İŞGAL GÜNLERİNDE AFYONKARAHİSAR – Kocatepe Gazetesi

İŞGAL GÜNLERİNDE AFYONKARAHİSAR – Kocatepe Gazetesi

Hasan Özpunar 25 Ağustos 2013 Pazar 03:00:00
  Kıymetli okurlarımız,
Afyonkarahisar’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 91. yıldönümünü kutlayacağımız bugünlerde 13 Temmuz 1922’den 27 Ağustos 1922’ye kadar geçen yaklaşık 14 aylık sürede işgal altında yaşayan insanlarımızın çektikleri acı ve sıkıntıları yine o günleri yaşayanların ağzından aktarmak istedik.
Geçtiğimiz yıl yayınladığım ‘’Anılar ve Fotoğraflarla İşgal Günlerinde Afyonkarahisar-1’’ isimli kitabımda yer verdiğim anılardan bazılarını gazeteniz Kocatepe’de birkaç gün boyunca okuyabilirsiniz. Bu anıların yanı sıra yine bugüne kadar ilk kez kitabımızda yayınlanan işgal günlerinde Yunan ordusunca çekilmiş fotoğraflarda Türk insanının o günlerde çektiği sıkıntıları anlamamızda en az fotoğraflar kadar yardımcı olacaktır. Daha geniş içerik için kitaba müracaat etmeniz gerekecek.

1982 yılının ilk günlerinde zamanın Afyonkarahisar Yurtiçi Bölge Komutanı olan ve kendisi de aynı zamanda bir tarih meraklısı olan Tümgeneral Mahmut Boğuşlu, Valiliğe ve Milli Eğitime bir yazı göndererek öğretmenler, imamlar aracılığıyla şehir merkezinde, köylerimizde, kasabalarımızda işgal günlerini görmüş olan ve hatırlayan hayattaki insanlarla röportaj yapılmasını ve kayda alınmasını ister.
12 Eylül’ün üzerinden az bir zaman geçmiş olması ve sıkıyönetim devri olması sebebiyle dönemin idarecilerinin üzerinde hassasiyetle durduğu bu konu sayesinde bugün elimizde büyük bir kaynak var. Büyük bir kısmı sesli bir kısmı ise kağıda geçirilmiş olan anıları ilerleyen zamanlarda daha detaylı olarak ele almanın gerekliliğine inanıyorum.
Hatıralarını o günler için aradan 60 yıl geçmesine rağmen gayet net anlatan ve bugün hemen hiçbiri aramızda olmayan bu insanlarımızı rahmet ve minnetle anıyoruz.
Bu teşebbüsü sayesinde güzel bir kaynak bırakan Tümgeneral Mahmut Boğuşlu Paşa’ya da ne kadar teşekkür etsek azdır. Mahmut Boğuşlu Paşa emeklilik döneminde de boş durmamış ve hem yayınladığı kitaplarla hem de
“Belgelerle Türk Tarihi” adlı dergi ile tarihimizle ilgiliçalışmalara imza atmıştır.

ELVANPAŞA KÖYÜ—SİNANPAŞA
Kaynak Kişi: İzzet Dindaş İbrahim oğlu 1326 / 1910 doğumlu

Köyün hangi tarihte işgal edildiğini tam hatırlamıyorum ama 1920 yılının Mart ayı ile Nisan ayı başlarında bir Cuma günü ikindiye yakın olduğunu biliyorum.
Köyün batısında düşmanın şehit ettiği bir süvarinin mezarı var. O tarihlerde köy 60-65 hane kadardı. Düşman köyde hiç hayvan bırakmadı hatta damızlık tavuğu bile savaştan sonra Sandıklı tarafından getirdik.
O zamanlar köyde askerlik için elverişli kişiler yoktu. Sadece yaşlılar, kadınlar, çocuklar vardı. Düşman yaşlıları ve bizim gibi yani yetişenleri Toklu Tepesi’ne ve Karlık Tepesi’ne götürdü. Tazlar Yaylası’nda bulundum. Yaşı küçük olanlara su taşıtırlardı. Bir yıl boyunca angaryacılara su taşıdım. İşkenceleri pek boldu. Tırnakların arasına iğne sokarak işkence ederlerdi.
Tazlar Köyü’nün üzerindeki tepede çalışıyorduk. Burada onların beslediği domuzlar vardı. Oraya 2 köpek getirdiler. Biri sarı diğeri siyahtı. Tam 40 gün eşit olarak beslediler. 1 Nisan 1922 tarihiydi iyi hatırlıyorum. Yakındaki tüm Yunan asker ve komutanlarını topladılar. Sonra köpekleri boğuşturdular. Türk dedikleri köpek diğerini boğunca oradaki Yunanlılar ‘’Kemal bizi kesecek, yenecek’’ diye üzgün bir şekilde dağıldılar.
O tarihlerde köyü Çingene çeteleri de basardı. Yanlarına köyden yakaladıkları bir kişi alarak hangi evde para var, mücevher var, kim zengin işkenceyle söyletirlerdi. Köyde tek silah dahi yoktu. Bu sırada Yunan askeri köyde durmuyordu, yoldan arabayla geçerlerdi. Bu sıralarda köye gelen Sarıların Cafer denilen kişi köyü silahı ile birlikte çingenelere ve yerli Yunan çetelerine karşı tek başına korudu. Sabahlara kadar nöbet tutardı.
Köyü işgal eden Yunan komutanı şimdi Hacı Murat’ın oturduğu evde dururdu. Yemekhaneleri de şimdi H. İbrahim Soylu’nun durduğu yerde idi. Hayvanları orada keserlerdi. Hayvanları kesmeden önce beynine şiş saplarlar, yere düşünce keserlerdi. Komutandan izin belgesi almadan bir yere gidemezdik.
28 Ağustos 1922 günü köy civarında çatışmalar başladı. Ben köydeydim. Saat 14.00 sıralarında bizim süvari öncüleri Yıldırım Kemal yakınlarındaki tren yolu köprüsünü patlatmış. Oradan da Çalışlar Köyü yakınlarında bulunan Gelinağlatan Tepesi’ne kadar gelmiş. Yunanlılar daha önce orada mevzii kazmışlardı. Bu süvarileri Toklu Sivrisi’ndeki ve Karlık Mevkiindeki Yunan kuvvetleri görmüş olmalı ki bizim köydeki Yunan askerlerinin hemen haberi oldu. Köyün kuzeyindeki Bakırcak denilen yere 4 tane top kurdular. Buradaki Yunan birliği 4.Alay’dı. Yunan birlikleri akşam saatlerinde Türk süvarilerine karşı hücum etti. Ovada büyük bir savaş oldu. Barut kokusundan durulmaz oldu. Sonra Yunan askeri çekildi, Güney Köy korusuna karargah kurdu. Süvarilerimiz ne yaptı bilmiyorum.
Bu sırada bizim kağnıları Asar tepesi’nin batı tarafına çektirdiler. Yunan komutanı da yanına 8 tane asker almış köydeki erkekleri topluyordu. Bunu gören yaşlı, Ahmet Onbaşı önlerinden kaçtı. Arkasından ateş ettilerse de karanlık olduğu için kurtuldu. Ahmet Onbaşı Güney Köy tarafına kaçarken ayağına Yukarı Karlık cephesi ile köydeki Yunan birliği arasında irtibatı sağlayan telefon teli takılmış. Bunun haberleşme teli olduğunu sezen Ahmet Onbaşı taşla vurmak suretiyle teli koparmıştır.
28 Ağustos’u 29’a bağlayan bu gece köydeki tüm erkekleri aşağı camiye kapatmışlardı. Dışarıda angaryaya götürecekleri kişiler vardı. Camidekileri yakacaklar diye duyduk. Fakat telefon irtibatı kesilince sabaha kadar çoğu kaçmış. Şimdiki okulun olduğu yerde iki tane topları kalmış sadece.
Sabah ezanından az sonra Güneyköy tarafından iki tane Türk topu ateş etmeye başladı. Atıkları mermiler her seferinde köydeki topların yakınına düşüyordu. Hedefleri o toplardı galiba. Köydeki kalan Yunan askerleri ve komutanları topları söktüler ve bizleri de yanlarına alarak Toklu Sivrisi’ne oradan da Karaköse Köyü’ne doğru gittik. Top ve silah seslerine kulaklarım alışmış gibiydi. Toz, duman, barut kokusundan, insan sesinden başka bir şey duyulmuyordu. Biz de Karaköse Köyü’nden Paşacık Köyü’ne doğru ilerledik. Orada da durdurmadılar. Paşacık Köyü’nden Oturak İstasyonu’na doğru giderken karşıdan Yunan ordusuna takviye asker geliyordu. Konuşmuş olmalılar ki onlarda geri döndüler. Arkadan Toklu Sivrisinden Türk topçusu devamlı ateş ediyor, isabet ediyordu. Top mermileri ıslık çalarak yanımıza yöremize düşüyordu. Bu sırada bir Yunan askeri “çocuk, Türk topu Türk’e gelmez’’ dedi. Biz yere yatıyorduk.
O akşama doğru Oturak İstasyonu’na geldik. Orada beklettiler. 30 Ağustos günü Dumlupınar tarafından Yunanlılar geldi. Panik halleri vardı. Türk ordusunun Uşak’ta kuşatma yaptığı söylentisi çıktı. Çok üzgündüler. Biraz sonra bir Yunan uçağı gelip bildiriler attı. Bir tren geldi, Yunanlılar doldu. Trene binmek için birbirlerini çiğniyorlardı. Vagonların üstü dahi doldu. Bu şekilde bir kısmı gitti. Çalköy taraflarından top ve silah sesleri geliyordu. Biz o gece kaçarak köyümüze döndük.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi