ŞEHİTLİK Mİ? PEKİ YA KIRDIĞIMIZ KALPLER?

ŞEHİTLİK Mİ? PEKİ YA KIRDIĞIMIZ KALPLER?

Sebebi hâlâ aydınlanmayan, üzerinde şüpheler olan cephanelik patlaması sonrası ilimizde “şehitlik” isteği öne çıktı.
Ben burada bu isteğin haklılığı ya da haksızlığından ziyade başka bir açıdan olaya yaklaşmaya çalışacağım.
Nedense biz, insanların ya da elimizdeki güzelliklerin kıymetini kaybedince anlıyoruz. Güzellikler, sevdiklerimiz yanı başımızda iken, onlar elimizin altında iken nedense gerekli özeni göstermiyoruz.
Şehit haberleri ne yazık ki bugünlerde aralıksız gelmeye devam ediyor. Niyesini, zamanlamasını başka bir yazıda değerlendiririz umarım. Fakat o şehit olan askerlerimizin kıymetini, onlar adına törenler düzenleyip onlar için şehitlik yapınca mı anlamış olacağız?
Somut bir örnek vereyim; şehrimizin kavşak noktasındaki dinlenme tesisinde çay içiyorum. Yandaki masaya büyük ihtimal yollarına devam eden bir çift oturmuş. Garsondan bir şeyler istedi. Ne kadar geç geldi siparişi bilmiyorum ama oradaki garsonlara demediği lafı bırakmadı adam.
Şehitlerle bu olayın ne alakası var demeyin.
Kim ne derse desin, şehit olan askerler işte bu garsonlardan çıkıyor! Gariban, üç kuruş maaş derdinde, ailesine bakmakla yükümlü, köyden şehre gelmiş, belki köyde çobanlık yapan bu gençlerden işte o şehitler!
Belki ufacık bir sebeple kavga ettiğimiz şoförlerden bu şehitler…
Ya da tuttuğumuz takımın “ezeli”(!) rakibinin taraftarı! Hani, derbi öncesi başını, kaşını yardığımız o insanlar var ya, işte onlardan biri!
Ve ya yanımızda boğaz tokluğuna çalışan bıyığı yeni terlemiş birisi…
Temeli cinselliğe dayanan nekrofili (ölü sevciliği) ile asla kıyaslama yapmak istemem. Fakat size de tuhaf gelmiyor mu bizim canlılara karşı kaba saba davranırken ölülere karşı bu aşırı sevgi ve ilgimiz?
Hâkir görmesek ne var dağdaki çoban genci? Düşünsenize o bizim için dağlarda hayvan otlatmasa nasıl yiyeceğiz köftemizi, bonfilemizi? Teşekkür etmek gerekirken bu kendimizi beğenmişlik niye?
Kaç genç var, patronunun maaşını ödemediği, kaba davrandığı ve küskün gittiği askerden şehit olarak geri dönen! Ama sonra yine o patron tarafından omuzlara alınan, adına manşetler atılan, gazetelere ilan verilen…
Ne var bize hizmet eden garson genci azarlamasak? Aldığı üç kuruşun zevkini tadamadan gidip ailesinin borcuna ödemek zorunda kaç delikanlı var böyle, nereden bilebiliriz? O halde bu fedakârlık timsali insanlar azar yerine saygıyı hem de büyük bir saygıyı hak etmiyorlar mı? Hem şunu asla unutmayın, bir insanın karakteri kendinden daha zayıf ya da kendine faydası dokunmayacak olanlara gösterdiği tavır ile belli olur. Güçlüye, çıkar umduğumuz kişilere karşı el pençe, ama diğerlerine…! Olmaz böyle şey… Şahsiyet bozukluğunun göstergesidir bu.
Ne var yani konuşmakla düzelecek bir mevzu yüzünden birbirimizi dövmesek, yaralamasak, dilimizle alçaltmasak…
Bakın o şehitlere! Emin olun, onları da canlıyken, yaşıyorlarken birileri aşağıladı, dövdü, sövdü…
Ama şimdi omuzlar üzerine alınıp adlarına şehitlikler yapılacak.
Yine kimse kusura bakmasın, bu çift karakterlilik, bu nabza göre şerbet vermek, bu kel ölür sırma saçlı olur iki yüzlülüğü bizim Anadolumuza, Anadolumuzun yiğit insanlarına yakışmıyor.
Şehitlik yapılır ya da yapılmaz, şehitlerin isimleri sokaklara verilir ya da verilmez; bunu bilemem!
Ama şu an yanınızda olan ve bir şekilde gündelik hayatta muhatap olduğunuz gençlerin yüzüne artık daha fazla sevgi, daha fazla şefkatle bakın. Kim bilir, kızıp bağırdığınız o genç belki şehit olur da size hakkını helal etmeden öte âleme göç eder! Kim bilir…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi