SOMA MADEN KAZASI ve SAVAŞTEPE

SOMA MADEN KAZASI ve SAVAŞTEPE

Ramazan Balkan 23 Haziran 2014 Pazartesi 03:00:00
  Soma maden kazasının üzerinden yaklaşık bir ay geçti. Halkı derinden etkileyen bu kaza yavaş yavaş ülke gündeminden düşmeye başladı. Yakında görürsünüz, ölen öldüğüyle kalır bu kazaya sebep olanlarda ülkemizin saygın işadamları ve siyasetçileri olarak kaldıkları yerden hayatlarına devam ederler. Bu hep böyledir.
Bu köşede uzun süredir yazılar yazıyorum ve Balıkesir’in Savaştepe ilçesindenim. Savaştepe, bu kazada 76 insanını kaybetti. Savaştepeli birisi olarak; Savaştepe neden bu kadar çok kayıp verdi ve insanımız neden bu köle düzenine muhtaç hale geldi, sorularına cevap bulmaya çalışacağım.
Savaştepe ilçesi Karacalar Köyü’nden çiftçi ailenim bir çocuğu olarak lise yıllarımda yani 1980’li yıllarda çiftçilik yapıyorduk. O yıllarda Savaştepe halkının en önemli geçim kaynağı çiftçilikti. Savaştepe, Sarıbeyler ve Yeşilhisar ovası baştanbaşa tütün, kavun, karpuz, soğan ve buğday tarlalarıyla doluydu. Tütün kırımı genelde gece yapıldığından ovalarımız gece adeta şehir gibi görünürdü. Çünkü her ailenin tarlasında çardağı bulunur, tarlaya yatıyla gidilirdi. Gece olunca lüküs lambası yakılır tütün kırılırdı. Haftanın altı günü tarlada kalınır pazartesi günü ilçe pazarı kurulduğundan o gün Savaştepe’ye gelinirdi.
Yaz sonu tütünler Tekel’e satılır, kavun, karpuz, soğan vb tüccara tarlada peşin parayla verilirdi. Çarşı esnafı köylüyü kapıda karşılar, banka müdürü odasında çay ikram ederdi. Çünkü köylünün ürettiği mahsul para eder toplu para çiftçi de olurdu. Hatta ilçemizde görev yapan memurlar icar (kira) tarla tutar, tütün ekerdi. Savaştepe’de; Ziraat, Türk Ticaret, Halk ve İş bankası olmak üzere dört tane banka vardı. Sünnetler, nişanlar, düğünler harman sonuna bırakılır, her yıl eylül ayında düzenlenen Savaştepe Panayırı’nda alış-veriş yapılırdı. Düğün alışverişlerine Savaştepe çarşısı veya panayırı yetersiz kaldığında Soma’ya veya Balıkesir’e düğüncü mağazalarına gidilirdi.
Fakat çiftçinin bu rahatlığı 1980’lerin sonuna doğru ortadan kalktı. Bu tarihe kadar Türkiye’de tarım ürünleri ithalatı yapılmıyordu. Türk çiftçisi, ithalata karşı korunduğundan çiftçiler Türkiye’nin en mutlu insanlarıydı. Ders kitaplarında; “Türkiye; tarım ürünlerinin üretimi bakımından kendi kendine yetebilen yedi ülkeden biri” olarak yazar, biz ülke olarak bununla öğünürdük.
Turgut ÖZAL yani ANAP iktidarı döneminde ilk defa tarım ürünü ithalatı serbest bırakıldı. O yılları bilenler hatırlar, ülkemize ilk gelen ithal tarım ürünü “ÇİKİTA MUZ” idi ve ÖZAL; “hadi canım Amerika’dan çikita muz gelse ne olur” diye tarım ürünleri ithalatını savunmuştu. Fakat iş sadece “ÇİKİTA MUZ” ile kalmadı; ABD’den buğday ve barbunya, Kanada’dan mercimek, Arjantin’den mısır ve soya, Sudan’dan susam, arpa, İtalya’dan bakla, Çin’den sarımsak ve ceviz, Rusya’dan ayçiçek, Yunanistan’dan pamuk, Brezilya’dan portakal, Panama’dan muz, Almanya’dan vişne, İran’dan fasulye, Avustralya’dan pirinç, Meksika’dan nohut, İngiltere’den çay ithal etmeye başladık.
Bu ithalat furyası Türkiye’de köylü kesime büyük zarar verdi. Doğal olarak Savaştepe köylüsü de bundan etkilendi ve yavaş yavaş fakirleşmeye başladı. Buğday, kavun, soğan vb eskisi kadar para etmezken zaman içinde tütüne kota getirildi. Bu uygulamalar kötü bir başlangıcın ilk habercisi oldu.
Tarım ürünleri ithalatının serbest bırakılmasıyla sıkıntıya giren Savaştepe köylüsü bu defa hayvancılığa yöneldi. Neticede hayvancılık karlı bir uğraşı haline geldi. Köylüler evlerinde 4-5 inek besler sütünü satarak masrafını çıkarırken doğan erkek sığırlarda kasaplara verilerek kazanç elde edilirdi. Kurban zamanı büyük şehirlere kasaplık sığırlar götürülür diğer zamanlar Et-Balık Kurumu’na canlı olarak kilo başı sığırlar satılırdı.
Fakat çiftçinin hayvancıktan elde ettiği gelirde fazla sürmedi. Bu defa Tansu ÇİLLER ve DYP iktidarı ilk defa et ithalatını serbest bıraktı. Tonlarca et ülkemize gelmeye başladı. Hatta basına yansımıştı, bu ithalat sırasında ABD’den sığır eti diye “BUFFALO” eti bile ithal edilmişti. Zaman içinde Savaştepe köylüsü için hayvancılıkta karlı olmaktan çıktı. Bu et ithalatının son aşaması günümüzde “CANLI HAYVAN” ithalatı olarak şekillendi. Basını takip edin her kurban bayramı öncesi Arjantin’den Brezilya’dan gemiler dolusu “ANGUS” getiriliyor ve kendi üreticimizin malı elinde kalıyor.
Bu arada Özal iktidarından günümüze Türk çiftçisine destek ola; ET-BALIK, SÜTAŞ, ÇAY-KUR, TEKEL, TARİŞ vb bütün kurumlar özelleştirildi. Devir özelleştirme devriydi yani elde ne varsa sat-savur harca devri idi. Altı üstü bir yoğurt firması olan “DANONE” satılacağı zaman bütün Fransa ayağa kalmıştı. Bizde ise satışa karşı olmak; hainlik, gerilik, çağın gerisinde kalmak olarak sunuldu. Hatta devlet etle sütle, buğdayla uğraşır mı diyerek özelleştirmeye karşı çıkanlar aşağılandı.
Uzun lafın kısası ürettiği mahsülü para etmeyen, malını satamayan, damdaki sığırı elinde kalan, bir kilo sütü hala yarım litre su parası etmeyen Savaştepe köylüsü yavaş yavaş fakirleşti. Köylerini ve ilçeyi terk etmeye başladılar. Benim Savaştepe’den ayrıldığım 1988’de Savaştepe merkezin nüfusu 10.200 köylerinde 11.500 idi. Yıl 2014 Savaştepe’nin merkez nüfusu 9.100 köylerin nüfusu ise 10.600 civarında. Peki 1988’den 2014’de artması gereken bu nüfus niye azaldı ve nereye gitti?
Bu nüfus; ANAP ve DYP ile başlayıp günümüzde de devam eden “SAĞ PARTİ” politikaları sonucu ürettiği mahsül para etmeyince fakirleşti, işsiz kaldı, köylerini terk etti. Soma’dan İzmir’e kadar büyük şehirlere göç ederek; yeter ki asgari ücret bir maaşım olsun, emekliliğim olsun, karnım doysun diyerek vahşi kapitalizmin ucuz işgücü işgücü haline geldiler. Neticede Soma madeninde kurulan “KÖLE DÜZENİ” sistemin eline düştüler. İşte, yazımın başında cevabını bulmaya çalıştığım; neden Savaştepe bu kadar çok kayıp verdi? sorusunun cevabı bu tarihsel süreçte gizlidir. Bu tarihsel süreçte, önce tarım ürünleri ithalatının önü açıldı, ardından özelleştirmelerle köylü kesimin üzerinden devlet desteği çekildi. Fakirleşen ve işsiz kalan köylü kesim şehirlere göç ederek kapitalizmin ucuz işgücü haline geldi.
Son olarak belirmek isterim ki; Soma madenlerinde çalışan yakınlarımız var. Bu madenlerde işe başlarken sizden önce tarih kısmı boş bırakılmış işten ayrılma dilekçesi alınır. Böylece çalışma koşullarından şikayet ettiğinizde yada sizden istenen günlük kapasiteyi dolduramadığınızda çıkışınız yapılır. İşyerinin karını yükseltmek için onbirinci ayda çıkış verilerek tazminatınıza el konulur. Bordroda çocuklarınız gösterilmez. Sendikanız patron sendikasıdır sizin değil işverenin haklarını savunur. Buna rağmen çalışmak zorundasınızdır; çünkü bankadan kredi almışsınızdır, okula giden çocuklarınız vardır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi