SEN TANRI MISIN? – 94 –

SEN TANRI MISIN? – 94 –

A HARFİ ASİ, NEFSE ZULÜM HALİNİ, B HARFİ BİLLAHİ MANASINI İFADE EDİYOR
Hedefi Vahid olanın, idrakı imandan ikana geri dönüşsüz ilerleyen tanrılığa geri dönmeyen Mutmainne nefse Yaradan’ı Fecr Suresi son ayetlerinde şöyle seslenmişti: Artık Radıye olarak Mardiye olarak Rabbine dön. Evliya kullarıma, cennetlik kullarıma dâhil ol. Bu kula Rabbi şöyle de seslenir: “De ki HUAllahu EHAD.” Yani bu hakikate şahid oldun, artık böyle söyle.” Zaten İhlâs Suresi’nin esas muhatabı bu idraka gelmiş kuldur. Bu hitabı duyunca o; “eşhedü en La ilahe illallahül Ehadüs Samedülleziy lem yelid ve lem yûled ve lem yekün lehû küfüven ehad”ı şahitlikle söyler: Allah Ehad’dır, Samed’dir, doğurmamış ve doğurulmamıştır, O’na dunihi hiçbir küfüv mevcut değildir. “Eşhedü en La ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasuluhu” şehadeti ile aday olup yola çıkan kul ilerleyerek bu şehadete ulaşıyor. İşte bu yolculuktaki idrakları oluşturan grupları, ilk harf dünyadaki pozisyonu, ikinci harfi ise idrakını belirtecek şekilde şöyle tasnif edebiliriz. A harfi asi, nefse zulüm halini, B harfi Billahi manasını ifade ediyor: İlk grup A’da A’dır. Hayata A’da A olarak başlayan idrak seyahati B’de B’siz’lik haline kadar tekâmül edebilir. Yol sonra da devam eder, yani tanımlama bitse de süreç/ilerleme devam eder… Biz şimdi A’da A idrakı ile başlayan süreci tefekkür ile başlayalım.
NEFSİNE ZULMEDENLER, MUKTESİD (MUTEDİL) OLANLAR VE ÖNE GEÇEN, ÖNDE OLANLAR
İlk grup A’da A: Muhtariyetin sabit olduğu haldir. Bu idrakta muhtariyet dosyaları açıktır, esasa muhtariyet dosyaları hâkimdir ve bu durum geri dönüşsüzdür. Nefse Zulüm bu grupta geri dönüşsüzdür. Ebediyyen, sonsuza dek cehennemlik hal… Böyle olduğunu ayetlerle gördük.
İkinci grup A’da “B” Hissi: Bunu ve ilerisindeki idrakları anlatan bir ayet var: Fatır-32. Dolayısıyla, önce Fatır-32. ayetin mealine ve Efendimiz (SAV)’in o ayeti yorumladığı hadisine bakalım.
“Sonra kullarımızdan ıstifa ettiklerimizi (süzüp seçtiklerimizi) kitaba varis kıldık. Onlardan kimi nefsine zulmedicidir. Kimi muktesıd (mutedil, arada kalan, orta yolu tutan)dır. Kimi de Biiznillah hayrat ile (faziletler, tecellilerle) öne geçendir. İşte bu fazl-u kebiyrdir (büyük lütuftur, üstünlüktür).”
Fatır-32. ayet kitaba varis kılınan üç gruptan bahsetti: Nefsine zulmedenler, muktesid (mutedil) olanlar ve öne geçen, önde olanlar. Ebu Said radıyallahu anh’tan rivayet edilen şu hadiste, Efendimiz (SAV) buyuruyor: “Bahsedilen üç grup da aynı makamdadır; hepsi de cennettedir.” Ebu’d Derda radıyallahu anh, hadisin devamı niteliğinde bir başka rivayette bulunuyor: “Öncüler cennete hesap vermeden girerler. Muktesıdler (mutediller) ise kolay bir hesaptan sonra cennete girerler. Nefsine zulmedenlere gelince, bunlar mahşer boyunca hapsedilir. Sonra Allah onların eksikliklerini rahmetiyle telafi eder. Bunlar, Fatır-34. ayetteki; “Hamd bizden tasayı gideren Allah’a aittir, Rabbimiz Gafurun Şekûr’dur” diyen kimselerdir.”
“(Adn cennetine girenler) dediler ki; Hamd, hazanı bizden gideren Allah’a aittir. Muhakkak ki Rabbimiz Gafur’dur ve Şekur’dur.” (Fatır-34).
Fatır-32’nin bahsettiği üç grup kanaatimizce şöyle: Bu ayetteki nefse zulmedenler “A’da “B” hissi” grubunda yer alanlardır. Mutediller (muktesıdler) “B’de B ile” ve “B’de B” grubunda olanlardır. Öncüler (sabikun, mukarrebun) ise “B’de B’siz” ve sonrakilerdir…
NEFS-İ LEVVAME’DE OLMAK UMUTLANMAMIZ İÇİN ÇOK ÖNEMLİ BİR HALDİR
A’da A ve A’da “B” Hissi, gruplarının ikisi de “nefsine zulmedenler” kapsamındadır. Âlimler yukarıda okuduğumuz hadisi tefekkür ederken “nefsine zulmedenler nasıl cennete gider?” diye araştırıyorlar. Hadiste sayılan bu üç gruptan birisi nefsine zulmedenler, onlar için “cennetliktir” müjdesi var. Ayet onları da “kitaba varis kıldık” diyor. Âlimlerin bir kısmı bu hadise bakıp “nefsine zulmedenler cennete gidecektir” diyor. Ama “nefsine zulmedenlerin cennete gitmelerinin mümkün olmayacağını” söyleyen âlimler de var. Bu tartışmada farklı gibi görünen iki görüş de doğrudur. Şöyle ki: “A’da A” sütununda açıklanan nefse zulm halinde olanlar geri dönüşsüz nefse zulüm halini yaşadıkları için bu ayetin ve hadisin kapsamı dışındadır, onlara cennet kapalıdır. Bu yüzden biz nefse zulmü ikiye ayırdık: Geri dönüşsüz nefse zulüm ve Nefs-i Levvame’deki nefse zulüm! Cennetle müjdelenenler Nefs-i Levvame’de olup da nefse zulümden kurtulamamış olanlardır. Nefs-i Levvame başlar başlamaz nefse zulüm hemen bitmiyor ki. Geri dönüşsüz Mutmainne hali oluşuncaya kadar nefse zulüm devam eder. Nefs-i Levvame’de tanrılıktan kurtulma çalışması yapanlar, tanrılık iddiasına ait fiillerden tamamen kurtulup o halde sabit ve kararlı yaşıyor hale gelinceye kadar nefse zulüm devam eder! Dolayısıyla bu, tanrılık iddiasından rahatsız olanın nefse zulüm halidir. Burada tanrı tanrılığından rahatsızdır ve o halini fonksiyonsuz yapmak için Nefs-i Levvame’de gayrettedir. Diğeri muhtariyetinde kararlı olanın nefse zulüm halidir, o geri dönüşsüz nefse zulümdür! Dolayısıyla, ayette “kitaba varis kılındığı” söylenen, hadisle de müjdelenen nefse zulmedenler tanrı olmaktan kurtulmaya çalışanlardır, Nefs-i Levvameye girmiş ama işi ölmeden önce tamamlayamamış olanlardır, Allahu A’lem. Rabbim ona bu işi son nefeste tamamlamayı lütfetmiş de olabilir, bilemeyiz. Fakat hadisten anlıyoruz ki; bu halle de ölmek mümkün! Yine hadisten öğreniyoruz ki, bu halde ölmüş olanları bir tasa alacak ve şöyle diyecekler: Biz tanrılık iddia etmiyorduk, kurtulmak için Var Görünen halimizle Allah’a şirk koşmamak için gece gündüz gayretteydik, neden cennette değiliz? Tasalanacaklar, onları böyle bir tasa alacak. Ve (sembolik bir tarifle) hadis onların mahşer boyunca hapsedileceklerini söylüyor. Efendimiz (SAV); “sonra onların bu noksanlarını Allah rahmetiyle giderecek de onlar bu tasadan kurtulacaklar” diyor. “Fatır-34’de bahsedildiği gibi ‘Hamd, bizden hazanı, tasayı gideren Allah’a aittir. Muhakkak ki Rabbimiz Gafurdur, Şekur’dur’ diyecekler” buyuruyor. Efendimiz öğretti ki; Nefs-i Levvame’yi fark etmek, ona adım atmak, orada ısrarlı olmak, cennete umutlanmamızı gerektiren çok önemli bir haldir. Ama önce tanrılık iddiasını fark etmek, onun fiillerini tanımak ve kurtulmaya çalışmak şart. Nefs-i Levvame’de olmak umutlanmamız için çok önemli bir haldir.
ESMA’ÜL HÜSNA’LARDAN OLUŞAN ESAS ÇOKLUK ÂLEMİ
Üçüncü grup “B’de B ile”, dördüncü grup ise “B’de B”dir. Bunlar Fatır-32’ye göre Mutediller olup nefse zulmedilen yaşantının yani vehmin zulmetinin geri dönüşsüz kalktığı yaşantıdadırlar. Vehmin zulmetinin olmadığı, “B” idrakının kararlı, sabit bir halde yaşandığı alandadırlar. Aslında, vehmin zulmetindeki ef’al âlemi esas çokluk âlemi değildir, esas ef’al âlemi yani çokluk alemi zulmet idrakının kalktığı hayattır. Vehmin zulmetini yaşayanlar “zulmani çokluk âlemi” ile perdelidir. Esas ef’al alemi Nefs-i Mutmainne ile başlar. Öncekiler tanrısal olduğu için oradaki çokluk zulmanidir, Allah’a eş koşulan yerdir. Mutmainne ile başlayan gerçek çokluk âlemi, İhlâs Hayat Döngüsü’nün geri dönüşsüz yaşandığı yerdir. “Gerçek Çokluk Âlemi”ne nasıl girilir? Eğer çokluk âlemini Esma’ül Hüsna olarak tarif ederseniz, Esma’ül Hüsna’ları tanrısal benliklere bağlamazsanız Esma’ül Hüsna’lardan oluşan Esas Çokluk Âlemi’ne gelirsiniz. Dikkat edin, Vehmin Zulmeti bitip de velayet kapısından girince siz çokluk âleminden kurtulmadınız, zulmetten kurtuldunuz, çokluk âleminin esasına geldiniz. Önceki, çokluk âleminin küfür haliydi! Çokluk âleminin üstündeki küfür perdesi (tanrısal tanımlar) kalkınca Esma’ül Hüsna’ları örten tanrısal örtü kalkınca geriye Esma’ül Hüsna’lar (gerçek çokluk) kalır. Dolayısıyla gerçek esma âlemi hayatı görülür. Çokluktan kurtulma yeni başlıyor, esas şimdi başlıyor! Daha önceki “çokluğun küfre dönüşmüş halinden” kurtulma süreciydi. Nefs-i Mutmainne ile birlikte çokluğun üzerindeki küfür perdesi kalkmış olur, Esma’ül Hüsna’dan oluşan esas çokluk (Esma Âlemi) başlar. Sizin oradaki örtüsüz yaşayışınıza göre halleriniz değişmeye devam eder. Çünkü Levvame devam ediyor. Mutmainneye gelene kadar küfrü fonksiyonsuz kılmaya çalışıyoruz. Bu nefs haline ulaşılan noktayı “sıfır noktası” kabul edersek, sıfır noktası geçilebilirse bu sefer talip vehmi yani vehmin tasarrufunu tüketmeye, onun tasarrufundan çıkmaya çalışacaktır. Eğer sıfır noktasının öncesi (oraya solu diyelim) ve sonrası (buraya da sağı diyelim), fark edilmezse vehmin zulmeti hali hayatın esası zannedilir, esas hayat sanılır. Bu idrak geçişi fark edilmezse, kişi çalışmaları ve zikirleriyle kendindeki Vehmin Zulmetini (zulmani yanı) kuvvetlendirir; vehme ulaşmaya ve onu tüketmeye hiç sıra gelmez. Bu yüzden, daima amaç önce vehmin zulmetini yok etmektir. Vehmin zulmetine ait fonksiyonları, fiilleri fonksiyonsuz hale getirmek ön şarttır! Dünyada bulunduğunuz sürece bu dünyaya ait format yaşayacaktır. Bu yüzden, o formatın dosyaları ancak fonksiyonsuz yapılabilir; yok edilemez. Bu dünyadaki haliniz Vehmin Zulmeti dosyalarıdır, onlar ancak fonksiyonsuz yapılabilir. O dosyaları geri dönüşsüz şekilde fonksiyonsuz yapıp ve bunda kararlı olduğunuzda Vehim’le tanışırsınız. Henüz çokluktan kurtulmadınız, çoklukla (vehimle) yeni tanışıyorsunuz. Esma’ül Hüsna’nın esasıyla, esas çoklukla şimdi tanışıyorsunuz. Girdiğiniz gerçek esma dünyasında ilerlemek için sizi rahatsız edecek bir şey olmalıdır, değilse ilerleme olmaz. Bu noktadan sonra sizi bir şey rahatsız eder. Bu kez, bu çokluğu, vehmi, Esma’ül Hüsna’ları görmek sizi rahatsız etmeye başlar. Esma’ül Hüsna’sıyla Allah’a seslenmek, çoklukla Allah’a seslenmek gibi ve bu hal sanki Tevhid değilmiş gibi gelir; Esma’ül Hüsna’larla seslenmekten utanmaya başlarsınız. Böylece Vahid isminin utançla ulaştığı ilk noktası olan HU ismine gelinir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi