Huzur için Mevlevihane’ye – Kocatepe Gazetesi

Huzur için Mevlevihane’ye – Kocatepe Gazetesi

Murat Arısoy 31 Mayıs 2010 Pazartesi 03:00:00
  Fark etmekte geç kaldım, bununla birlikte zararın neresinden dönersek kârdır. Şöyle bir mekân hayal edin: Yeşil bir alan. Ortasında şadırvan. Abdest alanların çeşmesinden gelen su sesi. Yüce ağaçların dallarına konaklamış serçeler, bülbüller. Bir tarafta cami, diğer tarafta müze. Huzura baş eğmiş kediler, derinden gelen bir ney hüznü. Aslında hüzün demek de istemiyorum. Manevi bir yolculuk bileti demek daha doğru.
İşte böyle bir mekan. Mevlevihane Müzesi. Konya’dan sonra ikinci Mevlevilik merkezi. Ki o Mevlevilik, Balkanlar’dan Orta Asya’ya kadar geniş bir coğrafyaya yayılmış.
Bir heyetle çıkmışsanız Mevlevihane’ye, Müze Müdürü Lokman Derya Solmaz’ın anlatımı ve ses tonuyla karşılaşıyorsunuz. Belki de karşılanıyorsunuz. Birçok sözcük geliyor aklınıza da “Ne güzel” diyebiliyorsunuz sadece. İster-istemez et-kileniyorsunuz.
Mevlevilerin Allah aşkıyla yanıp kavrulan nefislerini düşünüyorsunuz. Bu yolda “pişmek” için çektiği çileler, ama çilelerden şikayet etme-yiş… Bilerek teslim olmak, severek hizmet etmek.
Bambaşka bir iklim, bambaşka bir dünya.
Bana ilk duyduğumda çok ilginç bir çile yolu vardı örneğin: Tuvalet temizlemek. Alelade bir cezaymış gibi görünen bu iş, aslında “dervişliğin” insana kazandırdığı önemli bir özellik olarak karşımıza çıkıyor. Nedir o? Başkalarının ayıp-larını örtmek. Zaten İslâm da bunu emrediyor. Mevlana da bunu, şu şekilde ifade ediyor:
“Cömertlikte, yardım etmede akar su gibi ol,
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol,
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol,
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol,
Tevâzû ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol,
Hoşgörülükte deniz gibi ol,
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol!”
Afyonkarahisar Mevlevihane Müzesi’nde tam da bu öğüt ile yüz yüze geliyorsunuz. Aşama aşama, ilmek ilmek dervişlik hayatını görüyorsunuz.
Mevlevihane’de muhterem şahsiyetlerin de sandukaları da bulunuyor. Bunların en başta geleni Mevlana’nın torunlarından Mehmet Semai Çelebi (Sultan Divanî) Hazretleri. Diğer sandukalar ise Furûni Dede, Mehmet Raşit Çelebi ve Kemal Çelebi’ye ait.
Namık Kemal’in annesi Fatma Zehra Hatun’un mezarı da Türbe Camii’nin girişinde bulunuyor.
Hangimiz yapabiliriz şimdiki zamanda? Hangimiz, bu kadar zincire vurabiliriz nefsimizi?
Mevlevihane’ye gitmeyenler, orayı gezmeyenler için söylüyorum: Çok şey kaçırıyorsunuz.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi