SEVGİ YILI’NA DEVAM

SEVGİ YILI’NA DEVAM

“2020 Afyonkarahisar Sevgi Yılı…”
Şu kelimelerin yanyana dizilişi bile insana güzel gelmiyor mu? İlk okuyuşta gönüllere huzur, sükunet telkin etmiyor mu?
Orman ve Su işleri eski Bakanı, Türkiye Cumhuriyeti’nin Irak Özel Temsilcisi, AK Parti Afyonkarahisar Milletvekili Prof. Dr. Veysel Eroğlu’nun öncülüğünde Afyonkarahisar Valiliği tarafından başlatılan “Sevgi Yılı” çalışmaları ne yazık ki “Pandemi” günlerinin gazabına uğradı.
Korona denilen yitip-bitesice musibet her şeyi etkilediği gibi Afyonkarahisar açısından büyük önem taşıyan Sevgi Yılı etkinliklerine de ket vurdu.
Yine de Valilik Makamı ve Valilik personelinin gayretleri, Bakan Eroğlu’nun desteğiyle çok şeyler yapıldı Sevgi Yılı etkinlikleri kapsamında.
Elde olmayan sebeplerle “eksik olması”, “hiç olmaması”ndan iyidir bize göre.
Önümüzdeki günlerde bu eksiklikler de tamamlanacaktır. Günlük yaşam imkanlarının elverdiği ölçüde.
***
2020 Afyonkarahisar Sevgi Yılı etkinleri kapsamında malumunuz olduğu üzere her ay için bir etkinlik başlığı belirlenmişti. Örneğin Mart ayı konusu “Selamı yayma”, Nisan “Yardımlaşma ve Dayanışma”, Mayıs “Komşularla buluşma, tanışma, paylaşma”, Haziran “Nezaket ve tebessüm” ayı olarak belirlenmişti.
İçerisinde bulunduğumuz Temmuz ayının konusu ise “Sıla-i rahim” ayı…
Ağustos’ta “Vatan ve Bayrak Sevgisi, Zaferler ayı” teması etkin olacak.
SILA-İ RAHİM NEDİR?
Sevgi Yılı’nın Temmuz ayı konusu olan Sıla-i rahim hemen hemen herkesin malumudur. Bilmeyenler için kısaca hatırlatmak gerekirse eğer Diyanet İşleri Başkanlığı’nın İslam Ansiklopedisi’nden yararlanalım.
Diyanet Ansiklopedisi’nde “Sıla-i rahim” kavramı şöyle özetleniyor:
Sözlükte “bağ, ilişki” anlamına gelen sıla ile “döl yatağı, ana rahmi” ve mecazen “insanlar arasındaki soy birliği, akrabalık bağı” mânasındaki rahm/rahim (çoğulu erhâm) kelimelerinden oluşan sıla-i rahim terim olarak “kan bağı ve evlenme yoluyla oluşan akrabalık bağlarını yaşatma, akrabalarla ilişkiyi sürdürme, haklarını gözetme, onlara ilgi gösterme, iyilik ve yardımda bulunma, ziyaret etme” şeklinde açıklanmaktadır. Akrabalar için zü’l-erhâm, ülü’l-erhâm gibi tabirler de kullanılır. İbnü’l-Esîr, bu tür akrabalık görevlerini ihmal etmenin veya akrabalara kötü davranmanın kat‘-ı rahim tabiriyle ifade edildiğini belirtmektedir
Hz. Peygamber’in tâlimatıyla Habeşistan’a hicret edenler arasında yer alan Ca‘fer-i Tayyâr’ın Resûl-i Ekrem’e minnettarlığını dile getirmek için Necâşî’nin huzurunda yaptığı konuşmada sıla-i rahim (sılatü’r-rahm) ve kat‘-ı rahim (naktau’l-erhâm) tabirleri geçmektedir. Kudüs’te bulunduğu sırada Bizans Hükümdarı Herakleios’un Resûlullah hakkındaki sorularını cevaplandırırken Ebû Süfyân da benzer ifadelerle sıla-i rahimden söz etmiştir
Kur’ân-ı Kerîm’de rahim kelimesi yer almamakla birlikte çoğulu erhâm yedi âyette sözlük anlamında (meselâ bk. Âl-i İmrân 3/6; el-En‘âm 6/143, 144; er-Ra‘d 13/8), üç âyette “akrabalar, akrabalık bağları, akrabalık hakları” (en-Nisâ 4/1; Muhammed 47/22; el-Mümtehine 60/3), iki âyette ülü’l-erhâm şeklinde (el-Enfâl 8/75; el-Ahzâb 33/6) “akrabalar” mânasında geçmektedir. Ayrıca “kurb” (yakınlık) kökünden çeşitli kelimelerin bulunduğu başka âyetlerde de akrabalarla ilgili görevlere yer verilmiştir (meselâ bk. el-Bakara 2/83, 177; en-Nisâ 4/36; eş-Şûrâ 42/23). Nisâ sûresinin ilk âyetinde Allah’a saygısızlığın hemen arkasından akrabalık haklarına riayet etmemekten sakınılması istenmekte olup İslâm âlimleri bu âyete ve daha başka âyetlerle hadislere dayanarak sıla-i rahmi gözetmenin vâcip (farz) ve sıla-i rahme riayetsizliğin haram olduğunu bildirmiştir.
İki âyette (el-Bakara 2/27; er-Ra‘d 13/25) yine sıla kökünden bir fiil kullanılarak Allah’ın yaşatılmasını emrettiği bağları koparanlar kınanmaktadır; burada da akrabalık bağlarını kesenlerin kastedildiğini belirtenler vardır (Şevkânî, I, 61). Bu yorumu benimseyen Taberî’ye göre bağları koparmaktan maksat, Allah’ın farz kıldığı akrabalık haklarını ödemekten ve yakınlara iyilik etmekten kaçınmak suretiyle onlara haksızlık yapmak, bağları yaşatmaktan maksat ise Allah’ın kendi haklarından sayılan, akrabalara karşı yerine getirilmesini farz kıldığı vecîbeleri yerine getirmek ve onlara şefkatle muamele etmektir.
Sıla-i rahim konusu hadislerde de geniş biçimde yer almış, gerek bu tabirle gerekse başka ifadelerle bunun önemi vurgulanmıştır. Buhârî’nin konuya ayırdığı bablardan biri “Şılatü’r-rahm” başlığını taşır (“Edeb”, 10). Burada yer alan bir hadiste bir kimsenin, “Beni cennete götürecek bir iş söyler misiniz?” şeklindeki bir sorusuna Hz. Peygamber, “Allah’a kulluk edip O’na hiçbir şeyi ortak koşmazsın; namazını kılar, zekâtını verirsin ve akrabanı gözetirsin” diye cevap vermiştir (ayrıca bk. Müsned, V, 417, 418; Buhârî, “Zekât”, 1; “Kefâlet”, 4; Müslim, “Îmân”, 12, 14). Buhârî’nin el-Câmi‘u’ ş-şahîh’inde, “Kim akrabasına ilgi gösterirse Allah da ona ilgi gösterir” şeklindeki başlık altında kaydedilen bir hadise göre (“Edeb”, 13) Allah Teâlâ, ana rahmine bağlı akrabalık düzenini kurduktan sonra bu bağları yaşatanlara kendisinin ilgisinin süreceğini, akrabalık bağlarını koparanları ise kendi ilgisinden mahrum bırakacağını bildirmiştir. Ashaba bu bilgiyi veren Resûlullah, sıla-i rahmi terketmenin kötülüğüne işaret eden Muhammed sûresinin 22. âyetini okumalarını öğütlemiştir. Diğer bazı hadislerde de Allah’ın rahmân ismiyle sıla-i rahim arasında ilişki kurularak bu görevi yerine getirenlerin ilâhî rahmetten nasiplerini alacaklarına, ihmal edenlerin ise rahmetten yoksun kalacaklarına işaret edilir (meselâ bk. Müsned, I, 190, 191, 194; VI, 62; Buhârî, “Edeb”, 13; Tirmizî, “Birr”, 16). Hadislerde sıla-i rahim konusunda karşılık beklenmemesi, ilişkiyi kesenlerle de akrabalık bağlarının sürdürülmesi gerektiği bildirilmektedir (Müsned, II, 160, 194; III, 437; IV, 148, 158; Buhârî, “Edeb”, 15; Ebû Dâvûd, “Zekât”, 45). Resûlullah, sıla-i rahmin müslüman olmayan yakın akrabaya karşı da geçerli olduğunu ifade etmiş ve, “Allah, din konusunda sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlarla iyi ilişkiler içinde olmanızı ve onlara adaletli davranmanızı yasaklamaz” meâlindeki âyetin (el-Mümtehine 60/8) buna işaret ettiğini bildirmiş (Müsned, VI, 344; Buhârî, “Hibe”, 29; “Edeb”, 7, 8, 9; Müslim, “Zekât”, 50), hangi sadakanın daha faziletli olduğuna dair bir soruya da “Akrabaya verilendir, çünkü bunda bir sadaka, bir de sıla-i rahim sevabı var” cevabını vermiştir (Müsned, IV, 17, 18; Tirmizî, “Zekât”, 24, 26; Nesâî, “Zekât”, 22, 82). Bazı hadislerde sıla-i rahmin ömrü uzatacağı ifade edilir (meselâ bk. Müsned, III, 156, 247, 266; Buhârî, “Edeb”, 12; Müslim, “Birr”, 20, 21). Bu hadisler, “Allah dilediğini siler, dilediğini sabit bırakır” meâlindeki âyete (er-Ra‘d 13/39) dayanılarak lafzî mânada anlaşıldığı gibi, “Allah böylelerine arkasından dua edecek hayırlı nesiller verir” şeklinde de açıklanmıştır (İbn Hacer el-Heytemî, s. 137-138).
GÜZEL AHLAKIN EN GÜZEL ÖRNEĞİ
Sevgi yılı ve mübarek Cuma günü nedeniyle Rasullullah (Sav)’in güzel ahlakını bir kez daha hatırlayalım. Ümmetine her bakımdan örnek olan Allah Rasûlü’nün beyan buyurduğu hayat düsturları ne kadar yüksek bir ahlâkın tezâhürüdür.
Ahlâk; huylar, beşerî davranışlar demek. İnsanın yaratılıştan gelen veya sonradan eğitimle kazandığı ruh halleri demek. Güzel ahlâk ise, kabul görmeyen huy ve davranışları terbiye ile izâle ederek övülenleri kuşanmak demektir.
Muhaddisler O’nun yüce ahlâkını şu şekilde tasnif etmişlerdir:
Açıkta ve gizlide Allah’tan korkmak.
Rızâ (hoşnutluk) ve gazab (kızgınlık) hâllerinde dahî adâletten ayrılmamak.
Zenginlikte ve fakîrlikte iktisâdı ve îtidâli elden bırakmamak.
Akrabâ, alâkasını kesse bile, onlarla alâkayı kesmemek.
Kendisini mahrum edene dahî ihsân etmek.
Kendisine zulmedene bile af ile muâmele etmek.
Sükûtunun tefekkür olması,
Konuşmasının zikir (Allâh’ı anmak) olması,
Nazarının ibret olması…
Allah’ın mağfiretine, Rasulullah’ın şefaatine nail olmanız duasıyla, Cumamız mübarek olsun.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi