ONLAR HEM ALLAH’IN HEM BİZİM DÜŞMANLARIMIZDIR

ONLAR HEM ALLAH’IN HEM BİZİM DÜŞMANLARIMIZDIR

Muharrem Günay 28 Ekim 2015 Çarşamba 03:00:00
  başta Yahudiler olmak üzere Hıristiyanlar ve müşriklerin Müslümanlara gerçek anlamda dost olmaları beklenemez. Bu duruma Kur’an-ı kerim’de şöyle dikkat çekilir:
“Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Onlar size gelen gerçeği inkar etmişken, onlara sevgi gösteriyorsunuz. Halbuki onlar Rabbiniz olan Allah’a inandığınızdan dolayı, Peygamberi ve sizi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer siz benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız, onlara nasıl sevgi gösteriyorsunuz? Oysa ben sizin gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa doğru yoldan sapmış olur.” (Mümtehine: 60/1)
Yine konuyla ilgili diğer ayetlerde Müşriklerin durumunu açıklayan Yüce Allah, Allah’tan başka bir ilâha inanılması, Kur’ân âyetlerini inkar etmeleri, (Kasas: 28/87-88.) Müslümanların hayrını istemeyecekleri, (Bakara: 2/105) düşmanlıkta acımasız olduğu, (Maide: 5/82.) Müslümanların kuvvetli durumlarında anlaşmalara uyacakları, (Tevbe: 9/7. 8. 10.) İnsanları saptırmak isteyeceklerini belirtir. (İsrâ: 17/73.)
Buna göre karşılıklı ilişkilerde dikkatli ve dengeli olmak zorunluluğu bulunur. Çünkü gayrı Müslimlerin dostlukları belirli menfaatlere dayanır. Çıkar bitince dostlukta biter. Allah’a ve Rasûlüne inanmayan insanların dostluğuna güvenerek geçici süre de olsa, tedbir elden bırakmamak gerekir. Nitekim bu gerçeği tarihi hakikatlerle öğrenen atalarımız gelecek nesilleri uyarmak bakımından “Ayı derisinden post, gâvurdan dost olmaz; Hazır ol cenge istersen sulhu salah” demişlerdir.
İslâm bütün insanlara olduğu gibi Yahudi ve Hıristiyanlara da el uzatmış ve özellikle onları müşriklerden ayrı tutmuş, kendilerine kitap gönderilmiş olmalarından dolayı onlara Ehli Kitap/Kitap Ehli adını vermiştir. Mekke döneminde müşriklerin baskı ve zulümlerinden kurtulmak amacıyla Müslümanların bir kısmı o zaman Hıristiyan olan Habeşistan’a hicret etmişlerdir. Habeşistan’da hüküm süren Necâşi Müslümanlara kucak açmış onları korumuş ve kollamış ve Mekkeli müşriklere teslim etmemiştir.
Başta Habeşistan’daki Hıristiyanlar olmak üzere onların bu durumlarına Kur’an-ı kerim’de dikkat çekilmiş ve şöyle buyrulmuştur:
“Andolsun ki mü’minlere düşmanlık bakımından, Yahudi ve müşrikleri insanların en azgını bulacaksın. Mü’minlere sevgi bakımından en yakın olarak da: “Biz Hıristiyanlarız.” Diyenleri bulacaksın. Çünkü onların içinde keşişler (yol gösterici bilginler) ve rahipler vardır. Onlar (hak ve gerçeği kabul etmekte) büyüklük taslamazlar.” (Maide 5/82)
“Resûl’e indirilen (Kur’an’) ı (Hıristiyanların anlayışlıları) dinledikleri zaman gerçeği anladıklarından dolayı onların gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Derler ki: “Ey Rabbimiz! İnandık, bizi de (hakka) şahit olanlarla beraber yaz.”(Maide 5/83)
“Bize ne oluyor ki Rabbimizin bizi iyiler topluluğu ile beraber (cennete) koymasını arzu edip duruken, Allah’a ve bize gelen gerçeğe (Kur’an ve peygamber’)e inanmayalım.” (Maide 5/84)
Nitekim Habeş Hıristiyanlarından keşiş, rahip ve halktan bir gurup, Resûlullah’ı dinlemek ve özelliklerini görmek için gönderilmişti de, Resûlullah (sas) tarafından okunan Kur’an-ı dinleyince Müslüman olmuşlardı.
Hıristiyan toplumunun hepsi aynı değildir. Değişik mezhepler altında Rum Ortodoks, Roma Katolik kiliseleri, Protestanlar, Normanlar, Eski Şark kiliselerine bağlı olanlar, Monafizitler, Suriye kiliseleri, Kiptiler, Habeşiler, Ermeniler, Nasturiler ve Yakubiler olmak üzere, bir takım fırkaları bulunmaktadır. (Bk. Yıldırım, Suat, Mevcut Kaynaklara Göre Hıristiyanlık, Ank. 1988, s. 160-16)

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi