ORTA YOLU BULMAK YA DA İNSANLARI ÖTELEMEK

ORTA YOLU BULMAK YA DA İNSANLARI ÖTELEMEK

Mustafa Yılmaz DÜNDAR 30 Ocak 2017 Pazartesi 12:32:31
 

– 10-
Bundan önceki yazımızı, “Rabbini tercih edenler için çalışan sistem”i anlatan ayetlerle tamamlamıştık:
“Ey iman edenler, eğer siz Allah’a yardım ederseniz, O size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.” (Muhammed-7)
“İşte onlara, sabrettikleri için ecirleri iki kere verilir. Bunlar seyyieyi hasene ile yok ederler. Ve kendilerini rızklandırdığımız şeyden infak ederler.” (Kasas-54)
Ve Kasas Suresi 54. ayette geçen “seyyieyi hasene ile yok ederler” ifadesindeki “seyyie ve hasene” manalarını doğru fark etmek çok önemlidir demiştik. “Seyyie ve Hasene” ile bize öğretileni bilmemiz gerekiyor.
Seyyie ve hasene nedir? Hem “seyyie ve hasene”yi hem de ayette geçen “Onlar seyyieyi hasene ile yok ederler” tarifini biraz açalım.
Rabbini tercih edenlerin, Rabbine yönelenlerin, yani mağfiret isteyip, tövbe edip, tercihini Hakk Yol’da belirtenlerin bir özelliği vardır: Onlar seyyieyi hasene ile yok ederler. Öyleyse “seyyie ve hasene” kavramlarını hatırlamamız gerekiyor.
Batıl haller “Hak yol” kurallarıyla yok edilir
HASENE; Billâhi anlamında iman ve bunun gereği duygu, düşünce ve davranışlardır. Muhammedi yolda “iyi ve iyilik” bunlardır.
SEYYİE; “Varım ve Muhtarım” idraklı, Sözde Tanrılık İddiası içeren her türlü haldir. Biz onlara yeri gelir “BÂTIL” deriz, “VEHMİN ZULMETİ” deriz, “NEFSİN ŞERRİ” deriz. Allah indinde kötülük, şerr ve seyyie onlardır.
Bize “seyyie” ile mücadele ederken ve onu yok ederken dikkat etmemiz gereken bir yöntem öğretiliyor: Ayet diyor ki, onlar seyyieyi hasene ile yok ederler; Rablerine yönelenler seyyieyi hasene ile yok etme yolunu tercih ederler. Yani: Onlar kendilerindeki “A” Takdim Formu”ndan (asi yapılarından, duniHi algılarından) kaynaklanan duygu, düşünce ve davranışları kendi yöntemleriyle yok etmeye çalışmazlar, Allah’ın ve Rasûlü’nün öğrettiği şekilde “hasene ile” yok ederler.
Bu neden çok önemlidir?
Çünkü: Seyyie kapsamındaki haller seyyie ile de onarılabilir; yani seyyie yine seyyie ile sözde arındırılabilir, onarılabilir. Biz ona normal tanrısal yaşantı içerisinde “EHVEN-İ ŞERR” deriz. Birisi bir şerri daha az şerli bir şeye dönüştürürse, onu daha az şerle onarırsa o ehven-i şer olur, az şerli olur.
Tanrısal hayat içerisindeki herşey Kur’an’a göre “ŞER”dir. Siz o şerri dünya kurallarıyla onardığınızı zannettiğinizde, çok şerli bir şeyden az şerli bir şeye yani ehven-i şerr’e ulaşmış olursunuz. Oysa Rabbine yönelenler böyle yapmazlar, onlar bâtıl davranışları Hakk Yol’un kurallarıyla yok ederler, bâtıl davranışları yine bâtıl yoldaki kurallarla yok etmeye, onarmaya çalışmazlar; onlar seyyieyi hasene ile yok ederler.
Meal yapılırken, eğer seyyieye “kötülük”, haseneye de “iyilik” denirse ve ayete “onlar kötülüğü iyilikle yok ederler” mânâsı verilirse, insanlar bunu normal yaşantıları içerisindeki mânâda anlarlar ve birbirlerine iyilik yaparak kötülükleri yok ettiklerini zannederler. Ayette kastedilen bu değildir; birisi size bir kötülük yaptığında, sizin iyilik yapıp, kötülüğü iyilikle yok ediyorum demeniz değildir. Sizden istenen bu değil. Sizdeki bâtıl hali, bâtıl düşünce, fiil ve davranışları Hakk Yol’un kurallarıyla yok etmeniz isteniyor, önerilen bu!
Senin için yapılması için, önce sen yapacaksın
Seyyie’nin nasıl yok edileceği ayet ve hadislerle bildirildiğine göre, başka yöntemler Hakk Yol’un faydasını kaldırır, Hakk Yol’dan mahrum eder.
Sen aslında “seyyieyi hasene ile yok etme”ye çalışmakla, yani seyyieyi Hakk Yol’un kurallarıyla yok etmeye gayret etmekle ne yapıyorsun? Sendeki özellikleri çalıştırıyorsun, onları ihsâ ediyorsun! Bunu yapmakla sendeki esmaları kıpırdattın, onları değerlendirmeye başladın. Sen, sendeki seyyieyi/bâtıl davranışları Hakk Yol’un kurallarıyla öğretildiği şekilde yok etmeye, fonksiyonsuz kılmaya çalıştığında sendeki ESMALARI İHSÂ etmiş oluyorsun, sana verilenleri/sendekileri İNFAK etmiş oluyorsun, ZİKRULLAH yapmış oluyorsun; böylece Furkan-70’le verilen müjdeyi de hak ediyorsun. O müjde şudur:
Allah, senin “A” Takdim Formu”nda olan halini bir anda “B” Takdim Formu”na çevirir. Seni “artık kendisi için hiçbir korku ve mahzunluk olmayan nefs”e çevirir. Sonuç budur: Senin seyyieni hasenata dönüştürür.
Bu mekanizma şöyle çalışır: Sendeki seyyieleri hasenata çevirirken önce gayret eden sensin. Sonra senin için gayret edilir ve senin seyyie formatın hasenata çevrilir. Yani sen senin için yaparken, senin için yapılmasını hak edersin. Ama senin için yapılmasını hak etmen için, önce senin yapman gerekiyor. Neyi? Esas zikrullahı, yani infakı!
“Ve yine onlar; Rab’lerinin vechini taleb ederek sabredenler, salâtı ikame edenler, kendilerini rızklandırdıklarımızdan gizli ve aleni olarak infak edenler ve seyyieyi hasene ile yok edenler, işte yurdun sonu onlarındır.” (Ra’d-22)
“Seyyie’yi hasene ile yok etmek”le şu da olur:
“Hasene seyyie ile müsavi olmaz. Sen en güzel ile def’et. Hemen görürsün ki seninle onun arasında bir düşmanlık olan kimse, sanki sımsıcak bir veliy’dir.” (Fussilet-34)
Öğüdümüzü aldık… Böyle yaşayanlar infak yaparken israf etmezler, cimrilik de yapmazlar, “ORTA YOL”u takip ederler, orta bir kavam tuttururlar.
“Allah gereğinden fazla söyleyeni sevmez”
Şimdi öyle bir örnekle devam edeceğiz ki hayatımıza farklı bir pencere açacak inşaAllah:
“Görmedin mi şu kimseleri ki fısıldaşmaktan nehy olundular, sonra kendisinden nehy olundukları şeye döndüler; günah, şirk, düşmanlık, öfke ve Rasûl’e isyan etme ile ilgili fısıldaşıyorlar. Yahudiler sana geldiklerinde, Allah’ın seni selamladığı şekilde selamlamıyorlar. Ve kendi nefslerinde ise, “dediğimiz dolayısıyla Allah bize azab etmeli değil miydi” derler. Cehennem yeter onlara! Ona maruz kalacaklar. Ne kötü dönüş yeridir o!” (Mücadele-8)
Bu ayetin inzali öncesi yaşanan bir olay var: Yahudiler ve onları taklit eden kâfirler, Efendimiz (SAV)’e kelime oyunu yapıyorlar, O’nu görünce selam veriyormuş gibi davranıp “Es Sâmü aleyke” diyorlar. Selâm veriyor gibi, “Allah’ın Selam’ı üzerine olsun” der gibi ama “sana ölüm olsun” diyorlar. Efendimiz (Aleyhis Salâtü ves Selâm)’a selâm veriyormuş gibi yapıp alay ediyorlar. Bunu fark eden Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) onlara cevaben yalnızca “Aleyküm” diyor.
Birisi bize Selâm verdiğinde en azından “ve aleyküm Selâm” deriz, böylece “Selâm hem bana hem sana olsun” demiş oluruz. Dili bilenlerden öğrendiğimize göre, oradaki “Ve” kelimesine dikkat etmek gerekiyor. “Ve” demediğimizde dilbilgisine göre “sana olsun” mânâsı oluşur, bu durumda siz; “sana olsun” demekle Selâm’ı almamış olursunuz diyorlar. “Ve” ile “ve aleyküm Selâm” derseniz, “Selâm sana da bana da olsun” diyerek Selam’ı alıp ona da vermiş oluyorsunuz. O yüzden Efendimiz (SAV) onlara “Ve” demeden “aleyküm” diyor. “Ve aleyküm” değil “aleyküm” diyor. Yani: Bu temenniniz size olsun diyor, bu kadar söylüyor.
Ancak bu durumu Hz. Aişe radıyallahu anha validemiz de fark ediyor. Rasûlullah (SAV)’e anlayamayacağımız şekilde kuvvetle âşık Hz. Aişe radıyallahu anha bunu fark edince böyle söyleyenlere dönüp; “Aleykümü’s sâm ve leanekümullah ve ğadıbe aleyküm” diyor: Ölüm size olsun, Allah size la’net ve gadab etsin. O hırsla böyle cevap veriyor. Bunu işiten Efendimiz (SAV) Hz. Aişe’ye buyuruyor: “Ya Aişe, Allah gereğinden fazla söyleyeni sevmez.”
Nasıl bir ders! Bir yanda Rasûlullah, bir yanda O’nu alaya alanlar ve bir yanda Rasûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’i korumak için eşi! Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e olan o aşkıyla, onu o kadar kıskanan bir eşi olarak Hazreti Aişe radıyallahu anha validemiz kızarak iki kelime ekliyor. Ama Efendimiz “Allah gereğinden fazla söyleyeni sevmez” buyuruyor. Bu uyarı normal yaşantımız için çok önemli bir çizgidir:
Sözde bile, cimrilik ve israf vardır
Eş ilişkilerinde, çocuk ilişkilerinde, güçlü ve söz sahibi olanın, o an haklı olanın birkaç söz söyledikten sonra, yani ne söylediği anlaşıldıktan sonra devam etmesi doğru değildir. Söylediği söz anlaşıldığı halde karşıdakini ufalarcasına devam etmeyi, hâlâ devam etmeyi dinimiz yasaklamıştır: Allah gereğinden fazla söyleyeni sevmez! Bu hadiste Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, bize ORTA YOL’u tavsiye ediyor. Efendimiz, bu uyarısıyla bizi AŞIRILIK’tan, İSRAF’tan men etmiştir! Diyelim ki birisi, Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’e yapılan bir yanlış hakareti görüyor ama vurdumduymaz davranıyor, içinden memnun olmasa bile sesini çıkarmıyor, böyle davranan o kişi “CİMRİLİK” yapmış olur. Fazla söylediğinde israf etmiş, hiç bir şey söylemediğinde cimrilik yapmış oluyorsun! Demek ki; haklıyken, Hakk bir açıklama yapıyorken, Hakk’la ilgili bir şey söylüyorken de yeteri kadar söyleyeceksin. Gereğinden fazla söyleyeni, müsrif olanı Allah sevmez! Susup hiç söylemeyip Hakkı saklarsan bu sefer de cimrilik yapmış olursun, doğru olmaz; orta yolu yakalaman gerekiyor. Bu yalnızca konuşmayla ilgili bir örnekti. Bunu hayatımızın her anına, her olayına yaymalıyız.
Bu hadiste bize günlük yaşantıda dikkat etmemiz gereken bir husus da öğretiliyor: Hakk olanı söyle, doğruyu söyle, ama sözlerin ve tavrınla onu söylediğin kişinin Zât’ını öteleme! İki önemli nokta: Hakk olanı söylemek ama kişinin Zât’ını ötelememek! Birisine Hakk olan cümleyi söylerken onu öyle söylüyorsun ki karşıdakinin Zât’ını öteliyorsun, onu hiç ediyorsun, eziyorsun! Efendimiz bize “böyle yapmayın” diyor; “Hakkı söyleyin ama insanı ötelemeyin, insanın Zât’ını öteler hale düşmeyin” diye uyarıyor. Çünkü; insanlar belli etmeseler de doğru söyleyeni tasdik ederler, kendilerini yani zat’larını öteleyene ise tepki duyarlar. Onların tasdik ettikleri “orta yol” iken, tepki duydukları davranış israf’tır; orta yolu tasdik ederler, israfa tepki gösterirler! Doğruyu saklamaya “CİMRİLİK” dedik, doğruyu saklarsan cimrilik yapmış olursun. Doğruyu saklamayacağım diye gereksiz çıkışlar yaparsan o da “İSRAF” olur. Doğru’nun söylenmesi esfele safiliyn’e yönelikken, onun ötelenmesi Zat’a yöneliktir ve tehlikelidir. Ötelenmeye gösterilen tepkiyi “doğruya karşı tepki” zannetmeyin, o zaman “Doğruyu söylüyorum ama kişi doğrunun söylenmesinden rahatsız oluyor” diye düşünür, yanılırsınız.
Bir önemli nokta da şudur: Öteleme sessiz de yapılabilir. Bu sessiz öteleme gözlerden okunur! Bu yüzden, halk arasında “gözler kalbin aynasıdır” denir. Dikkat edin, “Gözler beynin aynasıdır” dememişler. Kişi israfı gözleriyle de yapabilir, karşısındakini bakışlarıyla öteler. Oysa; “ötelemek, hidayet ve gazap” Allah’a aittir. Onu sen yapmaya kalkarsan “sözde tanrılık iddiası”nda bulunmuş olursun.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi