ÖZGECAN’IN HATIRLATTIĞI AFYONKARAHİSAR’DA İKİ İDAM

ÖZGECAN’IN HATIRLATTIĞI AFYONKARAHİSAR’DA İKİ İDAM

Hasan Özpunar 18 Şubat 2015 Çarşamba 02:00:00
  Ülke gündemi çok çabuk değişiyor. Geçen haftaya Türk Sanat Müziği’nin güçlü sesi Müzeyyen Senar’ın vefatı ile girdik ve basın neredeyse hafta boyunca onun vefatını işledi. Biz de Müzeyyen Senar ve Afyonkarahisar başlıklı bir yazı hazırlarken Mersin’de vahşice işlenen bir cinayet yıllar önce kaldırılan idam cezasını tekrar ülke gündemine soktu. Ele aldığımız konuyu bir kenara bırakarak 1930’lu yıllarda Afyonkarahisar’da yaşanan iki idam vakasını konu alalım istedik.
Kalem kırma deyimini bilirsiniz. Eski Türk filmlerinden aşina olduğumuz unutulmaz bir sahne. Filmin genellikle kadın oyuncusu hak etmediği bir suçtan dolayı tutuklanır ve çıkarıldığı mahkemede duruşma sonunda hakim kararı okumadan önce kalem kırar. Anlaşılır ki idam cezası verilmiştir.

Asılarak idam etme ilk ne zaman uygulanmaya başladı bilinmez. Fakat yakın geçmişe kadar ülke gündemini fazlasıyla meşgul ettiği muhakkak. İşin ilginç yönü cezanın uygulandığı yıllarda da sadece toplumun çok fazla bildiği kişilerin (Adnan Menderes ve diğer bakanlar, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamı) basında çok fazla yer bulmuş. Asılan onlarca kişinin haberi ise gazetelerde çoğunlukla birkaç satırla geçiştirilmiş. Bazen o bile çok görülmüş.

Çocuklara taciz, tecavüz, öldürme haberleri ile tekrar gündeme gelen idam cezası Avrupa Birliği’ne intibak için Ağustos 2002’de yapılan düzenlemelerle Türk Ceza Kanunu’ndan çıkarıldı. Fiiliyatta ise yasada var olmasına rağmen zaten Ekim 1984 tarihinden bu yana uygulanmayan bir ceza türüydü.

Eski Türklerde kanın yere düşmesi dinen uygun görülmediği için, hanedan mensupları boğularak idam edilirdi. Bu gelenek Osmanlılarda da devam etmiştir. Avrupa’da ise Ortaçağ boyunca idam cezaları şerefli kimseler için başı kesilerek, diğerleri için asılarak, din suçlularında ise yakılarak infaz edilmiştir.
İslâm hukukunda idam, öldürmesi en süratli silâh (kılıç, kurşun vs.) ile yapılır. Asarak idam, çirkin ve insanlık haysiyetiyle bağdaşmadığı için caiz görülmemiştir. Yalnızca mal alınıp adam öldürülen eşkıyalık suçunun cezası ibret için asarak idamdır. Vârislerin hepsi hazır olmadıkça, kâtil idam edilmez. Bunlardan birinin kalben rikkate gelip, kâtili affedebileceği umulmuştur.
Osmanlı hukukunda aslolan, bedenî cezadır. Çünkü bedenî ceza, ırkı, cinsiyeti, serveti, sosyal pozisyonu ne olursa olsun, herkeste aynı elemi hâsıl ettiğinden, adaletin tecellisine daha elverişli görülmüştür. İdam, ademe (yokluğa) gönderme mânâsına gelir. Hukuk ilminde, suçlunun mahkeme kararıyla öldürülmesini ifade eder.
İdamlık 4 suç
Şer’î hukukta idam cezası çok istisnaî hallerde tatbik olunur. Bunların başında kasden adam öldürme gelir. Şartları tahakkuk eder ve ölenin yakınları da isterse, katil kısas edilir. Bunlardan biri bile affedebilir veya diyet ödemesi şartıyla kısastan vazgeçebilir. Bu takdirde kâtil idam edilmez; hükümet uygun bir ceza verebilir. Aldıkları diyetle vârisler mahrum kaldıkları desteği bir nebze telâfi edebilir. Adam öldürme suçuyla, maktulün, vârislerinin, cemiyetin ve Allah’ın hakkı olmak üzere dört hak ihlal edilmiştir. Kâtilin idamı, vârislerin ve cemiyetin hakkıdır. Tövbe edince, Allah hakkı yerine gelir. Maktulün hakkı âhirete kalır.
Eşkıyalık da idam sebebidir. Ama şehirlerarası yollarda yol keserek adam öldüren ve mal alanlar, idam edilirler. Yakalanmadan teslim olurlarsa, idamdan kurtulurlar.
İrtidad (dinden dönme) suçunun cezası da idamdır. Müslümanlıktan çıkan kimseye tövbe teklif edilir. Ederse, kurtulur. Tarihte ferdî irtidad suçuna fazla rastlanılmaz. Çünkü dinden döndüğünü açıklayan, öldürüleceğini bilir. Bu sebeple ya bunu açık etmez; yahud pişmanlık bildirip kurtulmayı tercih eder. Bu sebeple, az sayıda da olsa irtidad edenler, genellikle Hristiyan ülkelere intikali tercih etmiştir.
Evli bir Müslüman, başkalarının yanında zina ederse, bu suç mahkemede sabit olursa, idam edilir. Erkek veya kadın fark etmez. Ancak bu suçun gerçekleşmesi ve mahkemede sâbit olması çok zordur. Bu sebeple tarihte tatbikine neredeyse rastlanmaz.
İdam cezalarının uygulandığı yere de siyaset meydanı denilirdi.
��dam telâfisi imkânsız bir cezadır; fakat aynı zamanda kamu vicdanının tatminine elverişli bir ceza yöntemidir. Halk arasında sıkça söylenen bir söz “Sallandıracaksın Taksim Meydanı’nda 3-5 kişiyi bak bakalım bir daha yapıyorlar mı?’’
Bu ceza hakkında bu kadar bilgi verdikten sonra gelelim 1939 yılında Afyonkarahisar’da 2 kişinin idamı ile sonuçlanan bir cinayet ve perde arkasına.
Kurtuluş Savaşı sırasında asker kaçaklarının ve savaştan sonra da işbirlikçilerin deyim yerindeyse sallandırıldığı şehirde uzun yıllar sonra artık yeni bir idam beklenmektedir.

AFYONKARAHİSAR’DA
2 İDAM
15 Ekim 1936 tarihli Cumhuriyet Gazetesi “Bolvadin’de işlenen feci bir cinayet” başlıklı haberinde o tarihte Bolvadin’e bağlı olan Çay Nahiyesi’nde yaşanan feci bir olayı haber vermektedir. Habere göre Çay’ın Aktaş Mahallesi’nden Emine adlı 14 yaşında bir kız çocuğu birdenbire ortadan kaybolmuş ve çok geçmeden ormanlık alanda başı gövdesinden ayrılmış bir şekilde cesedi bulunmuştur.
Kaymakam ve Jandarmanın sıkı takibi sonucu 3 ay sonra olay aydınlatılmıştır. Katil Yaka mahallesinden Hüseyin oğlu Ahmed adında bir gençtir. Ahmed, mahallenin güzel kızı Emine’yi kandırarak evlerine çağırmış ve orada zorla ırzına geçmiştir. Kızın kanamalarının artması üzerine kanamayı dindirmek gerekçesiyle yakında bulunan dağa götürmüş ve kız burada fazla kan kaybından bayılmıştır. İşlediği suçun ortaya çıkmasından korkan Ahmet, kızın bayılmasından istifade ederek sustalı bıçağı ile Emine’nin başını gövdesinden ayırmış ve cesedi de çalılara gizleyerek oradan ayrılmıştır. Hiç birşey olmamış gibi hayatına devam eden katil, cesedin bulunmasından sonra yapılan soruşturmalarda suçunu itiraf etmiştir.Tutuklanan katil yapılan yargılama sonucunda Mart 1937’de Afyonkarahisar Ağır Ceza Mahkemesi’nce
İdam cezasına çarpıtılmıştır. Katil Ahmet’in cezası çok geçmeden şehrimizde infaz edilir.

Afyonkarahisar’da yayınlanan 17 Temmuz 1939 tarihli “Haber” gazetesi bir idam haberi daha vermektedir. Bu sefer Bolvadin’in İshaklı (Sultandağı) nahiyesinden Remzi isimli bir kişi idam edilmiştir. Remzi de tıpkı birkaç yıl önce Çay’da yaşanan tecavüz vakasında olduğu gibi Behiye isimli bir kıza zorla tecavüz ettikten sonra cürmünü örtbas etmek için kızı zehirleyerek öldürmüştür. Ve elbette bu işlediği suçun cezası karşılıksız kalmamış, sabaha karşı Hükümet Meydanı’nda idam edilmek suretiyle bedelini ödemiştir.

Afyonkarahisar’da idam cezaları 1950’li yıllara kadar Yukarıpazar Parkı’nda ve Anıtpark önünde halka açık olarak infaz edilmiştir. Geceyarısından sonra gerçekleştirilen infazlarda idam edilen kişinin cesedi genellikle ertesi gün öğleye kadar vatandaşların görmesi için darağacında bırakılırdı. Bu uygulamadan maksat halkın ibret alması ve suç işlemekten sakınmasıdır.
Şehirde halka açık olarak yapılan bu infazlar o günleri yaşayan pek çok kişinin hatıralarında hala canlılığını korumaktadır.
Afyon Lisesi emekli öğretmenlerinden merhum Ömer Faruk Ceylan bir sohbetimizde şahit olduklarını şöyle dile getirmişti.
“orta 3. sınıfta bitirme imtihanlarının olduğu bir gün arkadaşlarla kale eteklerinde buluştuk ve Uluküllük civarında yokuştan inerek Anıtpark önüne vardık. Anıtpark önünde toplanmış kalabalığı görünce neye baktıklarını merak ederek o tarafa yöneldik Bir de ne görelim darağacında sallanan bir ceset. Korkarak oradan uzaklaştık. Yukarı mahallelere çıkalım dedik. Fakat az ilerde Yukarıpazar Parkı’nın köşesine varınca yine bir darağacı ve sallanan bir ceset daha karşımıza çıktı. Burada kalabalık yoktu, gelip geçenler bakıyordu. Bu manzaranın etkisinde imtihanlara girdik, ama aklımız hep idam edilenlerde idi. Çok şükür imtihandan kalmadık ama günlerce gözümün önünden gitmedi o sahne. Bugün bile hatırlıyorum. Sonraki günlerde idam edilen kişilerin azılı suçlu, adam öldüren kişiler olduğunu duydum.’’

Ekrem Saraçoğlu (d.1933) o günü şöyle anlatmakta;
“İlkokula başladığım günlerde rahmetli babam istasyonda gişe memuru olarak çalışıyordu. Bir pazar günü Kedicioğlu aralığındaki evimizden ağabeyimle birlikte çıktık. İstasyona giderek babamı ziyaret edecektik ve birlikte eve dönecektik. Ağabeyimle elele yapışarak yürürken Hükümet Meydanı’na gelince birde ne görelim, darağacında beyazlar içinde sallanan cesetler. Şimdiki yuvarlağı geçince. Çocuğuz, ipten sallanan cesetleri görüyorsunuz. O korkuyla tren istasyonuna nasıl gittik şaşarım. İstasyonda çalışanlar idamları bizden öğrendiler. İstasyondan babamı aldık ve faytonla hep birlikte eve dönerken idam edilenlerin hala orada durduğunu, darağacında sallandıklarını gördük. İbret olsun diye cenazeler bekletiliyordu. Aradan bunca yıl geçti hala dün gibi aklımda. Zaman zaman gece yatağa yattığımda hatırlarım.”

Emekli öğretmen Mehmet Kaya da (d.1925) gençlik yıllarında aynı gün içerisinde infaz edilen 2 idamı seyrettiğini, bunlardan birinin Anıtpark önünde, birinin eski Yukarıpazar parkı önünde infaz edildiğini ve halkın toplanarak bunları seyrettiklerini anlatır. Mehmet Öğretmenin söylediklerine bakılırsa halk bundan epey korkmuş ve uzun yıllar küçük adi suçların haricinde vahşete dayalı cinayetler olmamış.

Ziya Arsoy (d.1929) ;
“10 yaşlarındaydım. O günlerde ortalık idamların yapılacağı şeklinde haberlerle çalkalanıyordu. Fakat kimse ne gün, ne vakit yapılacağını bilmiyordu. Bir gün Hükümet önünde toplanan kalabalığı gördüm. Ne oluyor diye gidip baktığımda darağacında sallanan birini gördüm. Boynunda cezasını belirten yafta vardı.Orada konuşulanlardan Yukarıpazar’da da idam edilenlerin olduğunu duyduk. Oraya da koşup seyrettik. Eve geldik, fakat uzun zaman seyrettiğim bu sahneler gözümün önünde gitmedi. Gece rüyalarıma girdi. Babam rahmetli çok kızdı, niye gittiniz, işte böyle korkarsınız dedi. Sonradan idamlar cezaevinin avlusunda yapılmaya başlandı.’’

Nadire Çekdemir.1929 doğumlu; anılarında çocukluk yıllarında gördüğü idamları şu şekilde anlatır. “8,10 yaşlarındaydım galiba, babam bir gün bizi hamamlara götürmeye kalktı, at arabasına bindik. Kuyulu Cami yanındaki evimizden çıkıp Türbe’nin önünden aşağıya doğru iniyorduk. Yukarıpazar Parkı’nın önüne geldiğimizde kalabalığı gördük, babam ‘’bakmayın’’ diye uyardı. Fakat biz gözucuyla baktık. Üç ayaklı sehpada sallanan birini gördük, bize daha debeleniyor gibi geldi. Yanımdaki kardeşlerimle baka, baka geçtik. Uzunçarşı’dan devam ederek parkın önüne geldik. Baktık orada da asılan biri var, kalabalık toplanmış seyrediyor. Onu da seyrederek geçip gittik. Bunca sene geçmiş hala aklımdan çıkmaz.’’(10)

Sizi bilmem ama ben idam her gündeme geldiğinde şehrimizde yaşanan bu idam vakalarını hatırlıyorum.

kaynaklar
1- http://www.ekrembugraekinci.com/makale.asp?id=424
2-“Çayda bikrini izale ettiği kızı ,cürmünü örtbas etmek için öldüren Ahmet idama mahkum oldu” Haber Gazetesi 08-03-1937 sayı 1731
3- Ekrem Saraçoğlu-1933 doğumlu. 23/02/2012 tarihli görüşme
4- Mehmet Kaya 1925 doğumlu. 01.06.2012 tarihli görüşme
5- Marangoz Ziya Arsoy 1929 doğumlu.20.09.2014 tarihli görüşme
6- Ömer Faruk Ceylan ile 11/01/2012 tarihli görüşme .1925 doğumlu.Vefatı 24 Kasım 2013
7-Ekrem Saraçoğlu-1933 doğumlu. 23/02/2012 tarihli görüşme
8- Mehmet Kaya 1925 doğumlu. 01.06.2012 tarihli görüşme
9- Marangoz Ziya Arsoy 1929 doğumlu.20.09.2014 tarihli görüşme
10- Nadire Çekdemir.1929 doğumlu.07.11.2014 tarihli görüşme

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi