NAMAZ EN BÜYÜK İBADETTİR – Kocatepe Gazetesi

NAMAZ EN BÜYÜK İBADETTİR – Kocatepe Gazetesi

Muharrem Günay 23 Kasım 2012 Cuma 02:00:00
  İslam’a göre en büyük ibadet Allah yolunda cihattır. Fakat cihat müminler üzerine farzı kifâye olan bir ibadettir. Yani cenaze namazı gibi, müslümanlardan bir kısmının bu görevi yerine getirmesi ile diğerleri üzerinden düşen bir ibadettir. Namaz ise günde beşvakit bütün müminler tarafından yerine getirilmesi gereken farzı ayın bir ibadettir. Bu bakımdan Allah katında en büyük ibadet namazdır.
— Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
— “Bu dinin başı teslimiyettir. Allah’a teslim olan selamete erişir. Namaz, dinin direğidir. Ama en yüksek şeref ve derece cihattır. Bu dereceye ancak en üstün mü’minler ulaşır.” (İmam suyuti, Camiu’s-Sağir ve Tercümesi, Aydın Yayınevi: 1/36)
Onun için Resûlüllah (a.s.) Efendimiz: “Namaz benim gözümün aydınlığı kılınmıştır!” buyurarak, namazın her iki hayatımıza da aydınlık getireceğine işaret etmiştir. Kur’ân-ı kerîm’in 87 yerde namazdan bahsedilmiştir. Âhiret’te insandan ilk önce bu ibâdetten sorulacağı da onun önemini anlatmaya yeterli bir delildir. Aynı zamanda namaz küfürle imân arasında bir alâmet-i farika sayılır.
Yüce Allah, ilk insan ve ilk peygamber Âdem (a.s.)’den itibaren bütün insanları “namaz” ibadeti ile sorumlu tutmuş ve bütün peygamberler gönderildikleri insanlara namaz kılmalarını emretmişlerdir. (Bak: Bakara, 83; Maide, 12; Yunus, 87; İbrahim, 37; Meryem, 31, 35; Tâ-hâ, 14, 132; Enbiya, 73. Ayetler)
Namaz belli eylemler ve özel rükünler ile yüce Allah’a kulluk etmektir. Namazın dış görünüşü birtakım şekiller ve zikirden ibaret ise de, içerisi ve gerçek mahiyeti, yüce yaratıcıya münâcât etmek, o’nunla konuşmak, o’na yakınlaşmak ve o’nu müşahede etmektir. Bu özelliğinden dolayı, yani yüce yaratıcı ile teklifsiz, aracısız buluşma ve konuşma anlamına gelişinden dolayı, namaz ilâhî bir lutuf olarak kabul edilmiştir.
İslam’ın beş temel esasından birisi olan namaz, Mekke’de, hicretten beş sene evvel mübarek Miraç gecesinde farz kılınmıştır. Farziyeti kitap, sünnet ve icma ile sabittir.
Enes b. Mâlik (r.a.)’den yapılan rivayette demiştir ki: İsrâ gecesinde Resûlüllah (a.s.) Efendimiz’e elli vakit namaz farz kılınmıştı. Sonra azaltılarak beş vakte indirilmiştir. Sonra da ona şöyle seslenilmiştir: “Ya Muhammed! Şüphesiz ki söz benim yanımda değişmez. O bakımdan şu beş vakit ile sana elli vaktin (sevabı) vardır.” (Tirmizî, Mevakıyt:45, Ahmed:3/161)
Namaz da Allah’ı sürekli hatırlamanın en büyük vesilesidir. Nitekim âyette “Beni hatırlamak/anmak için namaz kıl” (Tâhâ 20/14) buyrulmaktadır. Namaz emrini, Allah Teâlâ’nın yeryüzüne melek aracılığıyla göndermeyip Mirac gecesi Hz. Peygamber’in huzuruna çıktığında ona tebliğ etmesi de (Buhârî, “salât”, 1; Müslim, “îmân”, 263), bu ibadetin Müslümanın dinî ve ruhanî hayatı açısından önem ve anlamını göstermektedir. Bu sebeple de dinî literatürde namaz ibadetinin bu yönünü, namazın kulun Allah’a ulaşması, kavuşması yolunda önemli bir araç olduğunu anlatmak için namaz müminin miracıdır denilmiş, ümmetin namazla ilgili ortak bilinç ve değerlendirmesi âdeta bu cümleyle özetlenmiştir. Beş vakit namaz; akıllı, ergenlik çağına giren kadın ve erkek her Müslüman’a farzdır.
Namaz işlediğimiz günahlardan arınmak, işleyeceklerimizden de korunmak için kalbimiz, dilimiz, bedenimiz, bütün benliğimizle yaptığımız kulluk görevidir.
Namaz insanı günahlardan arındıran, kötülüklerden alıkoyan, ruhu temizleyip kalbi aydınlatan bir ibadettir. Yüce rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
”(Ey Muhammed! ) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı dosdoğru kıl, çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alı kor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir.(Ankebut:45)
Mearic suresinde 21. ve 22. âyetler arasında cehennem ve cehennemliklerin özelliklerinden söz edilirken 22. ayetten 36. ayete kadar namaz kılanların kılmayanlara göre olan farklarından ve namaz kılmakla kazanmış olduğu ahlâki özellikler anlatılır:
“Ancak, namaz kılanlar öyle değildir. Onlar (güzel huy sahibi olarak) namaza devamlıdırlar. (Hiçbir meşguliyet kendilerini namazdan alıkoyamaz.). Onlar (bilirler) ki gerek dilenen, gerekse (utancından istemeyip) mahrum kalan (fakire vermek) için, mallarında belli bir hak vardır. [krş. 16/71] Onlar (o namaz kılanlar), hesap gününü tasdik ederler. Onlar, Rablerinin azabından korkarlar. Çünkü Rablerinin azabına (karşı) güven içinde olmuş değillerdir. Onlar edep yerlerini, eşleri ve ellerinin (altında) mâlik oldukları (cariyeleri) dışında herkesten koruyanlardır. Şüphesiz ki onlar (bundan dolayı) kınanmazlar. Ama bundan ötesini arayanlar ise, işte onlar haddi aşanların ta kendileridir. Onlar, emanetlerini ve ahitlerini gözetenlerdir. Onlar, şâhitliklerini dosdoğru yapanlardır. Onlar namazlarını (şartlarına ve gayesine uymakla) muhafaza edenlerdir. İşte bunlar cennetlerde ikram olunurlar. (Mearic 70;22–35) (Feyzu’l Kur’an, H. T. Feyizli meali)
Uhut’da Peygamber Efendimizin mübarek dişleri kırılıp, mübarek yanaklarından kanlar geldiği, başta sevgili amcası Hz. Hamza’yı ve 72 ashabını şehit verdiği halde, el kaldırıp:
“Yâ Rabbî! Kavmime hidayet ver. Onlar bilmiyorlar!” Buyurmuş iken, Hendek savaşında ikindi namazının kılınmasına engel oldukları zaman:
“Bizi orta namazdan mahrum bıraktılar. Yâ Rabbî, onların kalplerini ve kabirlerini ateş ile doldur” diye bedduada bulunmuştur. Bu da gösteriyorki Allah katında en büyük ibade namazdır..
Toplumda namaz ayağa kaldırıldığı zaman dinî hayat ayağa kaldırılmış demektir. Meselâ bir ülkede oturan insan¬ların her biri, tek tek namazlarını kılsalar bile namaz ikâme edilmiş sayılmaz. Namaz, toplum olarak ikâme edilmesi gereken bir ibâdettir. Onun içindir ki namazı cemaat halinde huşû ve hudû ile ta’dil-i erkâna uyarak kılmalıyız. Namazın kılınması için önce en yakınlarımızdan başlayarak, ‘yakından uzağa’ ilkesi içerisinde namazı emretmeliyiz. Namaz kılmayanları uyarıp, namaza teşvik etmeliyiz. Hayatımızı, günümüzü namaza göre programlamalıyız. Hayat programının içine sıkıştırılmış bir namaz değil, ya da namaza yer bırakmayacak bir hayat programı değil, namaza göre ayarlanmış bir hayat programını gerçekleştirmenin uğraşısı içinde olmalıyız.
Namaz dinin direği, ailenin düzeni, toplumun dengesi, hayatın hikmeti, kulluğun gereği ve imânın açık belgesidir. Allah ile kulları arasında en işlek yoldur. Hiçbir peygamber namazdan vareste tutulmamış, semavî hiçbir din bu ibadete ilgisiz kalmamıştır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi