Ortak Hafıza, Ortak Kültür – Kocatepe Gazetesi

Ortak Hafıza, Ortak Kültür – Kocatepe Gazetesi

Ümit Demir 8 Nisan 2015 Çarşamba 03:00:00
  Zamanda yolculuk var mıdır, olacak mıdır bilinmez ama anılar, insanı bir anda seneler öncesine götürebiliyor. Belki 10 yıl, belki 20, belki 50-60…
Geçtiğimiz günlerde, işte böyle bir “anılar yolculuğunun” misafiri oldum, Kale’nin eteklerinde… Aslında niyetim henüz keşfetmediğim, görmediğim mahalle aralarında biraz kaybolmaktı. Yeni yerler, yeni işaretler, yeni manzaralar…
Niyetim buydu ama hangi sokak arasına girdiysem beni tanıdık bir obje, bir hatıra bekliyormuş meğer.
Mesela şu çeşmeden az su içmedik. Bu ev, dedem yorgancı Hüseyin’in eviydi. O sokaktan kardeşlerle, kuzenlerle eylem yapar gibi geçerdik. O cami, bu okul, şu park…
Hepsi de üzerine bilgi, veri yüklenmiş çipler, hafıza kartları gibi bir anda bir sürü olayı, sözü, yüzü, anıyı aktarıvermişti kafamın içine.
Geçenki yazımda hatırlarsanız kente evrilen şehirlerimizde bozulan toplumsal dokumuzdan, yeni bir yaşam şekline geçiyor oluşumuzdan dem vurmuş, üzüntümü ifade etmiştim.
Kentsel dönüşüm ve büyükşehir olma hayalinin bizlere neleri kaybettirdiğini, kaybettireceğini anlatma çalışmıştım.
Şehirdeki yapılar da sadece taş, beton değildir bu minvalde… Bizlerin ortak hafızasıdır da aynı zamanda! Ortak hafıza demek, ortak kültür, ortak bilinç, ortak paylaşım demektir. Bir toplumu kendine has ve özgün kılan değerler.
Eğer seyretmişseniz hatırlarsınız, Avatar isimli meşhur filmde, Eywa adı verilen hayat ağacı işgale gelenler tarafından yok edilmek istenir, çünkü o ağaç bir toplumun değerlerini, yaşam şekillerini, ideallerini, nereden gelip nereye gittiklerini içinde saklayıp aktaran bir çeşit “harddisk”tir, canlı hatıra defteridir. Eğer o yok edilirse bir toplum da doğal olarak yok edilmiş olacaktır.
Tamamen silinip atılan mahalleler, haneler, yaşam merkezleri insanları hafızasız bırakır. Hafızasız, yani alzaymıra yakalanmış şuursuz bir ceset haline… Dünü, duygusu, fikri, ideali, yarını olmayan bir sürü yığın haline!
Şehirlerin de insanlar gibi zaman içinde doku yenilediğini belirten Mimar Nevzat Sayın, bir söyleşisinde kentsel dönüşümle ilgili özetle “Kentsel dönüşüm doğal bir süreçtir. Ama burada dikkat edilmesi gereken nokta, bu işin rant merkezli olmaması ve sosyal yapının bozulmasının engellenmesi…” deyip ekliyor; “Londra’da, Amsterdam’da da bu türden projeler yapılıyor. Ama şöyle: Bir konut bölgesinin yüzde 30’unu hayatı boyunca çalışsa da ev alamayacak insanlar için kiralık konut olarak, yüzde 30’unu da çok varlıklı insanlar için yapmak zorundasınız. Geriye kalan yüzde 40’ı, yatırımcı para kazanmak için yapabilir. Burada da bitmiyor: Varlıklı insanlarla yoksulların evi aynı sokakta, karşı karşıya bakacak. Yetmiyor: Bu insanlar, bölgeye bir güvenlikten geçerek girmeyecekler.”
Yeni inşa edilen siteler bizleri “Kimin için gelmiştiniz” diyen güvenlik görevlileriyle muhatap ediyor. Bu bir yaşam şekli değişikliğidir. Kentsel dönüşüm ile ne yazık ki hafızalarımız siliniyor, yeni kast teşkilatı oluşuyor, var olan sınıfsal farklılıklar derinleşiyor. 30 yıl önceki yaşam tarzımızı kendi ellerimizle toprağa -hayır- betona gömüyoruz farkındaysanız! Toprak berekettir. Gömdüğünüzü çoğaltır, geri verir ya da korur, temizler, saklar… Beton öyle mi peki?
Oturduğum sokakta son 2 yılda dört tane bahçeli ev yıkılıp yerlerine apartmanlar dikildi. “Babaevi” kavramı, babanın ölümüyle birlikte unutulup kâra dönüştürülüyor. Anılar kalsın istemiyoruz çünkü anılar bizim dünyayla olan “mal” yarışımızı yavaşlatıyorlar. Hız, zaten özünde yıkıcı bir şey değil midir?
Kentsel dönüşümle birlikte, hızsal ve hazsal dönüşümlerimizle birlikte mutluluk geliyor mu peki? Dünden daha konforlu olabilirsiniz. Peki ya her şey yolunda mı gidiyor? Bahçemizde çocuklarımızın çıkıp da dalından meyve yediği bir ağacımız yoksa oturup derdimize ağlayalım mı?

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi