SU GİBİ YUMUŞAK

SU GİBİ YUMUŞAK

Geçen ay Amerika’da satılan bir dergide, en çok satılan kitapların listesi çıkmıştı. En başta Mevlâna’nın Mesnevi’si geliyordu. İçinde yaşadığı toplumun sorunlarından daralan, bunalan, sıkılan insanlar, bir pınara koşar gibi Mesnevi’ye koşuyorlardı. Çünkü Mevlâna, en katı, en sert gerçekleri bile, Allah aşkıyla, Peygamber aşkıyla yumuşatıyor, tatlı, güzel, hoş bir hâle getiriyordu.
Tehditle, korkutmayla, yüksek sesle konuşmakla, bugüne kadar hiç kimse bir neticeye varamadı. Vardıklarını sananlar da sadece kendilerini aldattılar. Hele günümüzün insanını, bu yöntemlerle kazanmaya çalışmak, bir gafletten başka bir şey değil. İnsanlar, artık alevden ateşten değil, su ve gülden hoşlanıyorlar.
Fazıl Hüsnü Dağlarca bir şiirinde; “Gelme, gelme üstüme, bir şifâ vermeyeceksen eğer.” der. Sevmek, saygı duymak, hoş görmek, affetmek, bağışlamak insanoğlunun tarih boyunca en güzel hasletleri olmuş. Ateşin üzerine benzinle gitmenin bir âlemi yok. Ateşi söndüren sudur. Beşeri münasebetlerde su; güzel sözdür, güzel harekettir, affetmek, barış elini uzatmak, sevmektir.
Ne mutlu bu güzellikleri günlük hayatında uygulayabilenlere. Allah onlardan razı olsun. Bizleri de onların yoluna iletsin.
Sabri Tandoğan

“Bugünün dünyasında gerçeklik algımızı dumura uğratan pek çok olumsuz etkiye maruz kalıyoruz. Her tür propaganda/manipülasyon aklımızı,
hafızamızı, birikimimizi hafife alabiliyor, yok sayabiliyor. Gerçeklik algımız dumura uğratıldığı için, kendimize, içimize, ruhumuza yabancılaşıyoruz.

Bir insan için en tehlikeli yabancılaşma, o insanın kendi ruhuna
yabancılaşmasıdır. Her kim olursa olsun, ruhunun
özgürlüğünü/özgünlüğünü kaybeden herkes büyük sürüye katılır.

Sürüye katılanların, gerçeği bilmek, gerçeğe sahip olmak gibi bir
kaygıları yoktur. Gerçekler örtbas edilmek için değil, açıklanmak içindir.
Bu nedenle gerçeği bulunması gereken yerde tutmak çok önemlidir.

Günümüz insanının ahlaki yoksunluklarla ilgili, düşünsel/kültürel
yoksunluklarla ilgili kaygıları yok, yalnızca ekonomi ile ilgili kaygıları var.”

YAVAŞLAT BENİ

Beni yavaşlat Tanrım!
Yüreğimin atışlarını düşüncemin sakinliğiyle rahatlat.
Zamanın sonsuz görüntüsüyle hızımı azalt!
Bana güncel kargaşanın ortasında,
Tepelerin ölümsüz sakinliğini ver.
Bir çiçeğe bakmayı,
Eski bir dostla sohbet etmeyi
Ya da yeni bir dost edinmeyi,
Yolunu kaybetmiş bir köpeği okşamayı,
Ağ yapan bir örümceği izlemeyi,
Bir çocuğa gülümsemeyi,
İyi bir kitaptan birkaç satır okumayı ­ve
Yarışın daima daha çok hız için olmadığını
Anımsat her gün bana.
Yavaşlat beni Tanrım!
Bana ilham ver.
Köklerimi,
Yaşamın katlanılan değerler toprağının
derinliğine göndermek,
Kaderimdeki yıldızlara doğru ­daha çok
Büyüyebilmek için…
Yavaşlat beni Tanrım!

Wilfred A. Peterson

Kimselerin olmadığı saatleri seviyorum ..
Daha az ama öz insan olan ..
Daha az konuşup daha çok dinleyen,
geceyen ilerleyen,
sabahın ilk saatlerini..
Kimse yoksa Allahımla
konuşuyorum..
“O” beni dinler diyorum..
En doğru yolu “O” gösterir..
Sadece “O”na güveniyorum..
gerisi boş…

Bütün âlemleri ve zerreleri yaratan ve ayakta tutan Rabbim, Sana kainatın zerreleri adedince hamd ve şükürler olsun. Meleklerin ve bütün ruhanilerin hamdü senâları adedince hamd, senâ ve şükürler olsun. Peygamberlerin ve Habibinin hamdü senâları adedince Sana hamd, senâ ve şükürler olsun Allah’ım.

SALİH ÂMELİ DÜNYALARA DEĞİŞMEMEK

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Kötülükten sakınan, malını hayıra sarfederek özünü temiz tutan kimse cehennemden uzak kalır. O şahıs yaptığı iyiliğe karşılık kimseden mükâfat beklemez. Ancak Yüce Rabbinin rızâsını kazanmaya çalışır. O kimse kavuşacağı nimetlerden hoşnut olacaktır.” (Leyl, 17-21)
***
Rasûlullah (sav) buyurdular:
“Akıllı, nefsine hâkim olup onu hesaba çekerek ölümden sonrası için çalışan; ahmak ise nefsini hevâsına tâbî kıldığı hâlde Allah’tan (hayır) umandır.” (Tirmizî, Kıyâmet, 25/2469)
***
Hak dostlarından birine, kendisini çokça tesir altında bırakan bir hâdiseyle karşılaşıp karşılaşmadığı sorulunca, Hazret şunları anlatmış:
“Mekke-i Mükerreme’de para kesemi kaybedip muhtaç durumda kalmıştım. Basra’dan para bekliyordum, fakat bir türlü gelmiyordu. Saçım sakalım da epeyce uzamıştı. Bir berbere giderek:
“- Param yok, Allah rızâsı için saçlarımı düzeltir misin?” diye sordum.
Berber o esnâda bir adamı tıraş ediyordu. Hemen yanındaki boş yeri gösterip; “Buraya otur.” dedi ve müşterisini bekleterek beni tıraş etmeye başladı. Bekletilen müşteri îtiraz edince berber:
“-Kusura bakmayınız efendim, sizi ücret mukâbilinde tıraş ediyorum, lâkin bu şahıs, Allah rızâsı için olan işler dâimâ önceliklidir ve maddî bir karşılığı yoktur. Allah için olan işin bedelini kullar aslâ bilemez ve ödeyemez!” dedi.
Tıraştan sonra berber, cebime zorla birkaç altın da sokuşturdu:
“-Âcil ihtiyaçlarını karşılarsın, imkânım bu kadar, kusura bakma!” dedi.
Aradan birkaç gün geçti, Basra’dan beklediğim para geldi. Berbere bir kese altın götürdüm. Berber.
“-Aslâ alamam! Allah için olan işin bedelini ödemeye kulların gücü yetmez. Varın gidin siz yolunuza devam edin, Allah selâmet versin!” dedi.
Helâlleşip ayrıldım, lâkin tam kırk senedir seherlerde ona duâ ediyorum.”
Osman Nûri Topbaş

duyarsızlaştırma, aslında toplumu dönüştürme ve yeni bir toplum meydana
getirme işidir.
adam öldürmeye duyarsız
kalırsınız mesela! ülkelerin işgaline, tecavüzlere, hırsızlığa, çıplaklığa, aldatmaya, borcu geri vermemeye, faize,
huzurevlerine, kreşlere… tüm bunlara duyarsızlaşırsınız! çünkü aksi halde kalmanız,
birilerinin işine gelmeyecektir.
ama onlar bu isteklelrinden vazgeçemezler.
değişemezler yani…
o zaman değişim size kalıyor! toplumu dönüştürüyorlar…

İbrahim (a.s) ALLAH-ü Teala’ya;
”Ey RABB’im!
Diriltme gücünü görmek isterim..” dedi…
ALLAH (c.c) ona;
”Dört kuş al. Onları öldür ve etlerini bir havanda döv, sonra etlerinden birer avuç alıp dört ayrı dağa koy. Ardından o kuşları kendine çağır. Sana uçarak gelecektir…”
buyurdu..
İbrahim (a.s) yaptı ve ALLAH’ın (c.c) diriltme gücünü apaçık gördü…
Sen bunu sadece kuş diriltme olarak anlarsın öyle mi?..
Hayır… O; şu demekti:
”Ey İbrahim!
Bedeninde saklı olan ve senin gerçek âleme dirilişine engel olan dört kuşu öldür de, sende başka bir âlem dirilsin…
O dört kuş;
Kaza benzeyen HIRS’ın,
Horoza benzeyen ŞEHVET’in,
Tavusa benzeyen MAKAM tutkun,
Kargaya benzeyen İHTİRAS’ındır…
Öldür onları da,
RABB”inin bedeninde neleri dirilttiğini apaçık gör!..”..
Hz. Mevlana

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi