İSLÂMİYET BÖLÜCÜLÜĞÜ YASAKLAMIŞTIR

İSLÂMİYET BÖLÜCÜLÜĞÜ YASAKLAMIŞTIR

Sevgili Peygamberimiz: “Bölücülük yapan bizden değildir” (Camiu’s-Sağir “Men” maddesi) diyor. Yüce Allah Kur’an_ı Kerişm’de “Mü’minler ancak kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin” (Hucurat10) buyuruyor.
Sevgili Peygamberimiz,“Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem’in çocuklarısınız, Adem insan ise topraktandır. Arap’ın, Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O’ndan en çok korkanınızdır.” der ve ırkçılığı yasaklar
Asabiyet Nedir?
Asabiyet, bir kimsenin asabesini, yani baba tarafından akrabalarını veya genelde kabilesini, ister haklı, ister haksız olsun her zaman savunmaya hazır olmasıdır; dış tehlikelere karşı koymak veya saldırı yapmak gerektiğinde bütün kabile üyelerinin harekete geçmesini sağlayan birlik ve dayanışma ruhudur. Bu ruh, kabilenin bütün fertlerini birbirine bağlayan unsurdur… Bedevilerin birlikte yaşaması, birlikte savaşması, birlikte saldırması gerekiyordu. “Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et” atasözü, kabiledaşa her durumda yardım edilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Hatta onun haklı veya haksız olduğunu sorma hakkına bile sahip değildir. Bu anlayışta suçun ferdiliği esas değildi. Cahiliye döneminde söylenmiş bu atasözünü İslâm döneminde Hz. Peygamber de söyledi; bunun üzerine bir adam “Yâ Resûlallah! Mazluma yardım ederiz. Fakat zalime yardım nasıl olur?” diye sordu. Hz. Peygamber buna cevaben “Onu zulümden alıkoyarsın” şeklinde cevap verdi.
Bu hadis şerifin gereğini yapmak için başta Kürtler olmak üzere herkesin PKK’nın zulmüne ve bölücülüğe karşı durması gerekir.
Araplar arasında kabile hayatında kan davaları, düzeni sağla-yacak merkezi gücün bulunmayışı nedeniyle yaygındı. Kan davalarının en büyük sebebi intikam duygusu idi. Arap kabileleri intikam konusunda son derece titiz davranırlardı. Bir adam, başka kabileye mensup birini öldürürse, öldürülenin kabilesi, katilin kabilesinden bir şahsı öldürmeden yahut diyet almak suretiyle barış sağlamadan huzur bulunmazdı. Saldıran gruba aynıyla karşılık vermek kutsal bir görev olarak telakki ediliyordu. Saldırıya uğrayan taraf, intikam alınmadığı sürece zırh çıkarmamaya, başına koku sürmemeye, şarap içmemeye ve eşlerine yaklaşmamaya yemin ederdi. Cahiliye toplumunda kabilesinden biri öldürülen kimse, kolektif sorumluluk duygusuyla öç alınıncaya kadar kabilesi ile birlikte çarpışırdı.
Kabileler arası ilişkilere bakıldığında göze çarpan ilk husus kabileler arası savaşların oldukça fazla olmasıdır. Bu mücadele ve düşmanlık Adnâniler ve Kahtâniler zamanından beri süre gelmiştir. İki kabile arasında müthiş mücadeleler olmuştur. Su, hayvanların yemi, yiyecek ve herhangi bir haksızlık yüzünden çıkan tartışmalar büyümüş kanlı savaşlara dönüşmüş, herhangi katl ve ihanetten doğan bu savaşların 40 yıl sürdüğü dahi görülmüştür. Kan dökmek normal bir şey olup buna gösterilen tepki yine kılıçlar çekmek ve yine kan dökmekle olmuştur. Düşmana karşı koymak için güçlü hale gelmek ve en azından iyi bir savunma yapabilmek için küçük ve zayıf kabileler bir araya gelerek tek bir kabile halinde ittifaklar oluşturmuşlardır. Bekri’nin ifadesi ile güçlü kabilelerin zayıf kabileleri ezmeleri ve sömürmeleri sonucu zayıf ve küçük kabileler güçlü ve büyük kabilelere ve büyük kabilelere iltihak ederek büyük veya güçlü kabilelerin sahip olduğu hak ve sorumluluklara ortak olmuşlardır.
Sevgili Peygamberimizin asabiyeti ve ırkçılığı yasaklayan bazı hadis-i şerifleri şunlardır:
“Cübeyr b.Mutim(r.a.)’den Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Asabiyete çağıran; asabiyet üzere savaş yapan ve asabiyet üzere ölen bizden değildir.”Yani bunu helal sayarsa bizim dinimizden değildir veya (helal saymadan yaparsa) bizim kâmil yolumuz üzere değildir, demektir. Bu hadiste geçen “asabiye” kelimesi baba tarafından akrabalar demektir ki, aşiret, ırk, ırkçılık anlamlarında da kullanılıyor.) Dikkat edilirse bu hadiste işaret edilen kabile savaşlarıdır.
Vesile b.Eska’dan(r.a.)şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Ey Allah’ın Resulü, asabiyet nedir?”dedim. O: “Zulüm üzere kavmine yardım etmendir,”buyurdu.
Süraka b. Malik b. Cuğşüm(r.a.)’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir.
“Resulüllah (a.s.) bize hutbe okudu ve şöyle buyurdu:”Sizin en hayırlınız, günah işlemediği sürece, kavmini savunandır.”
Abdullah (r.a.)’dan Peygamber(s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Kim kavmine haksızlık üzere yardım ederse, o, kuyuya düşen ve kuyruğundan çekip çıkarılmaya çalışılan deve gibidir.”Yani, her kim kavmine batıl üzere yardım ederse, günaha düşer ve helak olur. Kuyuya düşüp de kuyruğundan tutup çıkarılmaya çalışılan deve gibi. (Mansur Ali Nasıf, et. Tac, C.5,s.46).
PKK’NIN PEŞİNDEN GİTMEK KÜFÜRDÜR
Türkiye’de yaşayan halkımızın Allah’a şükür %99’u Müslüman’dır. Bu insanlar bin yıldır birlikte yaşamaktadırlar. Cumhuriyet kurulurken, “Türkiye cumhuriyetini kuran halka Türk milleti denir” denilmiş ve Türk adının hepimizin ortak adı ve ortak kimliği olduğuna vurgu yapılmıştır. Tıpkı farklı soylardan gelen ve % 15’i Müslüman bile olmayan Arapların hepsine Arap dendiği gibi. Araplar soy olarak Kahtaniler ve Adnâniler olmak üzere iki büyük kabileye dayanırlar. Kahtâniler asıl Araplar olup, Adnâniler sonradan Araplaşmış kabile ve boylardır. Durum böyle iken, dinleri, tarihleri, kültürleri, örf ve adetleri bir olan halkımızın tamamına neden TÜRK denmesin? Bunun aksini düşünmek hem İslamiyet’e hem de bilime ters düşer. Cenâbı Hakk, Yüce Kitabımızda ayrılık ve bölücülük davası güdenleri şöyle uyarıyor: “Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.” (Al-i İmran 105) Unutmayalım ki bölücülük bir fitne hareketidir ve hem hadislerde hem de ayetlerde fitne çıkaranlar lanetlenmişlerdir. Bölücülük yapanlara Peygamber Efendimizin diliyle “Onları zulümden alıkoyarak, onlara engel olarak” yardımcı olmak başta Kürt kardeşlerimiz olmak üzere bütün milletimize düşen dini bir görevdir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi