Ruhumuzla Vuslata Vesile: İtikâf – Kocatepe Gazetesi

Ruhumuzla Vuslata Vesile: İtikâf – Kocatepe Gazetesi

Ümit Demir 9 Temmuz 2015 Perşembe 03:00:00
  Çok sevdiğim, tekrar tekrar hatırlayıp anlatmak istediğim bir hikayedir; “Turistleri gezdiren yerli rehber, ansızın durur ve oturur. Avrupalı turistler şaşkınlık içinde “Neden durdun?” diye sorarlar. Yerli cevap verir, “Sabahtan beri durmaksızın bir yerleri görmek, bir yerlere yetişmek için koşturup durmaktan ruhlarımız geride kaldı. Durup ruhumuzun bize yetişmesini bekleyeceğim.””
***
Konsantre hayatlar yaşıyoruz, bilmem farkında mıyız? Sıkıştırılmış, tıkıştırılmış, ‘zip’lenmiş ama bir yandan da azami fayda beklediğimiz hayatlar! Oysa bir güzelliği en iyi hissedebilme ânı “sâkinlik” ânıdır. Arabanızla yoldan geçerken çok güzel bir manzara gördünüz. Hemen durup o manzarayı seyre koyulmaz mısınız? Gün doğumu, gün batımı, geceleyin yıldızlar, bir nehrin akışı, nazlı bir gülün cazibesi… Tüm bunların yanından göz ucuyla geçip gitmek sizi sadece “gördüm” yapar. Ama asla “Baktım, oradaydım, içime çektim, yaşadım, hissettim” yapmaz.
Sâkinlik dedim ya… Bizim meskenlerimiz vardı değil mi? İçerisinde huzuru, sükûneti bulduğumuz meskenlerimiz… İskan edilen bölgelerimiz, meskûn muhitlerimiz… Sahi, ne oldu bu sâkinliğimize?
“Durup dinlenmeden” çalışıyoruz değil mi? Bir yerde değil pek çok yerde olmamız lâzım artık. Vakit/para yetmiyor, yetiremiyoruz. Meskenlerimiz, hânelerimiz, gönüllerimiz, ruhlarımız ise ardımızdan boynu bükük bize bakıyorlar.
Oysa, hepimiz hakikat yolcusuyuz. Bu hakikat yolculuğunda durup dinlenmezsek inanın çürümüş bir ceset kalacak bizden geriye!

İnsanlık, kendini bu hastalıktan kurtarmak için değişik yöntemlere başvurmadan edemiyor. Doğudan gelen öğretilerle meditasyon, reiki gibi ritüeller bunların başında geliyor mesela.
İslam’ın verdiği reçeteler de aslında aynıdır. Acele şeytandan, teenni/yavaşlık/sâkinlik Rahman’dan; diyor peygamberimiz. En kötü hırsız ise hızlıca kılıp da namazının rükûsundan/secdesinden çalan kişidir, diye de belirtiyor.
Halbuki gün içindeki beş vakit namaz bizi sâkinliğe çağırır. Tefekküre, durup düşünmeye, yavaşlamaya davet eder. Sonra her hafta cuma namazı… Her türlü dünyalık koşturmacadan/alışverişten sıyrılıp yine sâkinliğe bürünüp sükûnete erme çabası, gâyesidir bu. Ve kandil diye bildiğimiz geceler, günler… En nihayetinde koca bir yılda bedenimizle birlikte ruhumuzu, aklımızı, kalbimizi inzivaya çeken Ramazan ayı!
Ramazan ayı içerisinde de itikâf diye bir ibadet/zaman dilimi var ki, o da ayrı bir öneme sahiptir. Ramazan ayının son 10 gününü mescitte geçirerek ruhen, bedenen, fikren dinginleşme, sâfîleşme, hakikat yolcularının hâlleri ile hâllenme… Ahlâkı, Allah tarafından övülmüş peygamber ile hemhâl olabilmek için bulunmaz fırsat aslında.
Tüm bunlar bizim için en başta anlattığım “yerli rehber” gibidir. Çünkü nefsimiz, dünya peşinde/dünyanın zevkleri arkasında kendiyle beraber bizi de sürüklediği için içimizdeki, dışımızdaki tüm güzellikleri geride bırakıyoruz.
Gerçi hızlı teravihin, aşırı süslenmiş iftar sofralarının egemenliği altında bu sözler ne kadar değer görür bilmeyiz.

Sosyal Medyada Paylaşın:
İlginizi Çekebilir

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi