OĞUZHAN VE  OĞUZ HAN’IN KIZILELMA’SI

OĞUZHAN VE OĞUZ HAN’IN KIZILELMA’SI

Tarihi kaynaklardan öğrendiğimize göre Türk’ün tarih sahnesine çıktığı andan itibaren Kızılelma’sı “Güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar dünyayı fethetmek ve dünyaya Türk töresi ile nizam vermek ve barış getirmek”ti.
Eski Türk inancına göre: “Üstte gök aşağıda yağız yer ve ikisi arasında kişioğlu (insanoğlu) yaratılmış; insanoğlu üzerine Türk hakanları Yüce Tanrı tarafından tahta oturtulup, cihanın idaresi ile memur edilmişlerdi.”
Bu ifadelerden anladığımıza göre: Yüce Allah’ın kut (bağış ve nasip) vermesiyle tahta oturan Türk hükümdarları Yüce Allah’a karşı sorumlu olma ve cihanın idaresi ile görevlendirilme bilinci ile hareket ediyorlar ve kendilerini “Dünya Hakanı”, devletlerini de “Dünya Devleti/Kâinat Devleti” olarak görüyorlardı.
Oğuz Kağan destanına göre, Oğuz Han Tanrı’nın gönderdiği kutsal bir hakandı. Oğuz Kağan insanların yaşadığı yeryüzünü zapt ederek, Tanrı adına idare etmeğe (Tanrı tarafından) memur edilmişti (Ögel, 1993, s.43). Yüce Allah tarafından cihanı idare etmekle görevlendirilen Oğuz Han, bu görevini yerine getirmek üzere bütün dünyayı fethetmiş, aynı zamanda putperestlere karşı hiç acımamış, bir tanrı yolunda din savaşları yapmış, Allah’ın adını yüceltmek için mücadele etmişti. Demek ki İslâmi dönemlerde ortaya çıkan “İ’lây-ı kelimetullah Ülküsü’nün tarihi kök ve temelleri tâ Oğuz Han zamanına kadar uzanıyordu.
Kızılelma kavramının Türk milleti tarafından ortak bir bilinçle oluşturulduğunu söyleyebiliriz. Her dönemde Kızılelma’ya farklı anlamlar yüklenmiş ve her dönemin de kendine göre bir Kızılelma’sı olmuştur. Oğuz kağan Destanı’ndan ve Orhun Âbideleri’nden anladığımıza göre İslâmiyet öncesinde Türk’ün Kızılelma’sı “Güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar dünyayı fethetmek ve dünyaya Türk töresi ile nizam vermek ve barış getirmek” iken İslâmi dönemlerle birlikte “Dünyaya Allah’ın dini ile nizam vermek “Nizâm-ı âlem” ve Allah’ın adını yüceltmek “İ’lây-ı kelimetullah” için çalışmak” anlamları yüklenmiştir.
Güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar bütün dünyayı vatanlaştırmak ve dünya devleti kurmak düşüncesi Türklerin devlet düşüncesinin temelini oluşturur. Bunun ilk örneği Oğuz Han Destanı’nda görülmektedir. Oğuz Han’ın babası Kara Han’ın ölümünden sonra devletinin iç meselelerini halledip “altın evin” kurulmasını sağlaması; otağına “altın küre” yi koydurması anlamına gelir ki, bu bulunduğu bölgenin hâkimi anlamındadır. Bundan sonra fetihlere başlayan Oğuz Han, Çin ve Maçin’i ülkesine katar. Burada dikkate değer olan Çin’in “Kızılelma” olarak telakki edilmesidir. (Karatay, 10-12) Oğuz Han’ın torunlarından Dip Yavkuy Han, “Ceddimiz Oğuz, bu kadar ülkeyi nasıl almıştır; nereden nereye kadar zapt etmiştir?” Sorusuna verilen “Güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar” cevabı dönemin Kızılelma düşüncesini işaret etmektedir. (Çetin, 2014, s. 62)
Eski Türklerin Mitolojik çağlardan beri bu tür “Dünya Devleti/Kâinat Devleti anlayışına sahip oldukları bilinmektedir. Milletlerarası kaynaklar bu tip devlet anlayışına “Üniversal” veya “Üniverselle” devlet şekli adını vermişlerdir. Türk kültüründe ise bu anlayışa “Cihan Şümul Devlet” denilmiştir. “Ünivers”, kâinat demektir. Dünya demek değildir. Dünya kâinatın bir parçasıdır”. (Yuvalı,1993. s.240)
Türk milletinin tarih sahnesine çıktığı coğrafya da bu tür devlet anlayışının doğmasına elverişli idi. Tarihte atı ilk önce evcilleştiren ve onunla hızlı hareket etme niteliğine kavuşan, yine tarihte ilk defa demiri, çeliği işleyen ve bunlardan yapılan silahları kullanan Türkler; yarı göçebe olup hayvancılıkla ve ticaretle uğraştıklarından daha disiplinli, teşkilatçı ve dayanışmacı olmak zorundaydılar. Özellikle kalabalık Çin nüfusu Türkleri savaşçı olmaya ve savaşa her zaman hazır olmaya mecbur ediyordu. Sert Bozkır iklimi ve hızlı hareket etme geleneği sağlam bünyeli bir milletin oluşmasına fırsat vermişti.
Dünya devleti kurma fikri bütün bir millette milli ve sosyal bir şuur haline gelmiş, bu şuurla kurulan devletler çeşitli sebeplerle yıkılmış fakat aynı şuur yeni kurulan devletlerle devam etmiştir. Türk’ün hayat felsefesinde derin bir yer tutan, hatta bu felsefenin temelini oluşturan bu düşünceyi Cihangir atamız Oğuz Han, hükümdar olarak ilan edildikten sonra:
“Güneş bayrağımız, gökyüzü çadırımız”demiş; “Daha çok denizlere, daha çok ırmaklara doğru” diyerek dünyanın fethini yani Kızılelma’yı hedeflemiş ve dünyanın dört bir yönüne gönderdiği elçilerle bütün milletlerin kendisine tabi olmasını istemiştir. Uygurca Oğuz Destanında bu durum açıkça görülmektedir:
“Mademki Uygurların benim büyük kağanı
O halde sayılırım, ben bir Dünya kağanı
Bana bağlıdır artık, dünyanın dört bir yanı.”
Oğuz Kağan destanı Uygurlar döneminde yazıya çevrildiği için “Uygur Hakanıyım” denmektedir. Uygurlar da kendilerini Oğuz Han nesli kabul ettiklerinden, Oğuz Han’ı Uygur hakanı saymaktadırlar (M. Niyazı, s. 177).
DLT’de de ünlü efsanevi Türk başbuğu Alp-Er-Tunga “Acun Beği” (Dünya Hükümdarı) sayılmaktadır (İ.Kafsoğlu , 1996, TMK, s. 243).

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi