SABAH SALÂTINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

SABAH SALÂTINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

Mustafa Yılmaz DÜNDAR 20 Ocak 2018 Cumartesi 11:21:27
 

– 84 –
Paylaşımlarımızda biz “iddia edilen tanrı”yı anlatmaya çalışıyoruz, çünkü onun çok iyi bilinmesi lazım. Tanrılık halinin devam etmemesi için, fonksiyonlarının yok olması için onun iyi tanınması lazım. Bu yüzden müfredatımız “tanrı ve özellikleri” üzerinedir. Elbette zaman zaman “B” halini ve özelliklerini de göreceğiz ki ikisi kıyaslanabilsin. Kıyas beynin bir şeyi anlaması için, onu yaşamak için önemli bir yöntemdir.
ESMA’ÜL HÜSNA DÜNYASI
ALLAH’IN KOYDUĞU TANIMLAR’DIR
“B” takdimiyle (B0 noktasıyla) birlikte kişi esma’ül hüsna dünyasına girer. Bu önemlidir. Çünkü tanrı hali, rablık ilanı esma’ül hüsna dünyası değildir. Tanrıların yaşadığı âlem, o tanrıların oluşturduğu tanımların âlemidir. Orada olayların tanımını tanrı yapar, tanrılığını ilan etmiş yapılar “kendine göre tanımlar” koyar. Hâlbuki esas tanımları Yaratan koymuştur: Esma’ül Hüsnalar! O âlem, yani Esma’ül Hüsna dünyası ALLAH’IN KOYDUĞU TANIMLAR’dır. O âlemin aslına siz “B” takdim noktasıyla girmiş olursunuz. Sıfır noktasında, “B”ye giriş kapısında sabit kalmayı başarmakla esma’ül hüsna dünyasına girilmiş olur. Aslında esma’ül hüsna dünyası dışında başka bir dünya yok. Ama esmaların aslı İhlâs Hayat Döngüsü’ndedir. Bu yüzden en önemli gayret, B0 noktasında sağlam durabilme gayreti olmalıdır.
İhlâs Hayat Döngüsü’ndeki hayatın tanımı şudur: Allahu la ilahe illa Huvel Hayyül Kayyum; Hayat Döngüsü Hayy’dır ve Kayyum’dur. Tanrılar âleminde de hayat Esma’ül Hüsna’larla yürüyor olmasına rağmen orada Esma’ül Hüsna’lar tanrısal tariflerdir. Tanrı bir şeye bir isim vereceğinde bakar ki Allah ona Hayy demiş, öyleyse ben buna Hayy diyeyim der. Tanrılar âleminde yapılan o tanım doğruysa ve bir esma’ül hüsna ise bile o tanımı yapan, yani onun Esma’ül Hüsna olmasına karar veren bir tanrıdır! Dolayısıyla, bugün böyle tarif eder, ama yarın tarifinden vazgeçebilir. Oysa siz “B” takdimindeyseniz, İhlâs Hayat Döngüsü’nde bir şeye bakıp “şu Hayy’dır” demezsiniz, Hayy’da olursunuz. Tanrı uzaktan bakıp “şu trendir” diyor. “B” Takdim Formu”ndaysanız bir yere bakıp “bu trendir” demiyorsunuz, çünkü trendesiniz. Esma’ül hüsnayı yaşıyor olmanın en önemli özelliği budur; içindesin, oradasın, osun. Bu çok önemlidir. Bu anlayış insana bir kapı açacak.
AMENTÜ BİL KADERİ KİMYASI OLAN
BİR VÜCUTTA SİZ STRES BULAMAZSINIZ
“B” takdimiyle beraber sıfır noktasında Amentü Billahi ve Amentü Bilkaderi’nin dilde, halde ve fiilde zikrullahı başlar. Kişinin kendini “B” ile takdim etmesiyle ve takdim ettiği yerde sabit durmaya gayret etmesiyle “Amentü Billahi” ve “Amentü Bilkaderi”nin dilde, halde ve fiilde zikrullahı başlar. “La havle ve la kuvvete illa Billâh, Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahuekber” zikirleri Amentü Billahi’nin dildeki zikirleridir. Dildeki bu zikrullah şimdi halde de başlamıştır, yani vücudunun kimyası dildeki o zikrullaha uygundur, artık onun vücudunda Amentü Bilkaderi’nin kimyası vardır. Amentü Bil kaderi kimyası olan bir vücutta siz stres bulamazsınız, orada stres söz konusu olmaz! “Stressiz yaşam” ifadesini tanrılar âleminde çok duyarsınız, onlar hayatı stressiz yapmaya çalışırlar, stresi yok etmeleri mümkün değildir. “B”nin hayatında zaten stres diye bir şey olmaz, “Amentü Bil kaderi”nin fiilde zikrullahının başladığı yerde o olmaz. Siz artık, kabul ettiğiniz kader anlayışına göre fikir ileri sürmeye, yorum yapmaya, öyle yaşamaya başladınız, stres de kalktı! İnsanda strese sebep olan şey, ileri sürdüğü fikirler/yorumlar veya karşılaştığı fikirler/yorumlar değil midir? Sizin yorumlarınız, fikirleriniz, eleştirileriniz, kabulleriniz Amentü Bil kaderi anlayışına, o imana göre olunca sizi strese sokacak bir olayla, bir tavırla karşılaşmanız mümkün olabilir mi? Mümkün değil! Ancak bir şartı var: Amentü Bil kaderi’nin ortaya çıkabilmesi için Amentü Billahi���nin yaşanıyor olması gerekir. Hem kabulü hem de yaşanıyor olması şarttır! İkisi birbiriyle çok ilişkiliyse de Amentü Billahi çok önceliklidir. İmanın Şartları’nı sıralarken Amentü Billahi’yi ilk söylüyorsunuz. Belirli prosedürler ve bazı kabullerden sonra da “Amentü Bil kaderi” diyorsunuz.
ÖFKESİNİ YUTMAK, HEDEFİ TANRILIKTAN
KURTULMAK OLAN TALİBİN ANTRENMANIDIR
Zikrullahı “dilde, halde ve fiilde” olmak üzere böyle üç ana gruba ayırıyoruz ama asıl amaç zikri fiilde yapmaktır. Kolay anlaşıldığı için şu örneği verelim: “Öfke tanrıya aittir” dedik, kişi de bunu fark etti, ondan kurtulmak istiyor, çeşitli yöntemler deniyor. Onun deneyeceği, üzerinde çalışacağı yöntemlerden birisi zikrullahtır. Öfkeden kurtulma sürecinde ÖFKESİZLİK noktasına gelebilmesi için kişide bir beyin kapasitesi açılması, o beyin kapasitesine uygun bir vücut kimyası oluşması lazım. Çünkü öfkeyle mücadele sürecinin seyri şöyledir: Öfke’den rahatsız olup kurtulma çalışması yapan kişi önce öfkesini yutar. Öfkelendiği zaman vücudunda öfkenin kimyası vardır, ona ait hormonlar ve reaksiyonlar çalışıyordur, buna rağmen o öfkesini yutar ve bu aslında çok önemli bir marifettir. O kadar önemli bir marifettir ki, Efendimiz (SAV) buyurur; “Allah indinde kıymetli bir yudum yutmak ister misiniz?” Sahabe “öğret ya Rasulallah, isteriz” diyorlar. “Öfkelendiğiniz zaman öfkenizi yutarsanız, siz Allah indinde kıymetli bir yudum yutmuş olursunuz” buyuruyor. Demek ki, bu bile çok önemli bir nokta. Ama tanrıya ait bir nokta! Bu yüzden öfkesini yutmak, hedefi tanrılıktan kurtulmak olan talibin antrenmanıdır. Önemli bir başlangıçtır, çok önemli bir marifettir, ama tanrıya ait bir marifettir! Dikkat ederseniz orada öfkeyi yutmak var! Öfkelendi, vücutta öfkenin kimyası var, vücutta öfke hali var, ama kişi onu yutuyor. Hedef, bu kimyanın da yok olması! Bu kimyanın yok olması için, o hormonların o olaylarda salgılanmadığı bir bilinç lazım. O bilinç için sizin yeni bir beyin kapasitesine ihtiyacınız var. İşte onu zikrullahla sağlayacaksınız. Bu amaçla yapacağınız esma zikrullahı bildiğiniz gibi özellikle “Halim” ismidir. Çeşitli esmalarla birlikte, ama özellikle Halim isminden yararlanırsınız. Öfkelenen birisi Halim ismini dilde zikrediyor ama öfkesi de devam ediyor. Neden Halim ismini zikrediyor? Çünkü öfkeli halden rahatsız!
DİLDE ZİKİR SONUÇ DEĞİLDİR,
SON DURAK DEĞİLDİR
Bir şeyden rahatsız olmak çok önemlidir, eğer rahatsızlık yoksa kurtuluş mekanizması çalışmaz! Rahatsızlık o konunun nefs-i levvamesidir. Öfkenin nefs-i levvamesi, o öfkeli halden rahatsız olmaktır, böyle başlar. Bu rahatsızlıktır ki kişiyi çeşitli yöntemlere yöneltir. İşte bu yöntemlerden birisi de, belki en önemlisi de Halim ismini zikretmesidir. Önce “Halim Halim Halim” diyerek dilde zikre başlar. Ama hâlâ onu sinirlendiren bir olay olduğunda vücudunda öfkenin kimyası vardır. Zikir hala dilde, henüz halde bir zikir oluşmamış, fakat başlayan rahatsızlığın ve yapılan zikrin etkisiyle artık öfkesini dışa vurmuyor, onu yutması kolaylaşmış. Süreç devam ederse yaşadığı rahatsızlık, yaptığı antrenmanlar ve zikrullaha devamı neticesi onda yeni bir beyin kapasitesi oluşur. Oluşan bu yeni kapasiteyle çok açık ve net görür ki daha önce onu kesinlikle öfkelendiren herhangi bir olayın benzeri bir olayla, hatta daha kuvvetlisiyle karşılaşır, bakar ki o kimya yok, şöyle der: “Bu olay olduğu zaman benim elim titrerdi, sesim, bakışım, fikirlerim değişirdi, kin duyardım. Oysa şimdi ne kadar da sakinim.” Bakın yeni bir kimya başlıyor, bu halde zikirdir. Bu da bir zikrullahtır, çok önemli bir zikrullahtır ama son değildir. Siz şimdi “Halim, Halim” demeseniz bile vücudunuzun kimyası Halim oldu. Haliniz bu olmasına rağmen, davranırken öfkeyi dışarı yansıtmanız devam ediyorsa, küçücük bir öfke kokusu varsa şimdi bundan rahatsız olur, bununla mücadele edersiniz. Sonra, bakarsınız ki sizden artık öfkeli bir fiil, öfkeli bir davranış da çıkmıyor. Mesela, bir olay olduğunda, sizin o olayla ilgili öfkeniz kişiyeyse, öfkenizi yutsanız bile döndüğünüzde ona bakışınız farklıdır. Çünkü sizden çıkan fiil kimyanızın yansımasıdır! Oysa şimdi aynı olay olduğunda sizin yüzünüzden, elinizi uzatmanızdan, sesinizin tonundan, kurduğunuz cümlelerden, hamlelerinizden bir öfke, bir öfkeli bakış okunmaz. Oluşan bu durum yenidir ve fiilde zikirdir. Bu esas zikrullahtır, makbulü budur, hedef budur. Biz bu yaşayışa ulaşalım diye “dilde zikir” yapıyoruz. Yapa, yapa, önce halimiz sonra amelimiz değişiyor. Yani dilde zikir sonuç değildir, son durak değildir. O zikir bu hayat tarzına ulaşmak için yapılıyor.
“Amentü Billahi”nin ve “Amentü Bil kaderi”nin fiilde zikrini yapabilmek için “Bo” noktasında sabit duruyor olmak şarttır. Çünkü orada sabit durmak, tanrılık ilanı yok demektir. O sıfır noktasında durduğunuzda söylediğiniz cümleye dikkat edin: “Ben İlmullah’ta Allah’ın dileğinin suretiyim.” Bu cümleyi söylediğinizde size ait bir güç, bir iddia, bir heva, bir heves kalabilir mi? Mümkün değil! Siz bu cümleyi söylemekle bir kabullenişi ve o kabulün gereğini yaşar pozisyondasınız zaten. İşte bu halle beraber siz hemen Şekûr ismi kapsamına girersiniz. Demiştik ki; tanrılar âleminde esma’ül hüsna tarif edilir. Hâlbuki şimdi tarif yok. Şimdi zaten her şey esma’ül hüsnadır, odur, oradadır, onu yaşıyordur. Bu yüzden B0 noktasıyla birlikte hemen Şekûr ismi kapsamına girilir, hemen Hamîd ismi kapsamına girilir, hemen Şehid ismi kapsamına girilir. “Amentü Bil kaderi’nin fiili zikrullahı” içerisinde olmak bunu gerektirir. Şekûr ismi kapsamına giren diyor ki; ben İlmullah’ta Allah’ın dileğinin suretiyim: Yani ne oluyorsa o Allah’ın dileğidir! Böyle diyen bir kişi bunun dışında bir şey düşünebilir mi? Mümkün değil! İşte kişinin bunu kabul etmiş olması şükür halidir, şükür halinin fiili zikrullahıdır. Siz artık “Şekur, Şekur, Şekur” demeseniz de sizin o haliniz zikrullahtır, siz o halinizle 24 saat zikirdesinizdir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi