bu dünyada”. O nedenle kolay kolay gidemezdi bir kadın; çünkü merhamette aşk vardı, acımak vardı, sevda vardı en katıksızından.
Bir de çaresizliği ekleyince yalan dünya, gidemezdi bir kadın kolay kolay. Gidemediğini bilen zalim vurdukça vurdu sebepsiz. Sevip bağrına basıp kollamak yerine vurdu. Dünyadaki yerini bilemeden kadının, vurdukça bilemeden nasıl da dünyaya vurduğunu, vurdu zalim. Dünya merhamet dengesinde, kadının yerini unuturcasına vurdu. Çocuğa sevgiyi, merhameti, acımayı öğretecek kadını, sevmekten mahrum bırakarak vurdu. Hatta yetmedi nisânın sevgisi, döndü başka nisâları sevmelere kalktı âdemoğlu onun sevdası üzerine.
Kendisinde olmayan, duygularını zenginleştiremediğiniz bir kadın, elinden her şeyini aldığınız bir kadın ne verebilir ki çocuk yüreklere? Dünya bu yüzden bu kadar zalim artık sevmek yerine vurduğunuz için, emanetlerinize ihanet ettiğiniz için ey âdemoğlu!
“Susma konuş ya Ayşe” diyen bir peygamberin “Sus artık!” diyen ümmeti değiştirdi dünyayı. Dinlemesini, gönül yapmasını bilmeyen ümmeti… Çocuğuna, karısına, kadına sahip çıkmayı, hakaret ederek, inciterek yapacağını zanneden, öyle öğrenen, öyle öğretilen ümmeti!
Kadın ne kadar susarsa o kadar erkek olacağını zannetti âdemoğlu. Susturdu kadını, anasını, sevdiğini, kardeşini, kızını… Ve de nisâ başka yerlerde aradı gönül derdinin dermanını. Önce giyindi süslendi sonra okudu âdemoğluna ders vermek için, çalıştı çabaladı. Derdi ezilmekten kurtulmaktı, âdemoğluna haddini bildirmekti. Derken yine mutsuz oldu nisâ.
Bu kez başkaları ezmeye başladı; işi, çocuğu, parası yetmedikçe artan hırsları, her şey ezmeye kalktı. Ve dünya, merhamet duygusunun yerini hırslara bıraktıkça yaşanmaz bir hale geldi. Adam yerine artık konulmayan âdemoğulları, anne yerine konulmayan nisâ taifesi ve yalnız bir o kadar da mutsuz çocuklardan oluşan küsmeler dolusu dünya.
Susulan, konuşulmayanlar dert oldu, kursaklarda düğümlendi. Ne âdemoğlu mutlu, ne çocuklar şimdi. Sadece sevilmek ve sevmek derdi olan nisâlara adam gibi sahip çıkamadı âdemoğlu.
İnsan demek kalbinde Allah’ı taşıyan demek, değil miydi? Nisâların da insan olduğunu ne zaman göreceksin ey âdemoğlu…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi