KIZILELMA’NIN ÇÜRÜYÜŞÜ (2)

KIZILELMA’NIN ÇÜRÜYÜŞÜ (2)

Kendisini yeryüzünün yegâne imparatoru ilan eden Sultan Süleyman’ın bu büyük dava uğrunda giriştiği hegemonya seferleri esnasında, Protestan mezhebini neşre çalışan Luther’in vaazlarında, Türklere mukavemeti “Allah’ın kuvvetlerine karşı gelmekle bir tuttuğu” ve bir taraftan da “Avusturya topraklarından birçok ailelerine muntazam ve adil bir idarede insanca yaşayabilmek için Türkiye’ye hicret ettikleri” ve hatta bu muhaceretler bir asır kadar devam ettiği için daha sonraları 1041 = 1631 tarihinde Budin Beylerbeyi Hasan Paşa tarafından Palatin Esterhazy’ye zulümden vazgeçilip bu muhaceret cereyanına bir nihayet verilmesi hakkında ihtarnameler bile göndertildiği muhtelif vesikalarla sabittir. Tabii artık hükümdarlar hükümdarı ve insanlık haklarının muhafızı vaziyetine geçen Kanuni ile dünyada ondan başka imparator olamayacağını ilan eden hükûmeti nazarında bütün yer yuvarlağı bir tek Kızıl Elma hâline gelmiş demektir.
Bu büyük fikir, Kanuni’nin ölümü ile sönmüş değildir. Ondan sonra da devam ettiği için, onun torununun oğlu olan ve 17. asrın başlarında dört sene saltanat süren Genç Osman’ın Lehistan seferinde bile bu eski Türk ülküsünün başlıca amil olduğu muasır vesikalara istinaden yazılmış mühim bir eserle sabittir. Birinci Ahmed, Birinci Mustafa ve 2. Osman devirlerinde İstanbul’da bulunmuş üç Fransız elçisinin evrakına dayanan Madame de Gomez’in 1734’te iki cilt olarak çıkan “Histoıre d’Osman” ismindeki eserine göre, “Genç Osman” denilen dahi çocuğun, Lehistan seferi Baltık denizine çıkmak, orada donanma kurup hem Akdeniz’den hem Baltık denizinden Avrupa’yı abluka altına alarak, İtalya üzerinden kıtanın ortalarına doğru yürümek imkânlarını temin için açılmıştır! Herhalde bu heybetli proje, “Sultan-ı âlem”in yer yuvarlağına hâlâ bir Kızıl-Elma nazariyle baktığını gösterir.
İ. H. Danişmend’in “Kızılelma’nın Çürüyüşü” adlı makalesinde 1532’deki Alman seferinin sebeplerini ”Bu Beşinci sefer-i Hümayun’da takip edilen maksat, Avrupa’yı fethedip doğrudan doğruya Türk idaresine almak değil, Türk üstünlüğüne karşı gelebilecek hiç bir kuvvet bırakmayarak, tekmil Avrupa üzerinde umumi bir hegemonya kurmaktır” Danişmend, 1966, s.131) şeklindeki açıklaması da Türk Cihan Hâkimiyeti ve Nizâm-ı âlem düşüncesinin asıl hedefinin ülkeler ve topraklar fethetmek olmayıp tıpkı Göktürk Kitabelerinde de geçtiği gibi; başlıya baş eğdirmek, dizliye diz çöktürmek, düşmanlıktan vaz geçirmek ve barışa mecbur etmek, gönülleri fethedip dünya barışını kurmaktı.
Eski Türk nesillerinin bir gün mutlaka varılacağından bahsettikleri Kızılelma, Osmanlı inhitatının başlarında artık unutulmaya başlanmasından itibaren çürümeğe yüz tutmuştur. Bilhassa azamet devrinde elde edilen Kızıl Elmaların inhitat devrinde birer birer elden çıkması, millî ideal sınırlarını nihayet devlet hududuyla birleştirmiş ve işte o iki hudut birleştiği anda, Kızıl-Elma büsbütün çürüyüp gitmiştir! Artık Osmanlı imparatorluğunun son gününe kadar yegâne endişesi “Tamamiyyet-i mülkiyye” denilen mevcudun muhafazasından ibarettir. Bir cemiyet için en büyük manevi felaket, millî idealinin işte böyle devlet hududuyla bileşecek kadar daralması ve bu suretle o cemiyetin idealsiz kalmasıdır; hâlbuki ideal demek, elde olanı değil, olmayanı tasavvur demektir. Mevcuda karşı duyulan meyle “sevgi”denir.
İnsanlığın hayvanlıktan en büyük farkı, ideal ihtiyacında gösterilebilir. İnsanın karnı gibi kafası da acıkır ve bu manevi açlığı ancak bir ideal doyurabilir. Memleketlerinde millî bir ülküden mahrum kalan birçok insanın tıpkı ithalat eşyası gibi hariçten gelen ecnebi ideallerine sarılmaları, işte bu tabiat kanununun en tabii neticesidir. Osmanlı idaresinin inhitat/gerileme asırlarından ve bilhassa Tanzimat’tan itibaren hiç takdir edemediği en mühlik/gerçek hakikat işte budur (Danişmend, 1966, s.131).

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi