O’NUN KALBİNİ Mİ YARDIN?

O’NUN KALBİNİ Mİ YARDIN?

Hz. Peygamberimizin torunu olarak bilinen Usame bin Zeyd bir sefer sırasında düşmanla savaşırken, düşmanını yere düşürmüş ve kılıcını kaldırmış tam vuracağı sırada yerdeki kişi, “Eşhedü enlá ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlühü – Şahitlik ederim ki Allah birdir ve yine şahitlik ederim ki Muhammed O’nun kulu ve elçisidir!” Demişti..
Usame bunu duymazdan gelip o şahsı öldürmüştü. Medine’ye dönüşte durumdan haberdar olan Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed (sav) çok üzülmüş ve derhal Usame’yi huzuruna çağırmış ve O’nu soru yağmuruna tutmuştur:
Hz. Peygamber:
“Sen ‘Allah birdir’ diyen birini mi öldürdün?”
Bunu ısrarla ve üst üste soruyordu.
“Sen, imanını ilan eden birini mi öldürdün?”
Zeyd’in oğlu sıkıntı içindedir. Kendini müdafaa etmeye başlar. Şöyle der:
“Ey Allah’ın Resulü! Ama o bunu korkudan söyledi. Öldürüleceğini anladığı için söyledi!”
Bu cevap üzerine Peygamber Efendimiz torunu Usâme’ye:
“Ne o, onun kalbini mi yardın? Nereden biliyorsun bunu? O halde kalbini yarsana ya!”
Peygamberimiz bu cümleyi öylesine tekrar edecektir ki, Hz. Usame sonraları şöyle itiraf edecektir:
“Keşke o güne kadar değil de, ondan sonra Müslüman olmuş olsaydım ve bu ağır sorumluluk altında ezilmeseydim!”
Bu tarihi olay kelime-i şehadet getiren ve ben müslümanın diyen birisinin kanının haram olduğunu göstermesi bakımından çok önemlidir. Peygamber Efendimizin Medine döneminde de diliyle Müslüman olduklarını söyleyen münafıklara bile Müslüman muamelesi yaptığını hatta münafıkların başı olan Abdullah bin Übey bin Selûl’ün cenaze namazını kıldırdığını hatırlayacak olursak, bir müslümanın bir başka müslümanı tekfirle suçlamasının büyük bir vebal ve ne kadar yersiz ve din dışı bir hareket tarzı olduğunu bir kez daha anlamış oluruz.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi