KEDİ YAVRUSU – Kocatepe Gazetesi

KEDİ YAVRUSU – Kocatepe Gazetesi

Serencam Serencam 19 Aralık 2014 Cuma 02:00:00
  Bezm-i âlem Vâlide Sultan hakkında anlatılan bir menkıbe şöyledir:
“Vâlide Sultan, yağmurlu bir havada faytonla saraya giderken bir su birikintisi içersinde çırpınarak boğulmakta olan bir kedi yavrusu görür. Hemen faytonu durdurur. Ve titremekte olan küçük kedi yavrusunu çıkarır, üzerindeki suları elleriyle silerek kucağında büyük bir anne şefkatiyle ısıtmaya başlar. Daha sonra saraya geldiklerinde kedi yavrusunu güzelce doyurur ve ona gereken bütün ihtimâmı gösterir ve yavru kediciğin ölümden kurtulmasına vesile olur.”
Vefâtından sonra sevenlerinden biri, kendisini rüyasında görür. Merakla sorar:
“Vâlide Sultanım,” der, “Siz dünya hayatında büyük hayır-hasenât sahibi bir kimseydiniz. Kimbilir Cenâb-ı Hakk, sizlere ne büyük ikrâm ve ihsanlarda bulunmuştur!”
Vâlide Sultan şöyle cevap verir:
“Evet, yaptığım bu hayır ve hasenâta karşılık Cenâb-ı Hakk, bana büyük ikramlarda bulundu. Fakat en büyük ikrâm, boğulmakta olan bir kedi yavrusuna gösterdiğim şefkât dolu hizmetimden dolayı lütfedildi.” der.

TEVAZU

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin.” (İsrâ, 37)
Rasûlullah (sav) buyurdular:
“Kim Allah Teâlâ’nın rızâsı için (Allâh’ın kullarına karşı) bir derece tevâzû gösterirse, bu sebeple Allah onu bir derece yükseltir…” (İbn-i Mâce, Zühd, 16)
Tevâzu alçak gönüllü olmak demektir. Daha geniş mânasıyla söylecek olursak, tevâzu, hakkı kabul edip ona boyun eğmektir. Hak ve doğru olan bir şey, yaşça büyük veya küçük, insanlar arasındaki itibarı bakımından değerli veya değersiz her kim tarafından ortaya konmuşsa, itiraz etmeden kabul etmektir. Hakikate böylesine teslim olan kimselere de mütevâzi insan denir.
Mütevâzı olmayan insan, kendini beğenmiş zavallı bir zâlim olmaktan öteye geçemez. Diğer bir deyişle kibirli bir kimse kendini herkesten üstün gördüğü ve hakka boyun eğmediği için başkalarına mutlaka zulmeder.
Hz. Ömer’in adaleti, hakka kayıtsız şartsız teslim olmaktan kaynaklanır. Onun bu yönünü dikkate değer bir misalle belirtelim. Hz. Ömer halife olduğu yıllarda bir gün ashâb-ı kirâmdan Cârûd İbni Muallâ ile yolda giderken karşılarına Havle Binti Sa’lebe çıktı. Artık yaşlanmış olan Havle, Hz. Peygamber zamanında genç bir hanımdı. Yaşlı kocasıyla arasında geçen bir olayı Rasûlullah (sav)’e şikâyet etmiş, meselesini halletmek üzere Mücâdele sûresinin ilk ayetleri nâzil olmuştu. İşte bu hanım sahâbî:
-Ömer! diye seslendi.
Hz. Ömer durunca Havle ona şunları söyledi:
Biz seni bir hayli zaman “Ömercik” diye bilirdik. Sonra büyüdün “delikanlı Ömer” oldun. Daha sonra da sana “Mü’minlerin Emîri Ömer” dedik. Allah’dan kork ve insanların işeriyle ilgilen. Zira Allah’ın azabından korkan kimseye uzaklar yakın olur. Ölümden korkan, fırsatı kaçırmaktan da korkar.
Bu sözler üzerine Hz. Ömer duygulandı ve ağlamaya başladı. Onun bu haline üzülen Cârûd, Havle’ye dönerek:
-Yeter be kadın! Mü’minlerin Emîri’ni rahatsız ettin, dedi. Hz. Ömer arkadaşına şunları söyledi:
-Bırak onu istediğini söylesin! Sen bu kadının kim olduğunu biliyor musun? Bu, şikâyetini Allah Teâlâ’nın arş-ı a’lâdan duyup değer verdiği Havle’dir. Vallahi beni geceye kadar burada tutmak istese, namazımı kılıp gelir yine onu dinlerdim.
Tevâzu işte budur. Hak karşısında böylesine boyun bükenler, Cenâb-ı Hak katında aziz olurlar.

* Sûfi Yolu, tüketim için yaşamak yerine, yaşamak için tüketmeyi öngörür.
* Sûfi, şeytan kadar
tüketim çılgınlığından da uzak durmakla yükümlüdür.
* Sûfi, vahşi kapitalizmi değil şefkat ve merhameti esas alır.
alıntı

ANNE KARNINDAKİ SALTANATI MI ARIYORSUN?
ÖYLEYSE HÂLÂ DOĞMADIN DEMEK!
Ana rahmi, bebek için cennet gibidir;
ekmek elden su gölden.
Rahim sözcüğü, merhamet ile aynı kökten gelir.
Ama bebek istese de istemese de vakit gelip çattığında anne rahmi, merhamet etmez, bebeği zorla dışarı çıkarır.
Bebek için doğum sürecinde bir ölüm olasılığı vardır; ama vakti geldiği halde anne rahminde durmak,
doğmamak bebek için kesin ölümdür.
Eğer hep ekmek elden su gölden gelsin diyorsak, armut piş ağzıma düş diyorsak biz hala doğmamış sayılırız. Anne karnındaki saltanatı arıyoruz demektir.
Olsa olsa prematüre gençler-yetişkinler sayılabiliriz.
Hep derim, kendimize çok acırsak, acınacak hale geliriz!
Ali Rıza Bayzan

İÇİNDEKİ IŞIK

Bir kuş uçtuğu sürece kuştur.
Kanatları olmazsa
uçamaz ve hasta olur.
İnsan da kapasitesini ve yaratıcılığını kullanmadığı sürece hastadır aslında.
… herkesin içinde
yakılmayı bekleyen
bir ışık vardır.
Bu ışığı açık
tutabildiğimiz sürece gücümüzü de sonuna kadar kullanabiliriz.

Prof. Dr. Robert Frager

HZ MEVLANA

Mevlâna bir gönül eğitimcisidir. Onun en tanınmış eseri olan Mesnevi’de insanlara gerçek aşkı, güzel ahlakı, dürüstlüğü, cömertliği, doğru sözlü olmayı, iyilik yapmayı, sabrı, örnek insan olmayı öğütlemiştir.
Mevlâna her şeyden önce insanın gerçek anlamda insan olması gerektiğini, bunun için de kendi özüne bakmasını tavsiye eder. Bu, şu satırlarında ne de güzeldir;
Her ne istiyorsan kendinde ara!
Senin canının içinde bir can var, o canı ara
Senin dağının içinde bir hazine var, o hazineyi ara!
Eğer yürüyen dervişi arıyorsan
Onu senden dışarıda değil,
Kendi nefsinde ara
demiştir.
Mevlâna dost canlısı, kardeşliğin timsali ve hasıdır. Ona göre:
“ İyi dostu olanın aynaya ihtiyacı yoktur.”
O sevgililerin sevgilisine aşkından insanlarda o aşkı hatırladığından dolayı;
“ Sevgide güneş gibi ol, insanların kusurlarını örtmekte gece gibi ol “ demiştir.
Yardımlaşma ve insanlara iyilikte bulunmak onun felsefesinin temelini oluşturur.
“Yalnız kalmak istemiyorsan hayırdan, iyilikten evlâdın olsun.”
“Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez.”
Zorluklara karşı koymayı ve sebat etmeyi şöyle anlatır;
“Sıkıntı zamanlarında sakın ümidini kesme, çalış, gayret göster. Göreceksin ki bir gün güneşli, neşeli günler seni kucaklayacaktır. Güçlük kolaylıkla beraberdir, kendine gel, ümidini kesme!”
İnsanın yücelmesinin anahtarları şu sözlerinde saklıdır.
“Ey! Başkalarına ağlayan göz, gel bir müddet otur da kendine ağla. Mum, ağlamakla daha aydın bir hale gelir.”
Hayvan otla semirir, insan da yücelikle ve şerefle yükselir.
İçteki kiri su değil, ancak gözyaşı temizler.
Güzel ne iyi suret; bil ki kötü huyla beraber olunca bir kalp bir lira bile etmez.
Mevlâna dünyanın debdebesine adlanılmaması gerektiğine ve fani olduğuna değinirken;
Çıplak geldik, giyindik, soyunduk gidiyoruz.
demiştir.
Onun gözünde kadınlar çok yücedir.
“Kadın Allah’ın nurudur, sadece sevgili değil
O, yaratıcı(doğurgan) olduğundan yalnızca yaratılmış değil.”
İlim onun göz bebeğidir;
Cehalete düşmek Allah’ın zindanına girmektir.
İlme dalmak ise Allah’ın sarayına girmektir.
Son olarak onun varlık, yokluk ve cihanın sırrının esrarına güzel bir rubaisi ile değinelim.
Gece üstadıma sordum kaç kez
“Bana bildir bu cihanın sırını” tez
Gülerek cevap verdi üstadım,
Mest iken bir gün varıp üstadıma
Söyledim, varlık nedir, yokluk nedir?
Şöyle dur, halkın ezasından uzak
“Var ve yok, insan için bir perdedir.”
alıntı

…. derin ızdıraplar güçlü karakterler doğurur ,
karakterin heybetine baktığında
baştan aşağı yara izi doludur …

Halil Cibran / Ermiş

***
“Hayat çetin şey cicim!
Hislerini kaybetmeden
geçenlere ne mutlu…”

-Nazım Hikmet / “Piraye’ye Mektuplar” Kitabı

Kalbin kapısında bekçi ol. Allah’ın (CC) “gönlüne sakla” dediklerini içeri al ve “alma” dediklerini kalbine sokma. Kötü istekleri kalbinden
çıkardıktan sonra bir daha yaklaştırma. Bu, şeytani arzuları kalbten
çıkarmak, ona uymamak ve daima muhalefet etmekle olur.
Allah’ın (CC) iradesi dışında bir şey isteme. O’ndan (CC) başka bir şey istemek boş bir temennidir. Böyle bir hevese düşme. Telef olursun.
Hakk’ın (CC) merhametinden uzak kalırsın.
Abdülkadir Geylani

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi