MERHUM NURBAKİ HOCA’DAN “NAMAZ” – Kocatepe Gazetesi

MERHUM NURBAKİ HOCA’DAN “NAMAZ” – Kocatepe Gazetesi

Serencam Serencam 6 Şubat 2010 Cumartesi 02:00:00
  İnsan nefsi, ibadete bir türlü yanaşmadığı gibi, insanı ondan tamamen uzaklaştırmak için de çeşitli mazeretler bulur. Ve özellikle ibadet eden bazı kişilerin ibadetle yücelmediğini göste-rerek bu tuzağı hazırlar. Bu hususu iki noktada cevaplamak gerekir.
a- Bir insan ibadet ettiği halde yücelemiyorsa, bir şeyi eksik yapıyordur. Mesela namaz kılıyor, fakat infak etmiyordur.
b- Bir kimse askeri eğitim gördüğü halde savaşta yenilirse; bu insan örnek alınıp da, askeri okullar kapatılsın, denemez. Aynen bunun gibi, ibadetle yücelmediğini sandığımız kişilere bakarak ibadetten vazgeçilemez.
İbadetlerdeki diğer bir husus da, ibadetle yücelmeyi beklemek ve ondan maddi ve manevi bir fayda ummaktır. Bu bekle-yişler insanı hataya düşürür. Çünkü ibadet, insan olmanın soluk almak gibi vazgeçilmez bir parçasıdır ve sadece emredildiği için ve Allah rızası gözetilerek yapılmalıdır.
İbadetten, ahirete ait olsa bile bir menfaat beklemek, onun ihlasını kaçırır. Yapılan ibadetle gururlanıp kendine paye çıkarmak fevkalade yanlıştır. Ve nefsin çirkin bir oyunudur.
İbadetin çok önemli bir hikmeti, topluma getirdiği huzurdur. Bir toplumun özellikle birlikte yaptığı ibadet (cemaat namazı) o toplumda kenetlenme ve sevgi meydana getirir. Selçuklu ve Osmanlılar bu sayede asırlar boyu ya şamış ve her türlü iç ve dış şerlere karşı koyabilmiştir. Bir toplum ibadet ehli ise, o toplumdaki fertler her türlü şahsi sıkıntılardan kolayca kurtulur. Dertler cemaatlerin ısrarlı yardımlarının yanısıra maddi ve manevi güçleri sayesinde yok olur. Milletimizin içinde bulunduğu sıkıntıların en büyük sebebi, ibadetlerde ve sevgi bağlarında gösterdiği zaaftır.
Yoksa bu mübarek millet bugünkü şartlardan çok daha ağırlarını asırlar boyunca kolaylıkla atlatmıştır. İbadetler konusunda günümüzde çok yanlış bir slogana etmek istiyorum. Çağımızda birçokları:
“Efendim önemli olan kalp temizliğidir. Benim kalbim temiz, o yüzden ibadete gerek duymuyorum.” diyebiliyorlar:
Gerçekten asıl olan kalp temizliğidir. Ne var ki eğer bir kalbde hakiki temizlik varsa, bir dakika içinde kendini namaz seccadesinde bulur. Temiz olduğunu iddia eden bir insanın kendini su başında, lavaboda veya banyoda bulması gibi.
İbadetler konusunda bir başka yanlış slogan da:
“Ben karıncayı bile incitmedikten sonra ibadete ne lüzum var?” saçmalığıdır. Bunlara verilecek cevap:
İbadet etmeyen insan, karıncayı incitmemiş olabilir. Ama bu durumda ibadetleri emreden Rabbini ve o emirleri insanlara tebliğ etme vazifesiyle gönderilen Peygamberleri ve hususen Fahr-i Kainat Efendimiz’i (s.a.v.) incitmiş olmuyor mu?
Her insanı Allah’a yakın olma iştiyakı vardır. Duasının kabul olması için herkes çabalar, ne var ki bunun anahtarı da ibadetlerdedir. Namaz ve infakını yerine getiren bir insan, her şeyden önce devamlı dua halindedir. Çağımızın en ünlü matematik ustası Martin Gardner, son eserinde bakın ne diyor:
‘Heisenberg’in belirsizlik teorisine göre, hiçbir hadisenin gerçeğini önceden tayin edemeyiz. Dua bu belirsizliği yok eden ve kaderimizi Allah’ ın (c.c.) yüce kudretine havale eden tek yoldur.”
İbadetlerdeki en önemli noktalardan biri devamlılıktır. Bu yüzden ömür boyu abdest alıp namaz kılan kimse, vü cudu için erişilmez bir sağlık sırrını da kazanmış olur.
Namazın çok özel bir sırrı, namaz emrinin veriliş tarzı dır. Bilindiği gibi namaz, mirac’da Efendimiz’ e (s.a.v.) hediye edildiğinde, Efendimiz:
– Ya Rabbi, inanan salihlere de bu mutluluğu lütfet, di ye niyazda bulunduğu ve Allah’ta (c.c.):
– O halde namaz kılsınlar, buyurdu.
Şu halde namaz, gaye itibariyle İlahi huzura intikaldir. Bu sayede insan, adım adım yücelir ve Allah’ a yakın olur.
Allah’ın (c.c.) Efendimiz ‘e (s.a.v.) olan sonsuz ihsanı ve ikramı hatırına, müminleri huzuruna ka bul etme lütfü olan namaz’a karşı en ufak bir ihmalin ne kadar büyük bir şaşkınlık olacağı aşikar dır. İlahi nimetlerin bol bol ihsan edildiği bir bayram ziyafeti olan namaz’a karşı gösterilecek tembellikler, tek kelimeyle nasipsizliktir.
Namaz, kainatın en yüce davetidir. Ve hadiste de belirtildiği gibi “dinin direği’’dir. Nefsin cılız ve sahte mantıklar ile kurduğu tuzaklardan şiddetle kaçarak namaza koşan her insan, ebedi saadete namzettir.

Onk. Dr. Haluk Nurbaki(rha)

SUDAKİ BALIK OL!
Cemaatle namaz, mescide şevkle devam, müminle münâfığı ayıran bir ölçüdür. Hz. Peygamber (a.s.) zamanında cemaate devam etmeyen, İslâm toplumunun üyesi sayılmazdı. Münâfıklar da ister istemez mescide devam ediyorlardı. Fakat isteksiz, üşene üşene geç gelip, namaz biter bitmez hapishaneden çıkar gibi çıkmaları onların isteksiz ibadet ettiklerini gösteriyordu.
Bursa’daki altı asırlık yadigâr Camii Kebir’in (kündekâri sanatının kainata dair derin manaları içeren seçkin bir örneği olan) minberinin kafesine, bir hadis-i şerif yazmışlar. O yazı, hatırımızda kaldığına göre şöyle olsa gerektir:
(El-mü’minü fi’l mescit ke’s semeki fi’l – ma) Mümin mescitte sudaki balık gibidir. Denizdeki balık gibi zevk içindedir, camiden çıkmayı istemez. (Ve’l münafıku fi’l mescit ka’t tayri fi’l kafes) Mesciddeki münafık da kafesin içine sıkışan kuş gibi, kaçmaya çalışır iki tarafa! O hadis-i şerifi oraya yazmışlar. Münafık, dinin tadına varamamış, imanı çürük, nefsi kuvvetli, zihniyeti bozuk, kalbi kasvetli, paslı; onun için anlayamıyor. Halbuki Peygamber Efendimiz namaz için, “Gözümün bebeği, gözümün nuru…” diyor. Namazı sevemiyor bir insan, namazı zor kılıyor; demek ki hastalık var. Hastalık var ki sevemiyor. Hani bazan insan hasta olu-yor da, en güzel tatlıyı çıkartıyorsunuz, ikram ediyorsunuz; “Hiç tadını alamadım, herhalde hasta olduğumdan ağzım acı!” diyor. Hasta oldu mu bir insan, güzel ibadetlerin tadını, zevkini alamıyor, kaçmağa çalışıyor. Öyle olmamalı! Bir kere ibadetleri sevmeğe çalışmalı. Sevmeyen kim?. İnsanın içinde ikinci bir varlık. “Bir ben vardır bende benden içeru” dediği gibi Yunus’un. İnsanın içinde nefsi var. Nefsi sevmez. alıntı

YEŞİLİN ÖNEMİ
Rasûlullah (sav) başkent Medîne-i Münevvere’nin şehir sınırından itibaren 12 mil mesafeyi koruluk alanı millî park ilan ederek, oranın kurduna kuşuna, ağacına çiçeğine dokunulmasını yasaklamıştır. (Buhari, Cihad 71; Müslim)
Zaten sınırlı miktardaki kereste ihtiyacını karşılamak için Medine’nin yukarıda söylediğimiz 12 millik sit alanı dışında el-ğabe diye bilinen bir yeri kesime açmış, fakat ağaç kesmek isteyene kestiği ağacın yerine mutlaka bir fidan dikme şartını koşmuştur.

KARARSIZLIK
Kararsız kaldığımız çok anlarımız olmuştur. İnsani duygularımızı kaybetmediğimiz sürece de olacaktır. Eski insanlar her türlü durum için bir atasözü söylemişler. Bazı durumlar vardır ki işin içinden çıkılmaz. Şöyleki;
‘Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık’ ya da ‘İki ucu boklu değnek’
Karar veremediğimiz zamanlarda bu sözleri söyleriz. Ama bir şekilde de bu durumu aşarız. Bazen kararsızlığımız bilgisizliğimizden ileri gelir.
Çevremizdeki birinin bir konu hakkında yorum yapmamızı istemesi durumunda kararsız kalabiliriz. Acaba şimdi haklısın mı desem, yoksa haksızsın mı desem? Konu hakkında bilgimiz yoksa şaşırırız. Yaş ilerledikçe insan hayat hakkında bilgilenir. Böylece bilgisizlikten kaynaklanan kararsızlıkları aşabilir. Diyeceksiniz ki çok bilgili olan insanlar da karar vermekte zorlanabili-yorlar. Evet haklısınız. Kendine güvensizlik de kararsızlığı getirir. Kararsızlığın başka nedenleri de vardır;
* Öz güven eksikliği
* Gelecekten korkma
* Bedel ödemekten korkma
* Sorumluluktan kaçma
* Hayır diyememe
* Çevre korkusu
* Anne ve babadan öğrenilmiş bir davranış olabilir.
Bu nedenlerden dolayı sürekli kararsızlıklar yaşıyorsanız hayatınız zindan olmuş demektir. Hatta siz yaşamıyorsunuz. Beyniniz sürekli karar vermekle meşgul olduğundan hayatı kaçırıyorsunuz. Çünkü dünya hızla değişiyor. Bu değişime ayak uydurmak için beynin boş kalması gereklidir. Peki bu durumda olan bir insan ne yapmalı:
*1-* Çevrenizdeki kararlı insanları gözlemleyin
*2-* Kararsızlık hakkında yazılmış yazıları okuyun
*3-* Güvendiğiniz insanlardan yardım isteyin
*4-* Uzmanlardan yardım alın
*5-* Asla herkes kararsız ne var bunda deyip geçmeyin
*6-* Bir konuyu nasıl analiz edeceğinizi öğrenin
Eğer bunları yapmazsanız hayatınız boyunca resmin tamamını göremezsiniz. Hep detaylarla uğraşır, hayatı kaçırırsınız.
Bu satırları yazan kişi bütün bunları denemiş biridir. Aynı yollardan geçtim. Onun için hayatın içinden yaşanmışlıkları yazıyorum.
Kararlı günler diliyorum… Tülay Bilin

AZ GAVATA BENZİİR
Tarihte ilk kez Kars’a ayna gelmiş. Adamın biri aynayı görüp eline almış. Daha önce kendini hiç görmediği için karşısındakini ölen kardeşine benzetmiş. Adam;
“Ey gidi gardaşımm.. Seni bi daha görmek varmış nasipte” diyerek hüzünlenmiş. Aynayı eve götürüp, kardeşine sarılıp uyumuş…
Karısı bakmış, adam bi şeye sarılmış uyuyor. Merakla aynayı eline alıp bakmış ki bir kadın!
“Allah belanı viree.. Bu karı da kim? Bi halta da benzese bari” diyerek, feryat figan evden çıkmış ve komşuları olan muhtara gitmiş.
“Muhtar efendi, adam beni bu çirkin karıyla aldatıyor. Ne yapayım?” Muhtar aynaya dikkatle bakar ve şöyle der;
“Yav baci, yanlışın olmiya. Bu garıdan çok gavata benziir!”

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi