RESMİ TARİH ve GAYRİ RESMİ TARİH

RESMİ TARİH ve GAYRİ RESMİ TARİH

Okullarımızın tatile girmesiyle bu köşemizde ara verdiğimiz yazılarımıza tatilin bitimiyle tekrar başlamış olduk. Bu yaz tatilinde Osmanlı Devleti’nin; sosyal yapısı, ekonomisi ve tarımsal özelliklerini inceleyen ve tamamen makalelerden oluşan “Osmanlı Toplum Yapısı” isimli kitabı okudum. Kitapta, bu konular incelenirken tarih yazımında önemli olan; resmi tarih yazımı ve gayri resmi tarih yazımı yaklaşımlarına da değinilmekte. Bu yaklaşımların sadece Cumhuriyet tarihi yazımı için değil Osmanlı tarihi yazımı için de geçerli olduğu vurgulanmakta.
Resmi tarih ve gayri resmi tarih tartışmalarını çoğumuz biliriz. Resmi tarihin yalan tarih olduğu gayri resmi tarihin ise resmi tarihin bu yalanlarını ortaya çıkardığı iddiaları her zaman gündemdedir. Osmanlı Toplum Yapısı isimli kitapta Dr. Ertan Özensel; “Popüler Kültürde Tarih Algıları” isimli giriş yazısında bilimsel açıdan bu yaklaşımları değerlendirmiş.
Dr. Özensel’in tespitlerine göre; “resmi tarih bütüncül ve kapsayıcı olduğundan ayrıntıya inmez dolayısıyla olaylar arasında karanlık noktalar bırakır.” Resmi tarihin olaylara genel anlamda bakması ve ayrıntılara girmemesi Özensel’e göre; “gayri resmi tarih yazımları büyük ölçüde resmi tarih yazımlarının bu zaafından beslenirler. Resmi tarih yazımının karanlıkta bıraktığı bu noktalarda gayri resmi tarih yazımları hareket edebilecekleri boşluklar bulurlar.”
Bu boşluğun nasıl doğduğunu örneklemek gerekirse; ders kitaplarında yer alan resmi tarih yazımında İnönü savaşlarının Kurtuluş Savaşı içindeki önemi verilir. Gayri resmi tarih yazımlarında ise İnönü savaşlarına katılan asker sayısına bakılarak aslında İnönü savaşları diye bir savaş olmadığı, bu savaşların İnönü’nün kişiliğini yüceltmek için uydurulduğu iddia edilmektedir. Hâlbuki tarihte savaşları önemli kılan o savaşa katılan asker sayısı değil doğurduğu sonuçlardır.
Dr. Özensel makalesinde resmi tarih yazımının zaaflarına da değinmektedir. Bu zaaflardan birisi; “resmi tarih yazımının bilimsel ve akademik bilgilendirme şekli” olması sebebiyle bilimsel kurallar dışına çıkamamasıdır. Hâlbuki gayri resmi tarih yazımının böyle bir kaygısı yoktur. Gayri resmi tarih yazımı; “olayları karikatürize ederek lise ders kitaplarında anlatılan resmi tarih anlayışını Emin Oktay tarihi olarak gündelik konuşmalarda küçümser ve hatta dalga geçer.” Yine yazara göre resmi tarih yazımıyla bu şekilde dalga geçilmesine rağmen; “gayri resmi tarih yazımları, var olmak için resmi tarih tezlerine muhtaçtır.”
Peki, gayri resmi tarihin temel özellikleri nelerdir? Bu özellikler makalede; “gayri resmi tarih yazımları, belli bir tarihsel olay, dönem ya da süreçteki görece önemsiz addedilebilecek ayrıntılara gereğinden fazla önem veren, bu olay, dönem ve süreci farklı komplo teorileri aracılığıyla açıklamaya çalışan, bu tarihsel olay, dönem ya da süreçlerdeki karanlık noktaları bastırıp görünmezleştirdiğini iddia ettikleri resmi tarih yazımının zıddı bir bakış açısını geçerlileştirmeye çalışan bir yazım biçimidir.” Tabi bu anlatımı kabul ettirmek için olayları tersine çevirme, komplo kurma ve spekülasyon fazlaca kullanılır.
Dr. Özensel makalesinde gayri resmi tarih yazarları ve onların yazımlarına dair örnekler vermiş. Bunları tekrarlamaya gerek yok. Yalnız makalenin sonundaki tespit önemli; “gayri resmi tarih yazımları akademik ve dolayısıyla bilimsel değildir, kazanımları veya birikimleri kalıcı değil gelip geçicidir.” Bu tespiti bugün yaşayarak görüyoruz. Örneğin gayri resmi tarih yazımı “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesiyle yıllarca alay etti. Bu ilke “Yurtta Sus, Cihanda Sus” şeklinde karikatürize edildi. Hâlbuki bugün hem ülkemizde hem de çevremizde barışa ne kadar ihtiyacımız var. Bugünkü sonuç gayri resmi tarih yazımının iddialarının geçersizliğinin de tespitidir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi