SANA KALA KALA O MU KALDI?

SANA KALA KALA O MU KALDI?

Serencam Serencam 31 Aralık 2015 Perşembe 16:52:25
 

Sokaktan geçen adamın uzunluğu, kısalığı sana mı kaldı! Senin gibi görünmediği için, kapı önüne koymak garibanı sana mı kaldı? Senin gibi inanmayanları, inancını senin gibi yaşamayanları, dışlamak,  küçümsemek sana mı kaldı?
Sen, parası olan konuşsun diyorsun ya! Parası olmayan, arkadaşım dediğine burun kıvırmak, sana mı kaldı? Senin gibi mevkii olmadığı için, çöp karıştıran adamın evine götürdüğü ekmeği nasıl aldığı sana mı kaldı? Gözünün yaşıyla hayata tutunanların, acılarına kör kalıp yerden yere vurmak sana mı kaldı? Hiç kimsenin sahip çıkmadığı bir kadının feryadına susup sessizliğe gömerken, eteğinin kısalığına bakıp yerden yere vurmak,  şerefine dil uzatmak sana mı kaldı? Sesini duyurup el uzatmak varken…
Kimin emri var, kim vazife verdi; senin gibi olmayanı kölen yap, kulun yap,  olmadı öldür diye. Sen, senin zihninin kralısın.  Zihnin kendinden başkasına kör. Yargılamak elbette ki hakkın, kendin gibi olmayanı, senin gibi düşünmeyeni… Vur yerden yere; evet sana kaldı!
Herkese kör olmak,  anlamadan sormadan düşünmeden onun yerine koymadan, ne yaşadığını hissetmek için en ufak çaba dahi sarf etmeden, yakıp yıkmak demek ki sana kaldı.
 “Biz”, “ben” kavramını her şeyin üzerinde gören; ben ve biz olgusunu,  her şeyin üzerinde tutan, mükemmeliyetçilik firavunluğunun bel kemiği… Onlar ve biz, o ve ben hırsı ile ötekileştirmenin, farklılaştırmanın ve fitnenin ve bölmenin en güçlü silahı; ben şımarıklığının, nefsin en şımarık hallerini tırmandırmanın en aciz hali, kişisel başarısızlığın kirli maskesini takmak demek ki sana kaldı.
Bana göreler, bence, bizce veya bize göre diye başlayan her cümle… İletişim kurmak yerine dayatmak; karşısındakini anlamak, tanımak yerine nefes almasına dahi hak tanımadan şekillendirmek; çoğunlukla anlamadan, dinlemeden hatta derdin ne diye sormadan dünyanın merkezinde olduğunu zannederek hükmetmek… Bencilliğin şımarıklığıyla, kendini ifade ettiğini zannetmek; kalıplar da yargıları kendisine kalkan etme adaletin kendi yargılarından ibaret olduğunu zannetmek… Hepsi sana kaldı!
Bitmeyen ikiliği besleyen maden… Ey fitneler, ikilikler, düşmanlıklar,  gıybet, kendinden başkasına yaşama hakkını kendi koyduğu kurallara uyulmadığı için reddeden şımarıklık… O da sana kaldı!
 Kur’an’da şahlanan Hümeze,  sana sesleniyor haykırarak! Bil ki o da sana kaldı. Zihnine taktığın o at gözlüğüyle hayata ve insanlara baktıkça ve çıkarmadıkça zihninden o gözlükleri hayatı zehir ederek yaşamak ve zalim olmak sana kaldı.
Sofokles anlamış ve de anlatmış en güzelinden: “İnsanların düşünme tarzları onların hayatını etkileyen en büyük etken. Düşünme tarzını da ikiye ayırmak mümkün: sabit fikirliler ve gelişim odaklılar.
Sabit fikirliler; karakterin, ahlâkın, kişiliğin ve zekânın doğuştan geldiğini, sabit olduğunu ve değişemeyeceğini düşünür.
Durum böyle olunca, onlar için amaç kendilerinde bu özelliklerden fazlasıyla olduğunu göstermektir. Kendilerini ispatlamak önemlidir.”
İspatla ispatlayabildiğin kadar kendini! Nasıl olsa değişmeyecek, anlamayacaksın ezber yaşarken insanlığı nasıl utandırdığını ve dünya için bir kambur olduğunu… Dünyada yaşanan bütün zulüm ve kötülüklerin farkında olmadan beslendiği kaynak. Ve şahısların, nefislerinin tatmin olmasını sağlayan bütün hallere sebep olduğundan vazgeçilmesi zor zanlar.
Kısaca zihnin en tembel hali. Durağan ama kibirli ÖNYARGI!
İşte bütün bunlar, sen istediğin ve vazgeçemediğin için, evet sana kaldı.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi