Mustafa Yılmaz DÜNDAR
Mustafa Yılmaz  DÜNDAR
yilmazdundar@kocatepegazetesi.com
Kader Konusunu Anlayabilmek – 12
  • 0
  • 50
  • 26 Mart 2020 Perşembe
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

Billahi anlamda hürriyet ve düniHi anlamda hürriyeti kıyaslamaya devam ediyoruz:
3.A. Billahi Anlamda Hürriyette “BEN”: Billahi anlamda hürriyet sahibi Allah’a yöneldiğinde, yönelişinde, Allah’ın “Müstakilen VAR ve Muhtar” olan vasfı karşısında “BEN” diyerek takdim ettiği nefsin İlmullah’ta bir “Var Gibi Görünen” olduğunun ve “BEN” demesinin vehim kaynaklı ve zanni BEN hissi olduğunun bilincinde olarak ve Rabbinin verdiği yetkiyle Allah adına “BEN” diyendir. Bilir ki asli “BEN” deyiş Allah’ın Zatına aittir. Asli “BEN”, “Müstakilen VAR ve Muhtar” olan vasfı temsil eder. Daha önce de okuduğumuz bir ayet var:
Ta-Ha Sȗresi 14: ” İnnenî enellâhu lâ ilâhe illâ ENE: Muhakkak ki BEN, evet BEN Allah’ım. La ilahe illa BEN.”
‘’La ilahe illa BEN’’ kısmını bu tanımlarımızla söyleyince kolay anlayacağız inşaAllah. La ilahe illa BEN: “Müstakilen VAR ve Muhtar” olarak bir başka BEN diyen YOK’tur, ancak BEN.
İlmullah’ta Var Gibi Görünen bu kul, kullar arasında kulların varlık kurallarına göre vardır. Kullar arası ilişkilerde de Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ne sahiptir. Ancak bu hürriyetin bir yetki olduğunu ve sınırlarını bilir, Allah’a yönelişinde Allah’a karşı bir hür olanın bulunmadığını da bilir. Kul, kullar arasında hürdür, ona bu yetki verilmiştir. O yetkiyi Allah’a karşı kullanmaya kalkmanın edep dışı olduğunu bilir, Allah’a karşı bir hür olanın bulunmadığını bilir.
3.B. “Müstakilen Varım ve Muhtarım” İddiasıyla “BEN”: DuniHİ anlamda hürriyeti yaşayanlar, Ahsen-i Takviym fıtratı örten Esfele Safiliyn formatları gereği duniHİ algı ve zann’larının etkisiyle vehmin zulmetine düşüp, nefslerinin şerri olarak kendilerini “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiası ile kendi adları namına “BEN” diyerek takdim ederler. Böyle insanlar zannlarında hem müstakilen varlardır hem de asli muhtarlardır. “DuniHİ anlamda hürriyette olup da Allah inancı olmayanlar”ın bakış açısı böyledir.
“DuniHİ anlamda hürriyette ama Allah inancı olanlar”da durum nasıldır? Onların büyük çoğunluğu “Müstakilen Varım” hislerini tatmin için bir inanç sahibidir. İnandıkları dinin ilmîhalini uyguladıkları ölçüde Esfele Safiliyn’likleri biraz yontulmuş olur ve yukarıda inançsızlar için saydığımız özelliklerin birçoğu böylece maskelenir. O özellikler onlarda mevcuttur ama ilmihal sebebiyle maskelenmiştir. Konu dışı olarak örnek veriyorum. Diyelim ki bir gruba katıldınız, elli kişilik bir grupla bir camide salât ikame ettiniz. Bu bir ilmihaldir. O manzaraya bakarak “Elhamdülillah, din kardeşiyiz’’ dediniz ve biraz sonra içlerinden birisi “iman” konusunu açtı, iman konusu konuşuldu. Görürsünüz ki oradan elli farklı grup çıkar; her insan ayrı bir gruptur. Çünkü insanları birleştiren, kardeş yapan şey ilmihal olmuştur, oysa iman olmalıydı. İman konusu açıldığında tefrika oluyorsa, kavga çıkıyorsa kardeşlik nasıl olur? Eğer bir kişi burada bahsettiğimiz o duniHİ anlamda hürriyetle hayatını yönetiyorsa ama Allah inancı da var ve ilmihali de uyguluyorsa, o ilmihali uygulaması onun duniHi anlamda hürriyetle ilgili birçok şeyini maskelediği için ondaki duniHİ özellikler gözükmez. Ama bir şekilde arı kovanına çomak sokulursa hepsi ortaya çıkar, bir anda ortalık karışır. Herkes birbirini inançsızlıkla, kâfirlikle itham etmeye başlar. Zaten bu özellikten yararlanarak, dünyada Müslümanları birbirleriyle savaştırıyorlar. Savaşan Müslümanların birbirinden farkı ne? İlmihal! İlmihal yüzünden savaşıyorlar, iman sebebiyle değil. Bu örnekte anlattıklarımız konu dışıydı, parantezdi, kapattık, kaldığımız yerden devam ediyoruz.
İnandığı halde duniHİ anlamda hürriyetle yaşayanlar, farkında olmadıkları için Allah’a yönelişlerinde Allah’a karşı “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddialarıyla yönelirler. Bu iddianın şiddeti, azdan çoğa kadar değişen bir skala gösterir. Eğer, bu iddia “az” seviyesindeyse, o kişi Allah’a karşı mütevazı durur. Yani kendisi çaresiz, güçsüz, zavallı kuldur, Allah güç sahibidir. Kendi gücünü ve imkânlarını Allah’la kıyaslar, bakar ki kendisi çaresizdir. O kıyası niye yapar? Bir kul kendini Allah’la kıyaslar mı, öyle şey olur mu? Kıyaslamak iki ayrı yapı demektir, Allah’la kıyaslamak iki ayrı ilah demektir. O kıyası yapınca, bakar ki gücünün yetmediği bir varlık var ve ona inanıyor, o zaman mütevazı olur. Ama kişi “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiasıyla duruyor! Eğer skalada o iddiası “az” noktadaysa bu kişi Allah’a karşı mütevazı durur. Peki, iddiası “uç” noktadaysa, “çok”taysa? İşte o zaman o, bazı hallerde Allah’a minnet eder, yaptıklarını Allah’a karşı koz olarak kullanır: “Senin için şunu yaptım, senin için şöyle yaptım, senin için böyle yaptım” der, minnet eder. Oysa Hucurat Sȗresi 17, Bakara 262, Bakara 264 ayetleri minnetin tehlikesini anlatır, kulların minnet etmesinin tehlikesini söyler ve Hucurat 17 özellikle uyarır: “Siz Allah’a minnet edemezsiniz, Allah size minnet eder.”
Hucurat 17: “Müslüman oldular diye seni minnet altında bırakmak isterler. De ki: “Müslüman olmanızla beni minnet altında tutmayın. Hayır; eğer doğru kimselerseniz, sizi imana eriştirmekle Allah sizi minnet altında bırakır.”
4.A. Billahi Anlamda Hürriyet Kalbi İle Akleder: Billahi anlamda hürriyetle hayatını yöneten, Hac Sȗresi 46. Ayet gereği, kalbiyle akletmeyi öğrenir. Bu kişinin hedefi, Lüb Nuru’nu kalbine hâkim kılmaktır; bu yüzden, Kur’an’ın verdiği aklı akleder ve değerlendirir. Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni kullanmaktaki yöntemi ise, Bakara 285’te öğretilen ‘’işittik ve itaat ettik’’ halidir, yetkisini bu yöntemle kullanır.
Ayrıca Hakk Yol’u tercihini engelleyen her hale tepki gösterir ve engellerle de mücadele eder. Billahi anlamda iman ve hürriyetle yaşayan kişi kalbi ile akletmeyi öğrenir.
4.B. DuniHi Anlamda Hürriyet Zann’larıyla Akleder: DuniHi anlamda hürriyette olan ise, DuniHi algı ve zann’larının Sadr’da oluşturduğu zann havuzu ile akleder. Bunu çok önemsemek gerekir inşaAllah, bu havuzu vücudumuzda arayıp bulmak ve kurutmak zorundayız. Yunus Sȗresi 36, Necm Sȗresi 28, Kasas Sȗresi 50, bize bu konuda uyarılar olan ayetlerdir.
Bu kişinin hedefi, “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiasını hayatına hâkim kılmaktır. Birisine bakıyorsunuz, eğer onun yaşantısındaki hareketleriyle camiye gelip gidişi birbirine uymuyorsa işte bu sebeptendir. Kişi camide rütbesizleşir, orada bütün rütbeler biter, çünkü herkes yan yana. Orada rütbesizleşen kişi dışarı çıkınca, ilişkilerinde faşist rütbesini yüklenirse; bu kişi heva ve heveslerinde kapitalist rütbesini, nutuk atarken de demokrat rütbesini yüklenir. Hedefi, “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiasını hayatına hâkim kılmaktır. Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni heva ve hevesleri doğrultusunda kullanır. Hatırlayın lütfen, Billahi Anlamda Hürriyeti hayatına hâkim kılanın yöntemi neydi? “İşittik ve itaat ettik; semi’na ve eta’na.” Halbuki duniHi anlamda olan kişi yetkisini “işittik, itaat ettik” yöntemiyle değil, heva ve hevesleri doğrultusunda kullanır. “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiasını engelleyen her türlü hale tepki gösterir ve bu engellerle mücadele eder. Bu bakımdan kendimizi incelemeliyiz: “Mücadelem ne? Ben, benim Hakk yolu tercihimi engelleyen şeylerle mi mücadele ediyorum; yoksa “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiama ters düşen, onu engelleyen, ona hücum eden, onu yüceltmeyen, onu kutsamayan şeylerle mi uğraşıyorum? Ben kendime kimleri zararlı ilan ediyorum? Hakk yolumu engelleyenler mi, yoksa “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiamıza kutsama yapmayanlar, “Ben” takdimime değer vermiyor” dediklerimiz mi bizim mücadele ettiklerimiz? İşte bu özellikler insanları, “duniHi anlamda hürriyet” ve “Billahi anlamda hürriyet” kullananlar adı altında ayırır.
Eğer bir kişi İslam dininin kurallarını bu saydığımız özellikler çerçevesinde uyguluyorsa, o kişi “duniHi anlamda hürriyet” kullananlar sınıfına dâhil olur. İslam dininin ilmihaline uygun davranmaya çalışması, bu özellikler kendisinde varsa o kişiye yararlı olmayacaktır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM