Siz bizi merak etmeyin… – Kocatepe Gazetesi

Siz bizi merak etmeyin… – Kocatepe Gazetesi

Onur Bayram 15 Şubat 2011 Salı 02:00:00
  Hiç kelimeler boğazınıza düğümlendi mi? Gazetedekiler, konu yazmak olunca ‘izansız’ olarak tanımlarlar beni. Haberi de köşeyi de aşırı uzun yazı-yorum çünkü. Ama ilk kez yazamıyorum. Bir haftadır bu köşeyi yazmak için defalarca uğraştım. Bir kaç kez başladığım yazıyı kaydetmeden sildim. Gerçi dedemi kaybettiğimizde de böyle olmuştum. Düşünce tutulması işte böyle bir şey. Her kelimeyi boğazınıza düğümleyip, yutkunmanıza bile izin vermiyor.
Ailemizden hiç kimsenin öldüğünü hatırlamıyordum iki yıl öncesine kadar. Belki biz küçüktük cenazeleri hatırlamıyorduk ya da gerçekten bizim aile benim hatırlarımın güçlü olduğu son 20 yıl içinde neredeyse hiçbir üyesini kaybetmemişti. Dedemi kaybettiğimizi duyduğum ilk an ne olduğunu bile anlamamıştım. Şaşkın şaşkın bakıyordum sağa sola. Ailem Tekirdağ’a gitmek üzere Antalya’dan geçerken beni aldıklarında bile henüz anlamamıştım, gidenin bir daha dönemeyeceğini. Oysa en çok cenazenin defninden sonra anılarla, anıların olduğu eşyalarla baş başa kaldığınızda acıyor içiniz.
Tüm acıya ve üzüntüye rağmen hayat devam ediyor. Normale dönüyorsunuz bir süre sonra. Unutmuyorsunuz belki ama artık alışıyorsunuz ‘O’nsuz yaşamaya. İşte ilk kez iki yıl önce yaşadığım bu duyguları geçen hafta Şükrü Amca’nın vefatıyla bir kez daha yaşadım. Bir haftadır yazılan köşelerde sert olduğu, kararlı olduğu, iyi gazeteci olduğu, ha-yatı boyunca hiç eğilip bükülmediği gibi pek çok özelliği yazıldı. Oysa dedeme benzerdi Şükrü Amca. Zevk almayı bilirdi hayattan. Benzerdi, kızardı her ikisi de bana. “Niye yemek yemiyorsun. İğne ipliğe dönmüşsün” diye zorla yemek yedirirdi her ikisi de.
Bilen bilir Şükrü Amca yemeyi severdi. Ama yedirmeyi de severdi. Sık sık öğlenleri bana, “Git Ali’ye söyle pide yapsın ikimize de” derdi. Ama her seferinde de hatırlatırdı, “benim usulden olsun” diye. Ara sıra sohbet etmeye giderdik Hidayet Amca’ya. Hani Afyon’un en iyi ekmek kadayıfını, en iyi kaymağını satan Hidayet Amca’ya giderdik. Onlar geçmişten konuşur, ben de elim çenemde onları dinlerdim. Geçmiş anılarını anlatırlardı, gençlikte neler yaptıklarını. Bazen ölümden, ölenlerden de konuşurlardı da ben uzaktım o konuya. Şimdi düşünüyorum da ölenlerin ardından konuşurken, üzülmenin yanı sıra ne kadar durgunlaştıklarını anlayamamışım. Hayattan çekilmenin verdiği duyguyu sevmezdi Şükrü Amcam. Hep dikti, hep güçlüydü. Değiştirirdi konuyu, kendisi yemese bile ekmek kadayıfı yedirtirdi bana. “Bu yarım adama da kadayıf ver de; yüzüne kan gelsin” derdi. Anlatamazdım Trakyalılar’ın ten renginin açık olduğunu. Hep zayıflıktan derdi.
Her gün gazeteye gelir ne var ne yok diye konuşurdu. Paniği de sevmezdi. Ben ‘bakan gelmiş’ diye panik yaptıkça, ‘bırakın gelsin’ derdi. Telaşlı halimi gördükçe “telaşe memuru” diye benimle dalga geçerdi. O kadar sert mizaçlı olduğu anlatıldı da rahmetli bana hiç göstermedi o yüzünü. Gerçi yaptığım bir haber yüzünden bir taraftar grubu ile papaz olduğumda ‘Hiç korkma ben buradayım’ demişti. Dik durmanın kalıptan değil yürekten geldiğini gösteriyordu. Hani kimse anlatmadı ama güler yüzlüydü aslında. Keyifli odlumu uğraşırdı sizinle. Gülerdi yandan yandan, ağzının sadece sağını kıvırarak.
Bu düşünce tutulması içinde ben Yahya Kemal’in Sessiz Gemi’sini hatırladım. “Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli, Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli”. Bu kadar mı güzel anlatılır gidenin ardından öksüz kalmak. Hani hatıralar sardığında etrafınızı hep güzel günler geliyor ya insanın aklına, Şükrü Amca’mın cenazesi sonrası da en zoru pide yemek oldu. Birlikte yerdik diye düşündükçe, boğazıma takıldı düğümler. En zor olanlardan biri de ertesi günün gazetesini yapmak oldu. İlk kez bu kadar sessiz bir gazete hazırladık. Kimsenin içinden gelmiyordu konuşmak.
Ayhan Işık’a benzettiğimiz fotoğraflarını da o veda gazetesinde paylaştık sizlerle. Biz bilirdik motor sevdasını da ilk kez duyanlar da olmuş. Oysa 3 yıl önce bile bulduğu en büyüğünden motoru deneyecek kadar tutkundu, motorlara. Kimse yazmasa da sporcuydu. Sık sık boksörlüğünden konuşurduk. Kavgalarını, gençliğini, ilk işlerini anlatırdı. Her anlattığında bir şey öğretir, bak ben bunu yaptım, sen de böyle yap, ya da sen böyle yapma derdi. Gazetelerde, herkese ne kadar çok şey öğrettiği yazıldı da bana öğretmeyi öldükten sonra bile sürdürdü. Gazetede hiç beceremediğim, ilgimi çekmeyen işi Şükrü Amca’mın vefatının ardından gururla öğrendim.
Ertuğrul Özkök, ‘her ölüm zamansız’ demişti bir yazısında. Ama en çok bu ölüm zamansız oldu. Bir haftadır İzmir’deydim. Sezer Abi’ye defnettiğimiz hafta içi için bir süredir Şükrü Amca’yı göremediğim için evine ziyarete gideceğimi söylemiştim. Yanlış hatırlamıyorsam Uzay Heparı’nın ölümünün ardından Sezen Aksu, ‘çok sevilenler cennete gider’ demişti. Ben Şükrü Amca’nın yanına gitmeye hazırlanırken, o dedemin yanına gitti. Dedeme selam söyle Şükrü Amca, hepimiz onu çok özledik. İkiniz de sevmezdiniz ya işlerin aksamanı, aksatmıyoruz. Yaş ilerledikçe, sevdiklerimizi bir bir defnettikçe daha iyi anlıyoruz hayattan çekilmenin ne olduğunu. Ama hiç merak etmeyin sizi unutmadık ama normal yaşamımıza döndük. Artık yemek konusuna da daha özen gösteriyorum. Üstelik Amcamız da başımızda, artık siz bizi merak etmeyin. Mekanınız cennet, ruhunuz şad olsun.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi