İSLAM’A GÖRE AİLE TOPLUMUN TEMELİDİR

İSLAM’A GÖRE AİLE TOPLUMUN TEMELİDİR

Muharrem Günay 17 Eylül 2010 Cuma 03:00:00
  İslam’a göre aile toplumun temelidir. Evliliğin en büyük amacı ise insan neslinin devamıdır. Evlenmek ‘ev’ köküne ‘lenmek‘ ekinin eklenmesiyle oluşmuş bir kelimedir. Ev ve evli Türk dilinin en eski sözcüklerindendir. Eski Türk kültüründe evlenen çiftlere yeni ev açıldığından, bir kadınla bir erkeğin birleşmesine, bir ve beraber olarak hayatlarını devam ettirmek üzere bir araya gelmesine evlenmek denmiştir. Sevgili Peygamberimizin evlenme ve evliliğin esaslarıyla ilgili olarak çok sayıda hadisleri vardır. Bu hadislerin bazıları şunlardır:
“Evleniniz, çoğalınız. Kıyamette çokluğunuzla övünürüm.”
“Evlenen dininin yarısını korumuştur.”
“Çocuk doğuran çirkin bir kadın, doğurmayan güzel bir kadından daha hayırlıdır.” “Öldükten sonra sevabı kesilmeyen işlerden biri de salih evlat yetiştirmektir.”
“Çocuklar cennet kapısının önünde toplanırlar, topluca anne ve babalarını isterler” “Bu dünyada bana üç şey sevdirildi, güzel koku, kadınlar ve namaz.”
Hem yüce dinimiz hem de töremiz evlenmede evlenecek gençlerin karşılıklı rızasına çok büyük bir önem verir. Karşılıklı rızası olmayan gençler evlendirilemezler. Evlenecek gençlerin de aile fertlerinin rızalarını almaları evlilik öncesi onlara danışarak istişare etmelerinde kendileri açısından büyük faydalar vardır.
Dinimizde nikâhsız bir şekilde bir arada yaşamak ve kısa bir süre için (mute nikâhı) yapmak haramdır.
Evlenmeden önce evlenme isteğimizi, evlilik teklifimizi, evlenmeyi arzu etiğimiz kızlara ve kadınlara münasip bir dille söylemekte sakınca yoktur. Yüce kitabımızda bu durum “Çıtlatmak“ şeklinde belirtilmiştir. Dinimiz, gizli ilişkileri, gizli randövüleri-buluşmaları yasaklamıştır. Ancak gençler velilerinin izniyle görüşebilirler. Nikâhtan önceki uzun süren nişanlılık döneminde gençlerin bir araya gelmeleri, gezip tozmaları her ne surete olursa olsun cinsel temasları haramdır. Çünkü birçok nişanlılık nikâhtan önce bozulmakta ve genç kızlar mağdur olmaktadır. Atalarımız “Gelin ata birmiş ya nasip demiş“ diye boşuna söylememiştir. En doğrusu evlenecek gençlerin hemen nikâhlarını kıymaktır. Böyle bir durumda bile gençlerin karı koca olmak için düğün gününü ve gerdek gecesini beklemeleri Türk ahlakının gereklerindendir.
Nişanlılık evliliğe atılan bir adım demektir. Nişanlılık evlenme mecburiyeti getirmez. Nişanlanan gençler bir birleriyle anlaşamayacaklarını anlarlarsa nişanı tek ve karşılıklı olarak bozarlar. Nişanlılığın evlilik olmadığı ve birçok nişanlanan gencin ayrıldıkları dikkate alınarak iki kişi arasındaki ilişkiler ona göre düzenlenmelidir.
Gençler arasındaki ilişkilerde bir erkek kendi kız kardeşine yapılmasını istemediği bir şeyi bir başkasına yapmamalıdır.
Evlenme isteğimizi açığa vurmak konusunda Yüce kitabımızda şöyle buyrulur:
“Kadınları nikâhla isteyeceğinizi çıtlatmanızda (üstü kapalı bir şekilde anlatmanızda) yahut böyle bir arzuyu gönüllerinizde saklamanızda üzerinize vebal yoktur… Ancak kendileri ile gizlice va’dleşmeyin.” (Bakara 235)
Hem dinimize göre hem de Türk Töresine göre evde yalnız bulunan bir kızın ve kadının evine girmek uygun değildir. Kim olursa olsun, isterse yakın akraba olsun, nikâh düştükten sonra böyle biriyle yalnız olarak bir arada bulunmak doğru değildir. Çünkü böyle bir eylem kötü zan ve fitneye sebebiyet verir.
Sevgili Peygamberimiz kadınlarla yalnız bir arada bulunmak hususunda şöyle buyurur:
“Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa, yanında mahremi olmayan bir kadınla yalnız kalmasın; çünkü böyle bir duruda üçüncüleri şeytandır.” (Müslim, “ Hac “, 74; Tirmizi, “ Rada “16; Müstedrek 1, 114)
Kadının yanında mahremi bulunmadan yolculuk etmesi de uygun görülmemiştir, Ancak bu durum bazı zaruri hallerde ve yol emniyetinin sağlandığı ve kadınlara özel kafileler düzenlendiği zaman uygun görülmüştür.
Cinsi uyarıcılık özelliği bakımından kadınların durumu çok daha fazla hassasiyet gerektirir. Bunun için kadınların çok daha dikkatli davranmaları gerekir. Yabancı erkeklerle konuşurken kadınların, kalpte şüphe uyandırmayacak ve karşısındaki kişiyi yanlış anlama sürüklemeyecek tarzda ciddi ve ağır başlı olarak konuşmaları (el-Ahzap suresi, 32-33), süs ve endamlarını yabancılara göstermemeleri (Nur suresi/31), bunun içinde sokağa çıktıklarında güzelce, dikkat çekmeyecek bir şekilde örtünmeleri (Nur suresi/31; Ahzap suresi / 59) bu gayeye yönelik emir ve tavsiyelerdir. Hz. Peygamber, kadınların kendi evleri dışında, başkalarına hissettirecek derecede koku sürünerek dolaşmalarını hoş karşılamamış ve bunu edep dışı bir davranış olarak değerlendirmiştir. (Tirmizi “Edep”, 35, Müsned, “Edp”, 35) Müslüman Türk kadını, evinde önce kendisi sonra eşi için süslenir, güzel kokular sürünür. Süslenmek ve güzel görünmek ve bakımlı olmak konusunda erkekler de aynı kadınlar gibidir, onlar da öncelikle eşleri için bakımlı olmalı ve güzel görünmelidirler.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi