MÜSPET VE MENFİ MİLLİYETÇİLİK – Kocatepe Gazetesi

MÜSPET VE MENFİ MİLLİYETÇİLİK – Kocatepe Gazetesi

Muharrem Günay 6 Ekim 2010 Çarşamba 03:00:00
  Bazı İslam düşünürleri Milliyetçiliği menfi ve müspet olmak üzere iki kısıma ayırıyorlar. Aslında böyle bir ayrım gereksiz ve yanlıştır. Çünkü Menfi-olumsuz milliyetçilik diye takdim edilen anlayış ırkçılığın yanı sıra bir milletin birlik ve beraberliğini tahrip eden; kabileler, aşiretler ve boylar arasındaki çatışmalar ve mücadelelerden ibarettir ve bu anlayışı Sevgili Peygamberimiz Cahiliye Devri kalıntısı olarak nitelendirmiş ve yasaklamıştır. Müspet milliyetçilik ise İslam’ın meşru saydığı ve teşvik ettiği bir milliyetçilik anlayışıdır ki, ferdin mensubu olduğu milleti sevme, koruma ve geliştirme, hayırda, iyilikte, bilim ve teknolojide diğer milletlerle yarışma ülküsü olarak ifade edilebilir.
Türk İslam Ülküsü adlı eserin yazarı S. Ahmed Arvâsi, “Neden Türk İslam Ülküsü” başlıklı yazısında şöyle diyor:
“Düşman, karşısındaki güçleri parçalayarak, onları birbirine düşürerek, kolay yutulur lokmalar haline koymak ister. Mesela, sanki bir insan, hem “dindar”, hem “milliyetçi”, hem “medeniyetçi” olamazmış gibi, bu değerleri birbirine zıt programlar durumuna sokarak, hiç yoktan “ÇATIŞAN GÜÇLER” meydana getirir. Bu oyunlarını, o kadar ustaca planlar ki, tertiplerini anlamak için bazen olayların üzerinden elli sene veya yüz sene geçmesi gerekir. Mesela, Osmanlı Türk Devleti’nin parçalanması ve Orta Doğu’nun sömürgeleşmesi için, dinimizin ve milliyetimizin düşmanları, “din” ile “milliyetçilik” arasında zıddiyet ve düşmanlık duyguları doğurmayı planlamış olduklarını şimdi itiraf ediyorlar:
Serge Hutin adlı bir Fransız masonunun yazdığı “Les Francs- Maçons” kitabının 127. Sayfasında okuduğumuza göre İslâm dünyasında Masonlar Cemaleddin-i Afgani ve Muhammed Abduh gibi “din politikacılarını” localarına kay-dederek onların eliyle “Dini milli yapılara göre reforme ederek” âlemşümul İslâm dinini bozmak, öte yandan Müslüman Kardeşler (Freres Musulmans) hareketi ile de “İslâm’da milliyetçilik yoktur” propogandası ile milletleri çökertmek ve bu suretle–çok kahpece bir planlama–bir birine zıt “İslâmcı” ve “milliyetçi” sun’i düşman kampları doğurmak istemişlerdir.” (T.İ.Ü. cilt1/7)
Aynı güçler bu günde “Ilımlı İslâm“ adı altında bazı cemaat ve siyasi partileri kullanmaktadırlar. İslâm, İslâmdır. Bu dinin adını bizzat Allahü Teâla vermiştir. İslâm barış dinidir. Ilımlısı veya bir başkası olmaz. Eğer Ilımlı İslâm’dan kasıt, ABD ve Batı’ya bağımlı ve Kur’an-ı İncilleştiren bir İslâmi anlayış ise böyle bir anlayışın İslamiyet’le uzaktan,yakından bir ilgisi yoktur. Müslümanlar bu konuda da uyanık olmak zorundadırlar.
Türk milliyetçiliğine düşman olanlar kesinlikle Türk milletine, İslâm dinine ve Müslümanlara düşmanlık güdenlerdir. İslam’da milliyetçilik yoktur safsatalarının arkasında da bu Türk ve İslâm düşmanları ve İslâm dünyasının uyanmasını-kalkınmasını istemeyen şer güçler vardır. Nasıl ki bir ferdin kendi ailesini sevmesi ve ailesi için çalışması meşru ve güzel bir işse bir insanın kendi milletini sevmesi ve milleti için çalışması da meşru ve güzel bir iştir. Biz bütün İslâm milletlerinin İslâmi sınırlar içerisinde sınırsız milliyetçilik yapmasından yana olup yine İslâmi sınırlar içerisinde sınırsız Türk milliyetçiliğinin yapılmasından yanayız.
İslam’da Kan Bağı ve Akrabalık İlişkileri
İslâm kan bağının, akrabalığın, ilişkilerinin önemini inkâr etmez. Bunları kabul ederek bağların güçlendirilmesini, ilişkilerin geliştirilmesini öngörür. Bu nedenle Kur’an’da mü’minler akrabalık bağlarının kesilmemesi konusunda uyarılır: “Allah’tan ve akrabalık (bağlarını kırmak)tan sakının.” (en-Nisa /1) Muhammed suresinde ise akrabaları ile bağlarını kesenler şiddetle uyarılır ve akrabalık bağının kesilmesi münafıklık alameti olarak gösterilir ve şöyle buyurulur: “Demek iş başına gelecek olursanız, yeryüzünde bozgunculuk yapacak, akrabalık bağlarını koparacaksınız öyle mi? Onlar Allah’ın lânetleyip sağırlaştırdığı, gözlerini kör ettiği kimselerdir.” (Muhammed suresi / 22-23)
Kur’an’a göre mü’minler kardeştirler (el-Hucurât /10) ama; akrabalar birbirine daha da yakındır: “Rahim sahipleri (kan akrabaları) Allah’ın kitabına göre birbirine daha yakındırlar” (el-Enfal/75). “Rahim sahipleri (anne tarafından akrabalar) da Allah’ın kitabında birbirlerine öteki müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar” (el Ahzab/6) Bu nedenle birbirlerinin mirası hakkında öncelikle hak sahibidirler. Ancak bunun dışında da akrabaların gözetilmesi, onlara yardım edilmesi gerekir: “Allah adaleti, ihsanı, akrabaya vermeyi emreder.” (en-Nahl /90) “Sizden fazilet ve servet sahibi kimseler, yakınlığı bulunanlara, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere bir şey vermemeye yemin etmesinler…” (en-Nur, 24/22). Rahim (akrabalık bağı) Rahman’dan bir bağdır. Kim bunu korursa Allah onunla (rahmet bağı) kurar, kim de koparırsa, Allah da ondan (rahmet bağını) koparır.” (Tirmizi, Ebu Davud)
Resulüllah (sav) buyurdular ki: “Nesebinizden sıla-i rahm yapacaklarınızı öğrenin. Zira sıla-i rahim akrabalarda sevgi, malda bolluk, ömürde uzamadır.”
Resulullah (sav) buyurdular ki: “Fakirlere yapılan tasadduk bir sadakadır, ama zi-rahm’a (yani akrabaya) yapılan ikidir; Biri sıla-i rahim, diğeri sadaka.”
Yakından Uzağa İlkesi
Resûlullah efendimiz, Müddessir sûresinin nazil olmasıyla, insanları İslam dinine davete başlamıştı. Bu daveti gizli yapı-yordu. Bir müddet sonra da: “Ve enzir aşiretel akrabine” “Yakın akrabanı Allahü teâla’nın azabı ile korkutarak, onları hak dine çağır” (Şu’ara sûresi: 214) mealindeki ayet-i kerime nazil oldu. Bunun üzerine Muhammed aleyhisselam, akrabalarını dine davet etmek için Hazret-i Ali’yi gönderdi ve hepsini Ebu Talib’in evine çağırdı ve onları hak dine çağırdı.
İslâmiyet gerek davet konusunda, gerek iyiliği emir ve tavsiye konusunda gerekse yardımlaşma ve dayanışma konusunda hep yakından uzağa ilkesini takip etmiştir. Bir nokta da Milliyetçilik bu ilkenin hayata geçirilmesidir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi