MÜSLÜMANLARIN MODERNLİKLE İMTİHANI

MÜSLÜMANLARIN MODERNLİKLE İMTİHANI

Modernleşme idealistliği, Osmanlı’nın son zamanlarından beridir var bu coğrafyada… Bu istenirken, Osmanlı coğrafyasının kapitalizm için “pazar” olması ana hedefti. İmparatorluklardan, Ulus Devletlere; oradan da Şirket Devletlere… Yıkım işi başarıldı, Kemalizm de aynı ideali sürdürdü. Sonra, demokrasi meydanına inen siyasî partiler de hep modernlik üzerinden söylemlerini geliştirdi. Halka daha modernist kim hizmet verecekse o başa geçmeliydi. Gün oldu, devran döndü. Osmanlı’yı yıkan bu “modernist ihanetleri” affedemeyen, evine televizyon sokmayan, marka değil yama giyinen, israf değil tasarruf diyen Müslümanlar bu bayrağı devraldı! Bütün söylemler, daha gelişmiş, modern, uygar…vs. bir Türkiye içindi.
Tüm bu modernlik tezgâhının, kapitalizmin “fare kapanındaki peyniri” olduğunu unuttuk ama.
Şimdi, modern giyinen, modern yaşayan, modern düşünen bireyler, bulundukları konumun neye göre doğru olduğunu muhasebe edemiyorlar. Çünkü paradigmalarını yani değerlerini/ölçülerini yitirdiler. Ellerindeki tek ölçü Avrupa ya da ABD… Muasır medeniyet olarak onları görüyorlar, kıstasları/paradigmaları olarak bunları alıyorlar. Bunun sonucunda da “nasıl yaşarlarsa öyle inanıyorlar.”
“İslam’dan bir isim kalacak” haberi de böylece gerçekleşmiş oluyordu. Bu duruma itiraz edilecek olursa da hemen rakamlarla/istatistiklerle/kalkınmayla cevap geliyor. “Ben ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim” diyen bir peygamberin@ tamamladığı ahlâk ise bir türlü yaşanır halde örnek gösterilemiyor. Daha da felaket olan şu ki; o ahlâk, bu modernlik ile birlikte yaşamaya engel duruyor… Vazgeçilen ise modernlik değil ahlâk oluyor.
“Bireyselliğin” öne çıkarıldığı bir modern dünyada, “çoğulculuğu/sosyalleşmeyi” (aile, akrabalık, komşuluk, dul-yetim…vs.) vaaz eden/emreden bir ahlâk sistematiği istenir değildir mesela. Ya da doğacak “çok” çocuğun eğitim, öğretim ve yaşam kalitesini düşüreceği -yani 1 hadi 2 çocuğa düşünülen bakıcı, kolej, paralı üniversite ve her dediğinin yapılması imkânını kısıtlayacağı- için kariyerden sonra geç yaşta evlilik ve planlı/sınırlı üreme ile “evlenin, çoğalın” tavsiyesi çelişmekte ve uygulanamazdır. Modernlikle imtihan, itikâdı da zedeleyecek düzeye erişmiştir üstelik! Rızkı Allah’tan bilenler, bereketi Rabb’lerinden umanlar geçimleri için endişe duyar hâle düşmüştür. Çalışan bir kadın ile evlenmek, daha iyi bir maaş için ömrünü kariyere harcamak, rızık ve bereket endişesinin sonucuydu. Oysa Müslümanlar beslenmeleri gereken kaynaklarına baksalardı şu ikâzı göreceklerdi: “Şeytan sizi fakirlikle korkutur, çirkin şeyleri emreder.” Bakara 268.
Modernlik, müslümanları tam da “zorba” dedikleri laik sistemin istediği kıvama getirmiştir nihâyetinde: İnanç kalbî bir duygu olarak kalmış, dünya/kamusal hayatı ise küresel sistemin modernlik ve kapitalist ağına yakalanmıştır. Din yani İslam sadece görünür olarak hayatın içinde kalmış ama dünyayı değiştirici bir güce dönüşmemiştir. Tıpkı 28 Şubat dönemindeki “Camiler açık; size namaz kıldığınız bir şey diyen var mı” lütfuna gelinmiştir.
Oysa Kur’an’da, yanındakiler tarafından bir peygambere söylenen şu ifadeler geçer: “Ey Şuayb! Atalarımızın taptıkları şeylerden veya mallarımızdan istediğimiz gibi harcamaktan vazgeçmemizi, senin namazın mı emrediyor?” Hûd 87.
Müslümanlar, modernleşmek için yaptıkları israfı kısıtlayan bir ahlâk istemiyorlar! Arzularınca beş yıldızlı otellerde, şaşaalı düğün programları yapıyorlar; evlerini en lüksünden döşüyorlar; kıyafetlerinde, aksesuarlarında, teknolojik âletlerinde en iyisini, markasını alıyorlar. “Mallarından istedikleri gibi harcamayı vazgeçtiren” bir namaz kılamıyorlar çünkü!
Oysa görünür halde yaptıkları şeyler (namaz, tesettür…vb.), yeni bir yaşam tarzı kurmalarına yol açmalıydı. Ayette işaret edilen namaz (Allah varlığının bilinci) Müslümana özünü, dünyada bulunma gâyesini ve varacağı son istasyonu unutturmamalı, aksine dünyayı güzelleştiren -kendini zenginleştiren değil- bir motivasyon aracı olmalıydı.
Modernlikle imtihanı kaybediyor gözüken Müslümanların son dakikada uyanışlarını, çırpınışlarını ve ayağa kalkışlarını görecek miyiz, bilemiyorum. Ama böyle giderse hep beraber “fikrî/kalbî bir karadeliğe” düşeceğimizden eminim!

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi