Aziz Aslan
Aziz  Aslan
azizaslan@kocatepegazetesi.com
İSRAFIN ESİRİ OLDUK
  • 0
  • 78
  • 29 Ağustos 2020 Cumartesi
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

Değerli dostlarım; iş yoğunluğundan dolayı eskisi kadar düzenli yazamasak da toplumu ilgilendiren bazı konuları zaman ve imkanlar elverdiğince sizinle paylaşıyoruz.
Hepimizi esir eden tutkular var. Bunlar farklı da olsa sonuçta hepimiz bir şekilde esiriz.
Bizi tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlılığımızdır. Tüm yapmamız gereken; elimizi açıp benliğimizi, bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla özgür olmaktır! Sahip olduğumuzu düşündüğümüz her şeyin bizim için birer tuzak olduğunu fark etmediğimizi düşünüyorum:
— Çoğunlukla konuşmaktan fazla bir özelliğini kullanmadığımız son model cep telefonlarına sahip olmak. İşi dahi olmayanlarda 8-10.000 liralık telefonları görüyorsunuz değil mi?
— Ortalama 20 m2´sini kullandığımız ama kullandığımız alandan 10–20 kat büyük evlere sahip olmak. İki-üç kişinin yaşadığı evde 200-250 m2 eve sığamadığını söyleyenleri görüyorsunuz değil mi?
— Belki bir kez giydikten sonra çok uzun sure dolabımızın bir köşesinde unuttuğumuz günün modasına uygun giysilere sahip olmak. Bir-iki kişinin kullandığı ayakkabı, çanta ve giysilerin bir mağazayı dolduracak kadar ticari emtia olabileceğini biliyorsunuz değil mi?
— Okumadığımız kitaplara sahip olmak. Kitaplar var ancak okunmuyor.
—Asla kadranın gösterdiği sürate ulaşamayacağımız en süratli arabaya sahip olmak. Şu kişi almış bende alayım anlayışı!
— Bize günde 3–5 kez zamanı, başkalarına sürekli zenginliğimizi gösteren kol saatlerine sahip olmak,
— Vakit bulup gidilemeyen, gidilse bile dinlendirmekten çok uzak; deyim yerindeyse yorgunluktan haşatımızı çıkaracak deniz kenarına yakın bir yazlık, bir dinlence evine sahip olmak. Dinlenelim diye gidilen ancak yorulup dönülen tatiller de bize has.
— Oturmadığımız koltuk takımları, izlemediğimiz dev ekran televizyonlar; kullanmadığımız, faydalanmadığımız daha nelere sahip olmak…
Ya da sahip olduğumuzu sanmak… Sizde de var değil mi?
— Sadece çevre olsun diye bulunduğumuz ortamlar ve arkadaşlıklar! Samimiyetsiz ve riya dolu ortamlar. Bu durum da daha çok bizim zenginlere ve siyasilere has.
Bu örnekleri daha da çoğaltmak mümkün. Bu durumlar ne acı ki her geçen gün artıyor. Hepimizin yarasıdır. İnsan kalitesini bindiği arabayla, aldığı evle eşdeğer tutmak!
Mutlu olabilmek için çalışıp çabalayıp, borçlanıp sahip olduklarımız gerçekte bizi mutsuz ediyor. Ve ancak bunlardan vazgeçtiğimiz zaman gerçekten özgür olup tüm yeteneklerimizi kullanabilir hale gelmeyecek miyiz?
Aslında biz bu dünyaya sahip olmaya değil, şahit olmaya gelmişiz.
Anlayabilmek gerekir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YENİ
  • YORUM