NAMAZDAN SONRA  TESBİHAT-DUA VE İSTİĞFAR

NAMAZDAN SONRA TESBİHAT-DUA VE İSTİĞFAR

Namazların peşinde istiğfarda bulunmak sünnettir. Çünkü istiğfarla namazdaki eksiklikler için Allah’tan bağış dilenmiş olur. Peygamber (S.A.V.) selam verip namazdan çıkınca üç defa “estağfirullah el azim ve etubu ileyh” veya benzeri sözle istiğfarda bulunup “Allâhümme en tesselâm ve min kesselâm…” derdi. (Müslim, “Mesâcid, 135; Tirmizi, “Saalat”, 224)
Hadis-i şerifte: ”Her kim üç defa ‘Estagfirullahellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh’ okursa harpten kaçmış olsa bile günahı bağışlanır” Buyrulmuştur. (Ebu Davud, Salat, 361.)
Kılınan beş vakit namazdan sonra yapılan tesbih (sübhânallah), tahmid (el hamdülillah) ve tekbir (Allâhüekber)den her biri otuz üç defa tekrarlanır. Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, lehülmülkü velehül hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadir ile yüze tamamalanır. Bu tesbihleri yapmak hem imama hem de cemaate müstehaptır. Aynı zamanda kul ve millet hakkı hariç hataların bağışlanmasına vesiledir.
Sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki:
“-Kim her (farz) namazdan sonra Allah’a otuz üç defa tesbih, otuz üç defa tahmid, otuz üç defa tekbir getirirse bu doksan dokuz eder. Yüzün tamamı ise, lâ ilâhe illallâhü vahde hû lâ şerikeleh, lehül mülkü velehül hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr’dir. Hataları Denizköpüğü kadar bile olsa bağışlanır. (Müslim, Ebû Hureyre’den)
Sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki:
“Farz namazlarınızı kıldıktan sonra şu duayı on kere okuyunuz “ La ilahe illalahü vahdehu la şerikeleh, lehül mülkü velehül hamdü, (yühyî ve yümît) ve hüve ala külli şey’in kadir.” Manası: Allah’tan başka hiç bir tanrı yoktur. (O tektir.) Ortağı eşi ve benzeri yoktur. Her varlığın mülkiyeti onundur. O, her şeye hakkıyle kadirdir. (kim bu duayı okursa, bir köle azat etmiş gibi sevap alır.” (Bera. İmâm Suyuti, Camiu’s-Sağir, Aydın Yayınevi: 1/714)
Bu duanın onuncusunu “…yuhyi ve yümît vehüve hayyün lâ yemût biyedihil hayr vehüve alâ külli şeyin kadir” şeklinde okunması daha güzeldir.
Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki
“Sabah namazını kılıp hiç bir şey konuşmadan şu duayı yedi kere oku. “Allahümme ecirni minennar” Akşam namazını kıldıktan sonra da yine konuşmadan bu duayı yedi defa okursan, o gece öldüğün takdirde Yüce Allah senin için cehennemden kurtuluş beraatı yazılmasını emredecektir. (Ahmet. İmâm Suyuti, Camiu’s-Sağir, Aydın Yayınevi: 1/714)
Sabah ve Akşam Namazının Farzından Sonra:
Bu duaların ikisini birlikte sabah ve akşam namazının farzını kılıp, “Allahümme en tesselamü ve min kesselâm tebârekte yazelcelâli vel ikram” dedikten sonra arkasından dünya kelamı etmeden on defa (veya onbir defa)”“ La ilahe illalahü vahdehu la şerikeleh, lehül mülkü velehül hamdü ve hüve ala külli şey’in kadir.” Duasını okuruz, ardından yedi defa “Allahümme ecirna minennâr” duasını okuruz. Allahümme ecirnâ minennar duasının yedincisinin sonuna “ve edhılnel cennete meal ebrar” ı ekleriz. Camide veya evde cemaat halinde namaz kılarken aynı duaları müezzin de sesli olarak okuyabilir, cemaat ise içinden tekrar eder.
– Parmak Hesabıyla Zikir ve Tesbîh Etmek:
Tesbîh’in kısaca mânası Allah’ı noksan sıfatlardan, uluhiyyete aykırı şeylerden tenzih ve takdistir. Bu anlamda tenzih ve takdis yapılırken ve benzeri zikirlerde bulu-nulurken sayıda yanıllmamak için parmak uçlarından ve boğumlarından yararlanıldığını bilmekteyiz. Sonraları çeşitli ağaç ve çekirdeklerden yapılan ve belli sayıda iplere dizilen boncuk ve benzeri şeyler de bu maksatla kullanıldığı için TESBÎH ismini almıştır.
Ancak tesbîh denilen âletin ne zaman, kim tarafından bu maksatla kullanıldığını kesin olarak bilmiyoruz. Resûlüllah (A.S.) Efendimizin belli sayıda yaptığı zikir ve tesbihleri parmak uçları veya boğumlarıyla hesapladığı sahih rivayetlerle sabit olmuştur. Bundan anlıyoruz ki tesbîh denilen âlet sonradan bir bid’ad olarak ortaya çıkarılmış ve zamanla yaygınlaşarak benimsenmiştir,
Abdullah bin Ömer (R.A.) diyor ki : “Resûlüllah (A.S.) Efendimizi parmaklarıyla tesbîh yaparken gördüm.» (Eshab-ı Sünen rivayet etmiştir.)
Sahabiyeden Büseyre (R.A.) adındaki hanım diyor ki, Resûlüllah (A.S.) Efendimiz biz kadınlara şöyle buyurdu
“Tesbîh, tehlîl ve takdise gerekli olun? Bundan gaflet etmeyin, sonra rahmeti unutursunuz. Tesbîh yaparken parmaklarınızla bağlantı yapıp (sayıyı noksansız sağlamaya çalışın). Çünkü parmaklarınızda da hem sorumlu tutulacak, hem sorguya çekileceklerdir.» (Eshab-ı Sünen- EI-Hâkim: Sened-i sahihle rivayet etmişlerdir.)
Zikir ve tesbîh konusunda parmak uçlarına ve parmak sayısına ayrı bir özellik tanındığına ve sünnetin bu yolda, icra edildiğine göre, Arapların Sebha, bizim Tesbîh dediğimiz âletle zikir ve tesbihte bulunmak, parmak uçları ve boğumları hesaplanarak yapılan tesbîh kadar faziletli değildir. Cami’ ve mescitlerde ön safta bulunan cemaatin tesbihi olmayanlara cami’a vakfedilen tesbihleri dağıtmaları sünnete uygun değildir. İsteyen parmak hesabıyla tesbihini yerine getirsin, buna engel olmak doğru bir hareket sayılmaz. (Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslâm Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/262-263.)

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi