İNSANLIĞINIZIN BASAMAĞI KAÇTA?

İNSANLIĞINIZIN BASAMAĞI KAÇTA?

Bir insan duygusal olarak bir başkası için üzülür. ‘Yazık, vah vah, tüh tüh’ der. Bu acımaktır. Lakin acıma duygusu merhamet tarafından beslemezse zayıflaşır aç kalır. Acıma duygusu makam koltuğunda kalakalır öylece…
Bir insan başkasına acır. Sahip olduğu maddi manevi ve moral güçlerini seferber eder. ‘Ben ne yapabilirim?’ diye düşünür de; o derdin ortağı olur. Makamından izlemez maçı. Yerinden kalkar sahaya iner. İşte bu acımanın aktif halidir yani merhamettir. Merhamet eylemdir, harekettir ve merhamet ‘insan olabilme sanatı’ nın kısaltılmışıdır.
Bizler acırken merhamet ettiğimizi sanıyoruz. Sanırım burada yanılıyoruz. Acımalarımız merhamete dönüşmeli..
Bir taşla iki kuş
Bir araştırmada bir yanık resmi Budistlere ve sıradan bir Amerikalıya gösteriliyor. Beyin görüntüleri karşılaştırılıyor.
Amerikalının beyninde iğrenme ile ilgili alan hareketleniyor.
Budistin beynindeyse şefkat ve merhamet duygusunun aktive olmasıyla mutluluk bölgesi harekete geçiyor.
Sonuç: bu duygu kişinin kendini iyi hissetmesini sağlıyor. İnsanın yararına olan bir duygu ve geliştirilmeli. Bu yüzdendir ki ceddimiz yılda bir kez bir ay kasaplara bahçıvanlık yaptırırmış ya.
Merhamet denen öğrenilir mi, öğretilir mi ? Aslında, merhamet tohumları içgüdüsel olarak hepimizde kodlu. Ama herkeste bu tohum çiçeğe dönüşmüyor maalesef. Çünkü çiçeğe dönüşmesi en başta anne babanın sonra kişinin özel gayreti gerekiyor. Ne kadar gayret, o kadar merhamet!
Çözüm?
Çözüm, empati becerisini geliştirmek için yatırım yapmak da hangi empati?..
Empati kendini başkasının yerine koyabilme, onun gözlüğüyle olaylara bakabilme, onun hissettiğini hissetmeye çalışma olarak tarif edilir.
Burada şu soru takılıyor aklıma. ‘Kendimi onun yerine koydum. Onu şapkasını taktım, onun ayakkabısını giydim, onun gözlüğünü taktım. Üzüntüyü hissettim’. ‘Eeeee….?’ İngilizce ‘so what’ derler. Yani ‘Üzüldün de ne oldu?’. Üzüldüysen üzüntüyü gidermek için ne yaptın?
‘Aktif Empati…’
‘Hı hıh anlıyorum seni’ pasif empatidir.
Geliştirilmesi gereken beceri aktif empati.
Eyleme geçersen, tepkide bulunursan işte bu aktif empatinin ta kendisi.
Yani bir başkasının evi yanarken, o yangına koşmak sizin eviniz yanıyormuş gibi tepkide bulunmaktır aktif empati.
Aktif empati yapabilen kişide merhamet açığa çıkar. Aktif empati yapamayan ruh ise fakirdir, sadece acır. O zaman diyebiliriz ki, merhamet aktif empatidir.
‘Merhamet etmeyene merhamet olunmaz’
‘Kalbimizin üzeri pas tutup kilitlenmeden; kalbimiz işgalci kuvvetler tarafından işgal etmeden ‘Esirgeyen’ ve ‘Bağışlayan’ sıfatlarından hissedar olabilme dileğiyle…
Berrin Göncü/Psikolog

YOLCULUK NEREYE?
Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Bu dünya hayatı sadece bir eğlenceden, bir oyundan ibarettir. Ahiret yurduna (oradaki hayata) gelince, işte asıl yaşama odur. Keşke bilmiş olsalardı!” (Ankebût, 64)
Rasûlullah (sav) buyuruyor:
“Ölüyü (kabre kadar) üç şey takip eder: Çoluk-çocuğu, malı ve ameli. Bunlardan ikisi döner, biri kalır. Çoluk-çocuğu ve malı döner, ameli (kendisiyle) kalır.” (Buhârî, Rikak 42; Müslim, Zühd 5.)
Ömür, gelmesi kaçınılmaz bir sona doğru akıyor. Takvim yaprakları teker teker düştü. Hicri ve miladi yıl başlarını geçerken, insanoğluna, “Yolculuk nereye?” sorusunu yöneltiyor.
Her günün başında, sonunda hep o soru var: Yolculuk nereye?
Yolculuk, hiç şüphesiz oraya… Rabbın huzuruna… Peki ama oraya nasıl varmalı? Bu soru çok daha hayati. İnsan, yolculuğun sona doğru ilerlediğinin bir şekilde farkına varır da, asıl “Oraya nasıl varmalı?” sorusunu sormayı, cevabı üzerinde yoğunlaşmayı, daha önemlisi doğru bir cevabı bulmayı ıskalayabilir. İnsan, dünyaya, Rabbin bünyesinde sakladığı türlü çeşitli potansiyellerle gelir. Sonra bu potansiyel imkanlar, gün yüzüne çıkar, insanın gücünü – kuvvetini oluşturur. Bir süre böyle “Güçlü” olarak devam eder insan hayatı. Sonra şakaklara ak düşer. Zirve dönülür. Güç azalır, azalır ve azalır.
Son nefes, insanın son gücüdür. O da gittiğinde, insanda, dünya varlığından bir şey kalmaz. Bu durumda insanı, ebediyyet kapısı gibi duran kabre götürürler. Kabre konulduğunda, insanın malı, mülkü, ünvanları her şeyi ama her şeyi bu tarafta kalmıştır. Artık hayatın gerçeği öte dünyadır. Ebediyyet alemidir ve orada Rabbin huzuruna çıkılacaktır. Orada mutlak anlamda, şeksiz şüphesiz ve tartışmasız emir ve hüküm Allah’a aittir.

KAR TANELERİ
Dün akşam burada kar yağmaya başladı… Sabah gözümüzü açtık, şehrin karalıkları gökten inen nur ile beyaza bürünmüş…
Rabbimizden niyazımız odur ki bizim gönlümüzün siyah noktalarını dahi Nur isminin lütfuna, Habibi’nin (sav) hürmetine siler geçer de kalplerimizi pâk eyler…
Geçen bir sohbette hocaefendi anlatıyordu;
Gökten inen her bir yağmur damlası, her bir kar tanesi için… Sanki bir melek görevlendirilir… ki onlar yeryüzüne rahatlıkla insin diye… Her biri tek tek iner gökten… eğer topluca inselerdi bilmem kaç tonluk kar kütlesi ya da yağmur, dolu kütlesi acaba ne kadar çok zarar verirdi insanlara ve mekanlara…
Hem yağmur tanelerinin yere düşme şekli de ne kadar manidar! Dik olan kısmının önce düşmesi gerekirken aksine yuvarlak olan kısmı düşüyor önce yere…
Sanki insanları hayvanları ya da nebatatı (bitkileri) incitmemek için o sivri tarafıyla… Allahü Ekber!
Ve de gökten yere inerken kazanacağı hız da etkisini o kadar belli etmi-yor… Yumuşak tarafıyla sakin bir iniş yapıyor her biri tek tek…
Usta bir pilot komutasında gibi sanki!

BİZİM YOLUMUZ SEVGİ YOLUDUR
Bizim yolumuz ilim yoludur. İlim, insanı kurtaracak yoldur. İlim, insanı kurtaracak en önemli silâhtır, en önemli vasıtadır. İlme dayanmadan, ilimden müstağni kalarak, ilme bakmadan, ilimden ilgisini keserek, kitapları kapatarak, kütüphanenin semtine uğramadan, olmaz! Hayat devam ettiği için, ilim de devamlı bir ihtiyaçtır.
İlme çok önem verin!.. Kur’an’ı öğrenin, hadisi öğrenin, dinimizi öğrenin!.. Ama, bizim metodumuz sabır ve sevgi metodudur. Meşakkati vardır, sıkıntısı vardır bu yolun… Hizmetin dertleri vardır. Sabrederiz, uykusuz kalırız, aç kalırız, yaralanırız, parasız kalırız… Para vermemiz gerekebilir, çok koşturmamız gerekebilir, terlememiz gerekebilir… Sabredeceğiz ve hizmetimizi severek yapacağız.
Bizim metodumuz sevgidir. Sevgi ile pek çok kapı açılır. Şiddetle açılmayan pek çok kapı sevgiyle açılır. Bizim tasavvuf yolunun metodu sevgidir. Bizim büyüklerimiz, bir çok ülkeleri sevgiyle fethetmişlerdir. Top girmeden, tüfek girmeden, asker girmeden sevgiyle fethetmişlerdir. Bizim metodumuz odur. Yunus’un metodu odur, Eşrefoğlu Rumî’nin metodu odur, İbrahim Hakkı Hazretleri’nin metodu odur. Şeyh Yusuf-u Hemedânî Hazretleri, doksanbin Mecûsî’yi müslüman etmiş… savaşla mı?.. Hayır!.. Kavgayla mı?.. Hayır!.. Severek, dostlukla, ziyaret ederek, evine giderek, gelerek, iyilik yaparak…
Savaş, son çaredir muhterem kardeşlerim!.. Allah yolunda kıtal, savaşma; bıçak kemiğe dayandığı zamandır. Ondan önce yapılacak çok işler vardır.
İslâm’ı bilmeyen insanlar, işi savaş tarafına götürerek, en son işi en başta söyleyerek; müslümanlığı savaş dini, kan dini, hunharlık dini gibi göstermeye çalışıyorlar. Avrupa’nın metodu budur. Bu değil bizim metodumuz!..
Balkanların fütuhatı sevgiyle olmuştur, dervişlerle olmuştur… Ortaasya’nın fütuhatı dervişlerle olmuştur… Endonezya’da İslâm’ın yayılması dervişlerle olmuştur… Afrika’da İslâm’ın yayılması dervişlerle olmuştur… Silâhla olmamıştır!.. Silâhla, harble olmamıştır. Bizim metodumuz sevgidir. Sevmeyi öğreneceksiniz, sevgiyle hareket etmeyi öğreneceksiniz!..
Tekkelerimizde, dergâhlarımızda, tasavvuf yolumuzda bizim öğretmek istediğimiz, sevgidir. Kardeş olun, birbirinizi sevmeyi öğrenin!.. Kusurluyu da kusuruna rağmen sevmeyi öğrenin. Öteki insanları da, “Belki bir zaman gelir, müslüman olur.” diye sevmeyi öğrenin. “Bu İtalyan’dır, bu İspanyol’dur, bu İngiliz’dir, bu Amerikalı’dır; belki müslüman olur…O iman cevherini belki yeşertebilirim, yanına bir sokulayım.” diye düşünün. (05. 05. 1990 – İstanbul)
Hizmet yaygın olmalı; her müslüman lider olmalı!.. Her müslüman gayretli olmalı!.. Hizmet, hiç bir şekilde aksamaz hale gelmeli. Onun için ben, sivriltilmiş liderlerin karşısındayım; birkaç bakımdan… Yâni, “Tek lider, vazgeçilmez insan…” Öyle şey olur mu?.. “Şu adamı ben beğenmiyorum, bir şey beceremez!” Sen fırsat ver, bak neler becerir.
Prof.Dr. M.Esad Coşan(rha)

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi