“LA İLAHE”DEN DOĞANLAR VE “İLAHLIK KAVGASI”NDAN DOĞANLAR

“LA İLAHE”DEN DOĞANLAR VE “İLAHLIK KAVGASI”NDAN DOĞANLAR

Mustafa Yılmaz DÜNDAR 27 Kasım 2017 Pazartesi 13:29:23
 

– 37 –
Paylaştığımız bu ilim doğrultusunda hayata baktığınızda bir şeyi fark edersiniz. Hani “tanrı, tanrılık, tanrılar” diyoruz ya, onların Allah’la mücadelesini görürsünüz. Tanrıların Allah’la mücadelesi; dünyadaki yaşantı işte budur. Bu yüzden “La ilahe” önemli: La ilahe; tanrılar hepsi birden yok, illa Allah. Yaşanılan hayat budur; tanrılar ve illa Allah.
EVDEKİ GEÇİMSİZLİKTE DE
“TANRILAR KAVGASI”NDAN

Yaşantıda “Tanrılar Sistemi” vehmin zulmeti+şeytan işbirliğiyle çalışıyor. Bu işbirliğini ileride detaylandıracağız. “İlla Billâh Sistemi” ise akıl+iman ile çalışıyor. Bu iki sistemin mücadelesini hep görürsünüz. Olaylara bakın, hemen tanrıların kavgası, yani tanrıların güç kavgası dikkatinizi çekecektir. “Sen önemlisin, ben önemliyim, sen haklısın, ben haklıyım…” kavgası. Bir de vehmin zulmeti+şeytan işbirliği ile akıl+iman birliğinin tartışmasını görürsünüz. Bu kavga değil tartışmadır, ama tanrılar arasındaki kavgadır. Vehmin zulmeti+şeytan işbirliğinin yöntemi kavgadır. Çünkü onların yaşantısında birbirlerine üstünlüklerini kabul ettirme mücadelesi var. Ve biz bu hali normal görmeye, kabul etmeye o kadar alışmışız ki… Mesela evlenen çiftlere bakın, nikâhta “bas bas, ayağına bas” temposu ile tören yapılır. Yani evin yönetimini hangi tanrı eline alacak, onun tezahüratını yapıyorlar. Veya bir kız annesine, “anne, evleniyorum bana ne öğüt verirsin” dese, ondan eşini nasıl nakavt edeceğinin öğütlerini alır; “sana şöyle der, sakın tuzağına düşme, o senin rakibin…” Tanrılar dünyasında bu yüzden eşler hep birbirini rakip görür, onu nasıl alt ederim diye bakarlar. Dışarıda herkese nazik ve kibardır ama evde “bir düşman var, ona yenilmemeli, pabuç bırakmamalı” halini yaşarlar. Herkese eyvallah ama evdekini mahvet. Niye? Tanrılar kavgası! O tanrılar kavgasını hayatın içine, her alanına böyle sokmuşuz. Öğütlerde bile o var. Bu yüzden bu hayat, vehmin zulmeti+şeytan işbirliğinin üstünlük kavgalarıyla doludur veya akıl+imanın bu işbirliği ile tartışmaları vardır. Bu neden tartışma? Tartışmada tartma var, iki fikir tartılır, birisi galip gelir; bir fikrin öne çıkması için yapılan şey tartışmadır. Akıl+iman ortaya kavga değil fikir koyar. Ama diğeri kavga arar. Akıl+iman kavga etmez. Ama şunu unutmayın, mevcut zemin daima vehmin zulmeti+şeytandan yanadır ve bu koşullarda vehmin zulmeti+şeytan işbirliğini uygulayanın önemli bir silahı vardır. Allah cümlemizi o silahtan korusun ve kurtarsın, o silah TERBİYESİZLİKtir. O terbiyesizlik yapar. Onun o terbiyesizliğinden akıl+iman çekinir. Onun bu çekinen halini gören vehmin zulmeti+şeytan onu sindirdiğini zanneder, onun halini pasiflik sanıp terbiyesizliğini arttırır. Oysa akıl+iman Allah’a teslimiyeti nedeniyle onunla muhatap olmaz, bu yüzden o terbiyesizlikten uzak durmaya çalışır. Diğeri ise, vehmin zulmeti+şeytan işbirliğinin verdiği güçle ortaya koyduğu terbiyesiz davranışla hâkimiyet sağlamaya çalışır. Sistem böyledir, böyle yürür, dünya böyle yürüyor! Akıl+iman galip gelse dünya yaşantısı böyle olmaz, o zaman Allah’ın bu seyretme sistemi böyle olmaz. Bu hal, dilenen bu seyr sistemi için gereklidir. Sistemdeki seyr mekanizması böyle, böyle olması gerekiyor. Biz bu hallerden hangisine talibiz, önemli olan o! Bu yazıları okuyor olmak akıl+iman’a talip olmak demektir, ben hayatımı akıl+iman üzerine bina etmek istiyorum demektir, bu yolculukta akılla, (Kur’an’da önerilen) akıl ve imanın rehberliğinde ilerlemek istiyorum demektir, vehmin zulmeti+şeytan işbirliğinden kurtulmak istiyorum demektir.
TREN MOLA VERMİŞKEN, YOLCUYA KARŞIDAKİ BÜFEYİ SATMAYA ÇALIŞANLAR
Vehmin zulmeti+şeytan işbirliğiyle mücadele eden kişi çok önemli bir korunmaya sahiptir, o “Hasbiyallahu Kalkanı” altındadır. Onun ona selamet sağlayan ama dışarıdan bakana zor gözüken bir hali vardır. Akıl+imanı şiar edinmiş “B” yapısındaki kişi kendisini dünyada gurbette hisseder, dünya ona gurbet gelir, bu yüzden ölüm ona hiç zor gelmez, ölümle memleketine gittiğini çok net hisseder. Bu yüzdendir ki bazı büyükler ölümü düğün-bayram ilan etmiştir. “Billahi” idrakla yaşamaya talip olana, dünya ve dünyadaki yaşantı tamamıyla gurbetmiş gibi gelir. Efendimiz’in bir hadisinde bahsettiği “ağaç gölgesinde biraz dinlenmek” gibi gelir. Bir ağacın gölgesinde biraz dinlenmek şunun gibidir: Trenle bir yere gideceksiniz, istasyonda bankta oturuyorsunuz. On beş dakika sonra da tren gelecek. Birisi geldi size “o oturduğun bankı sana satayım mı?” diyor. “Şu karşıdaki büfe çok iyi kâr ediyor, onu sana uygun fiyata satayım” diyor, istasyondan bir şeyler vermeye çalışıyor: Sana şuranın müdürlüğünü vereyim, şu amirlik tam sana göre… Bütün bu teklifler sana komik gelir değil mi? Biraz sonra trene binip gideceksin, onların senin için ne önemi var ki? İşte bu yol da böyledir, gurbette beklersin, tren gelse de binsem diye. Hakikate talip olan bu “B” yapının böyle bir gurbet hali olur. Bileti almışsın, yerin belli, eşyaların valizinde paketli, bekliyorsun. Bir de aniden trene binenler vardır, Allahım muhafaza buyuruver. Elinde bileti yok, bir anda kendini trende buldu. Kondüktör ona canavar gibi gözükür değil mi? Hiç unutmayın, herkes o trene binecek, kaçış yok! Şimdi markettesin, sepeti doldur bakalım, ama kasiyerden kaçış yok…
ÖFKE İLE CELAL ARASINDA NE FARK VAR?
Vehmin zulmeti+şeytan işbirliğiyle yaşayan “A” dediğimiz o asi yapının ana kriterlerini hep gündemde tutacağız. Çünkü biz ondan kurtulmak istiyoruz. O ilahı ayakta tutan, bizde o ilahın varlığını gösteren, onu ortaya koyan veri tabanını çok iyi bilmek ve fark etmek zorundayız. O nelerden oluşuyor? Bu nedenle o veri tabanına ait özellikleri farklı açılardan bakarak sık ele alacağız ki onları çok iyi tanıyalım ve kurtulmaya çalışalım.
Onu oluşturan en önemlilerinden birisi ÖFKE’dir. Öfke tamamen ilaha aittir, “B” yapıyla ilişkisi yoktur. İlahlığını ilan eden “BEN”in işidir öfke, “B” idrakıyla “BEN” diyenin değil. Peki, “B” yapıda olan hiç tepki vermez mi? Verir! “B” yapısı, “B” pozisyonunu savunmak için tepki gösterir. Onun o “B” halini savunmasını öfke sanmayın. Çok dikkat edin, “B” yapının “B” pozisyonunu muhafazası, onu koruması öfke değildir. O, Efendimiz (SAV)’in hadisinde bahsettiği CELAL’dir ve onun çok önemli belirtileri vardır: Celal’de kişilik gösterme, takdir bekleme, birisini ezme, birinin üstünlüğünü yok etme, birisine üstünlük sağlama gibi şeyler yoktur. Ne vardır? “B” yapıyı koruyan bekçinin kendisini göstermesi vardır. Efendimiz (SAV) buyuruyor ki; “Bu yapıyı muhafaza eden bir celal olmazsa, o hoşgörüden maraz doğar.” Bu, İslamiyet’le gelen hoşgörüyü dünyanın hoşgörüsünden ayırır. Hoşgörünün içinde, halim selim yapının içinde “B” halini muhafaza edecek bir celal yoksa o hoşgörüden maraz doğar. “Maraz doğar” ne demek? Rehavet hakim olur ve “B” yapısı fiile dönüşemez, o “B” halinden fiil çıkmaz, öyle olunca siz o yapıyı muhafaza edemezsiniz. Bu yüzden Celal gerekir. Ama Celal’i öfke sanmamak gerekir. Öfke tamamen “A” yapısına, ilaha ait bir şeydir ve genellikle ya bir yalanı örtüyordur veya birisini ezmeye çalışıyordur ya da kendi üstünlüğünü kabul ettirmek için öfke silahı kullanılıyordur. Öfke, ilahın ilahlığını ayakta tutacak, ilahın ilahlığını saygın kılacak hücumun ismidir ve ilahın veri tabanının gereğidir.
DEDİKODU DA, TEFEKKÜR DE MERAKTAN DOĞAR
Bir diğeri meraktır. Merak bir veri tabanıdır. Onu “A” yapının özelliği yapan şey, ondan yararlanma şeklimizdir. İlahlık iddiasındaki “A” yapı, ondaki esma’ül hüsna kompozisyonu ve Rab gücüne sahip çıktığı için merak yeteneğine de sahip çıkar; “bu benim özelliğim, ben merak ederim” der, böylece meraka da zulmeder. Meraka yapılan zulmü şuradan anlarız: İnsanları merak eder, dayanamaz hep onları didikler, ilahın merak yeteneğini kullanma şekli budur: Ölmüş kardeşinin etini yer. Peki, o ilahtan kurtulmak için bir şey yapabilir miyiz? Evet, ilahı yok etmek için önce onun silahlarını yok etmek gerekir. Bu silahlardan birisi meraksa, o yeteneği insanlar için kullanmayın. Bunu başarırsanız ilah görevsiz kalır. Merak aslında Allah’ı merak içindir. Merak yeteneği, Allah’ın düşüncesinin sureti olan yapıya, kendisini Düşünen’i merak etsin, O’nu bulsun diye verilmiştir. Ama o, merakı tanrılar arası bir eğlence aracı haline getirir, bu yetenekle diğer tanrıları didikler, merak onda tanrılık mekanizmasının önemli bir veri tabanı haline gelir. Ama “B” yapı Allah’ı merak eder. İkisinin sonuçları o kadar farklıdır ki! Eğer kişi merakı tanrı veri tabanı olarak kullanırsa şiddetli günahtır; o günahın adı DEDİKODU olur, gıybet olur, iftira olur. Allah’ı merak etmek için kullanırsa muazzam sevaptır ki ona TEFEKKÜR denir. Tamamen farklı iki sonuç! İkisi de merakla ve meraktan doğuyor! Birinde Allah’ı merak edip yüksek sevap kazanıyorsun, nur üretiyorsun. Diğerinde insanları merak edip nar/ateş üretiyorsun. Kullandığın şey aynı merak yeteneği!
BİR YANDA “BİRLEŞTİRİCİ VE
BÜTÜNLEŞTİRİCİ OLANLAR”, DİĞER YANDA
“BÖLÜCÜ, AYRIŞTIRICI OLANLAR”

İlahın bir başka önemli özelliği; bölücülük, ilah bölücüdür, “B” yapısı birleştirici, bütünleştiricidir. “B” yapısının yaşarkenki en önemli hedefi evrensel sevgi ve barışı sağlamaktır. İnsanlar arasında yaşarken ona öyle misyon biçerler. Bakarlar ki o bir dünya vatandaşı ve onun hedefi evrensel sevgi ve barışı sağlamak. Ayetlerde görürsünüz, müslümanın bir görevi vardır; dünyayı “tek bir din” haline getirinceye kadar çalışmak. “Dünyayı tek bir din haline getirinceye kadar çalış” önerisini nasıl anlarız? Allah indinde DİN nedir? İslam. İslam nedir? Evrensel sevgi ve barış, günah ve sevaplar listesi dayatmak değil, evrensel sevgi ve barıştır. “B” halindeki kişinin insanlar arasında görünen misyonu budur; evrensel sevgi ve barış için çalışan bir dünya vatandaşıdır. Esas misyonunun görünmesi ise onu rahatsız eder; fark edilirse o orayı terk eder gider. “B” böyle birleştirici iken ilah bölücüdür. O bölücü olmak zorundadır; çünkü ilahlar bölücülük yüzünden varlar. “Sen, ben, o… Benim ilahlığım, onun ilahlığı” derken bölünme başlar. Bölünme hak dağıtırken hak yemeyi getirir, böylece zulüm başlar. En önemli hak yeme, en önemli zulüm kişinin kendisindeki hakikatedir; onun Hakk’ını yemek en önemli zulümdür. Kendisindeki hakikate uygun davranmayıp, onun gücüne el koyup hak yer, ona yani nefse zulmeder, böylece zalim olur. Nefse zulmedip zalim olan bölücülüğe başlar. Kadın haklarını, çocuk haklarını, özellikle yetim haklarını yer, tabiatla ilgili çeşitli haklar vardır, hepsini yer. Hak yemek ve bölücülük birbirini besler; sizden olanlar bizden olanlar, bizim gibi olanlar sizin gibi olanlar… Daima böler, bölmek için fırsat arar, hak yer, zulmeder. Kim? İlah! İlahın bir diğer özelliği olan şikâyet ile devam edeceğiz

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi