NEREYE GİDİYORUZ?

NEREYE GİDİYORUZ?

Son yıllarda nasıl bir ülkede yaşamaya başladık?
İktidarın ağır baskısını her geçen gün daha fazla hissediyoruz. “Adalet dağıtacağız”, “Mazlumların sesi olacağız” diye iktidara gelenler, sempatizanından bakanına kadar kendi gibi düşünmeyen, kendisini desteklemeyen herkesle kelimenin en hafif haliyle uğraşmaya (!) başladı. Bu baskı rejimine sadece otoriter yönetim deyip geçilir mi? Yoksa, başka bir tanımlama yapılır mı? Orasını size bırakıyorum. Kısa dönemde ülkemizde yaşanan olayları hatırlayalım.
Musa Orhan tarafından zorla alıkonulup 15 gün boyunca defalarca tecavüz edilen 18 yaşındaki İ.E intihar etmiş, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmişti. Basına yansıyan olaydan sonra Musa Orhan’ın Türk bayrağı önünde “Kurt işareti” yapan resimleri ve “bana bir şey yapamazlar” sözleri tepki çekmişti. Gerçekten de nitelikli cinsel saldırı suçlamasıyla tutuklanan Musa Orhan’a bir şey yapılamadan tahliye edildi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da Musa Orhan’ı kollamakla suçlandı. Musa Orhan’ın telefonundan atılan mesajları yayınlayan İşçi Partisi Hatay Milletvekili Barış Atay, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu eleştirdi. Süleyman Soylu da suçlamalara “Benden tecavüz kollayıcı olmaz da, senden tam tecavüzcü olur… Tuma’nın kollayıcısı, dikkat yakalanma..” şeklinde cevap verdi. Olayın hemen ardından Milletvekili Barış Atay Kadıköy’de 5 kişilik bir grubun saldırısına uğrayarak yerlerde tekmelendi. Kaburgalarında kırık şüphesiyle hastaneye yatırıldı.
Devletin bakanı polemiğe girer mi? İnsanları hedef gösterir mi?
Canımız korumakla sorumlu T.C. İçişleri Bakanı mafyavari bir yöntemle milletvekilini hedef göstermiş olmuyor mu? Daha akşam olmadan milletvekili darp ediliyor. Atanmış bir İçişleri bakanı, seçilmiş bir milletvekilini hedef tahtasına koyabilir mi?
***
İçişleri Bakanımız Soylu, 2 ay önce gazeteci Saygı Öztürk’e, liyakatı olmadığı halde torpille yükselen bir bürokratın haberini yapması ile ilgili olarak Twitter hesabından “…Bugünden sonra bu namus düşmanını kim muhatap alırsa, gözümde aynı namussuzluğun ortağıdır, haysiyet celladıdır” demişti.
***
Ankara Şehir Hastanesinde Covit’le mücadele etmekten yorulan Büşra hemşire gece nöbetinde “Başkanım bana bir tabak aşure gönderebilir misiniz” diyerek, Ankara Büyükşehir Belediye başkanından aşure istiyor. Sayın Mansur Yavaş da hemen Büşra hemşire ve arkadaşlarına aşure gönderiyor. Buraya kadar herşey güzel, herşey medeni, herşey insani.
Bu paylaşımların ardından Kaan Altınok isimli bir twetter kullanıcısı “Sevgili kızın Büşra’yı hoplatıcaz yakında. @fahrettinkoca bu kadının iş feshini sonladırın hemen. Yoksa başka birisi başka yerini sonlandırır bunun başına iş alırsın” şeklinde uluorta tehdit ediyor. Hem de sağlık bakanını da etiketleyerek. Bu cüreti nereden buluyorsa artık? Adam tecavüzden bahsediyor, ancak bakan bey şu ana kadar henüz “Sen ne diyorsun kardeşim” demedi. Tecavüzle tehdit eden adam hakkında suç duyurusunda bulunmadı.
Belediye Başkanı Mansur yavaş bile bu olaylardan o kadar etkileniyor ki, yardım isteyen başka bir kızımıza attığı twette “Bir tabak aşure isteyen temiz yüreklerin bile hedef gösterildiği bir ortamda sizlere cevap vermekten çekinir oldum.” diyor.
***
30 Ağustos kutlamaları için İl binasından meydandaki Atatürk Anıtı’na kadar yürümek isteyen vatandaşlara polis izin vermedi. Vatandaşları engellemeye çalışan polis CHP Milletvekili Metin İlhan’a tekme attı.
Bütün bu örnekler artık bir polis devletinde yaşadığımızı, adaletin kalmadığını, bazı yetkili insanların iki dudağı arasındaki ince çizgide yürüdüğümüzü, söylemlerimiz nedeniyle birilerinin her an bizleri cezalandırabileceğini gösteriyor.
Sadece biraz, etrafınıza bakın. Neler göreceksiniz, neler.
Son Söz; “Sevgi, kötülükten daima üstündür” Mansur Yavaş

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi