NAMAZDA TÂDİL-İ ERKAN

NAMAZDA TÂDİL-İ ERKAN

Namaz konusunda Kur’an-da Ankebut suresi 45.ayette şöyle buyrulmaktadır:
“Ey Muhammed! Kitaptan sana vahy olunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı biliyor.” (Ankebut:45)
Namaz öyle bir ibadettir ki; mü’mini huzura, ebedi mutluluğa, dünya ve ahiret saadetine erdirir. Namaz ibadeti ile Müslüman, cehaletten ilme, kötülükten iyiliğe, çirkinlikten güzelliğe, karanlıktan aydınlığa, bunalımdan ruh sadeliğine, sıkıntıdan refaha, ızdıraptan selamete, huzursuzluktan gönül rahatlığına, hastalıktan sıhhate, günah çukurundan sevap düzlüğüne, zulmetten nura kavuşur.
Peygamber efendimiz bir hadislerinde şöyle buyuruyor:
“Kul, namaza kalktığı zaman, Allah kendisi ile onun arasındaki perdeyi kaldırır, onunla yüz yüze gelir. Melekler de omuzlarının hizasından itibaren tâ arşa kadar sema boşluğunu doldururlar. Onun namazı ile beraber namaz kılarlar ve onun yaptığı dualara “âmin” derler. Göklerin tam ortasından, namaz kılan kimsenin tepesinden tırnağına kadar rahmet yağar. Allah’ın münadilerinden birisi şöyle bağırır:
—Eğer şu münacaat eden kul kiminle münacaat ettiğini bilseydi, gözleri sağa sola kaymazdı. Muhakkak göklerin kapısı namaz kılanlar için açılır. Cenâb-ı Hakk namaz kılan kulu ile meleklere karşı iftihar eder.” (İ.Gazali, İhya 1.428)
Namaz, fakir ile zengini, amir ile memuru, Türk ile Arabı ve ya bir Afganlıyı ve ya Almanı aynı safta buluşturarak hem İslâm kardeşliğini pekiştirir, hem de insanlar arasında yaratılış bakımından hiç bir farkın bulunmadığını öğretir.
Namazda uyulması gereken ve çoğumuzun pek de dikkat etmediği konulardan birisi de “Ta’dil-i erkân”dır. Ta’dil-i erkâna uymak vaciptir. Hatta farz diyenler vardır. Ta’dîl-i erkânın İmâm Ebû Hanîfe ile İmâm Muhammed’e göre vacip, İmâm Ebu Yusuf ile imam Şafi’ye göre farzdır.
•Ta’dil-i erkân; namazın, kıyam, rükû, secde gibi rükünlerinin dikkatli bir şekilde yerine getirilmesi, bunları yerine getirirken ilgili uzuvların, yani vücudumuzun bölümlerinin yerli yerinde olması demektir. Diğer bir ifadeyle kıyamda iken dosdoğru, rükûda iken gerektiği gibi durmak;
Rükûdan kalkınca beli dosdoğru düzeltmek, sübhanellah diyecek kadar durmak, iki secde arasında yine sübhanellah diyecek kadar durmak, namazı gereği gibi kılmak demektir.
Namaz kılarken acele etmemeli, sükûnetle ağır, ağır kılınmalıdır. Sevgili Peygamberimiz “Namazı benim kıldığımı gördüğünüz gibi kılınız” buyurmuştur. O’nun mübarek eşleri Hz. Aişe, peygamberimizin namaz kılışını şöyle anlatır:
• “…Rükû ettiği zaman başını ne yukarıya diker, ne de aşağıya büker, ikisinin arasında tutardı. Rükûdan kalktığı vakit, iyice doğrulmadan secdeye gitmezdi. Başını secdeden kaldırdığı zaman dahi iyice doğrulup oturmadıkça ikinci secdeyi yapmazdı…( Müslim)
Rasûlullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
• “Kim imamdan evvel başını secdeden kaldırır veya imam secdeye varmadan başını secdeye koyarsa, (bir rukun eda edecek kadar imamdan ayrı olursa) imamla birlikte kıldığı namazı fasittir.” (Şeyban, İmâm Suyuti, Camiu’s-sağir, Aydın yayınevi: 1/738)
Peygamber efendimiz, imamdan önce başını kaldıran yahut rükûa varan kimseyi ağır bir şekilde tehdid ederek şöyle buyurmuştur: “İmâmdan önce başını kaldıran bir kimsenin başını Allah’ın bir eşekbaşına yahut suretini bir eşek suretine çevirmesinden korkmaz mı?” Bu hadisi Muvatta, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd ve başkaları rivayet etmişlerdir. (Buhârt, Ezan 53; Müslim Salât 114; Ebû Dâvûd, Salât 75; Tirmizi, Cumua 56; Nesâî, İmâme 38; İbn Mâce, İkame 41)
Ebû Hureyre de: “Böyle birisinin alnı şeytanın elindedir” demiştir. Resûlullah (s.a) da şöyle buyurmuştur: “Bizim yaptığımız işe uygun olmayan her bir iş merduddur.” (Buhârî, İ’tisâm 20; Müslim, Akdiye 17,18; Ebû Dâvûd, Sünne 5; İbn Mâce, Mukaddime, 2) Buna göre kendisine uymakla emrolunduğunu, ona muhalefet etmenin kendisine yasak olduğunu bildiği halde, kasten imamına muhalefet eden kimse namazını hafife almış, kendisine verilen emre muhalefet etmiş demektir. Dolayısıyla böyle bir kimsenin bu şeklide kıldığı namazının yerini bulmaması, yeterli olmaması gerekir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır. (İmâm Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 2/43-45.)

Sosyal Medyada Paylaşın:
Sonraki Yazı

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi