OSMANLI DEVLET ADAMLARI İLE DERVİŞLER  ARASINDAKİ ÜLKÜ BİRLİĞİ

OSMANLI DEVLET ADAMLARI İLE DERVİŞLER ARASINDAKİ ÜLKÜ BİRLİĞİ

Osmanlı devlet adamaları ile Sûfiler arasındaki dayanışma ve ülkü birliği; Kur’an-ı kerim’de geçen “Ve teâvenû ale’l-birri ve’t-takvâ velâ teâvenû ale’l-ismi ve’l-udvân./ İyilik ve takvada yardımlaşın, günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın” (Mâide, 5/2.) emri ve “…Ve kelimetullahi hiyel ulyâ…/ Allah’ın kelimesi en yücedir” (Tevbe, 9/40.) ayeti gereğince i‘lâ-yı kelimetullah/Allah’ın adını yüceltmek, yani İslâmiyeti yaymak amacıyla oluşmuştur.
Bir de kâmil şeyhlerin sûfîlerin devlet adamlarıyla kurduğu ilişkide niyete dikkat çektiklerine şahit olmaktayız. XIX. yüzyılda yaşayan Nakşibendî şeyhlerinden Seyyid Sıbgatullah Arvasî sûfîlerin siyaset adamlarıyla ilişki kurmasını “Onları kendi ahlâkına çevireceksen beraber ol. Eğer onlar seni ahlâkına çevirecekse beraber olma” sözünde ortaya koyduğu şarta bağlamıştır. Çünkü tasavvufun amacı ahlâkı güzelleştirip Hakk’ın rızasına kavuşmaktır. Doğrudan siyaset yapmak değildir. Bu şarta baktığımızda irşad temelli ahlâkı güzelleştirmeye dönük ilişkiye cevaz verildiği ve ikbâl amaçlı ilişkiye ruhsat verilmediği anlaşılmaktadır. Nakşibendiyye şeyhlerinden Sıbgatullah Arvasî’nin irşad amacına dönük olarak onay verdiği bu yaklaşımının kaynağını aynı tarikatın büyüklerinden Ubeydullah Ahrar’da da görmekteyiz. Ona, padişahlarla temasa geçmesinin sebebi sorulunca “Halkı onların zulmünden korumak” diye açıklamış, birçok defa savaşın eşiğine gelen mirzaları böylece barıştırmak suretiyle halkı önemli facialardan korumuştur (Tosun, 2015, s. 616’ dan nakil: Özsaray, 2018.s.38).
Tarihimiz boyunca Ehli Beyt’ten yana taraf alan, Şiî âlimlere ve Ehli beyt mensublarına ve şeyhlere büyük bir değer veren Selçuklu ve Osmanlı Türkleri ve devlet adamları Safevî tehdidine karşı her zaman Bektâşileri muhafaza etmiş ve desteklemişleridir.
Şiî âlimi Abdülcelil Kazvini 1165’te yazdığı eserinde, “Cihana hâkim Türkler sayesinde hürriyet ve himaye gördüklerini, Rafizi ve Mülhitlerin bertaraf edildiklerini, İslâm’a büyük hizmetler yapıldığını, Müslümanlıkta cami, medrese, zaviye ve bütün hayır ve iyiliklerin “İslâm’ın gazileri ve efendileri” Selçukluların eseri olduğunu, bütün fenalıkların da onların uğurlu kılınçları ile yok edildiğini tafsilatı ile anlatır ve Allah’ın takdiri ile Türklerin cihana hâkim bulunduklarını ilave eder” (Turan, 1969 b. s.176).
Şah İsmail de Türktü. O da Yavuz Sultan Selim gibi Türkçe şiirler yazardı. Şah İsmâil aşırı şiî taasubu ile hareket ediyor, Sünnî Müslümanlara hayat hakkı tanımıyordu. İran Şah İsmâil’in baskısı ve zulmü neticesinde şiîleşmiştir. “Teberiz nüfusunun üçte ikisi Sünnî idi. Şah herkesi ölüm tehdidi altında:”Ali Habibullah’tır” formülünü tekrarlamaya ve ilk üç halifeyi laanetlemeye zorladı. Bunu reddeden şeyhulislamı bizzat okladı ve çarşı meydanında yaktırdı (Grenard, s.109).
Günümüzde de ilk üç halife olan Hz. Ebu Bekir, Ömer ve Osman’a küfür ve hakaret edilmeye devam ediliyor olması cidden çok üzücüdür.

Sosyal Medyada Paylaşın:
Sonraki Yazı

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi