HADİ, ÇOĞALTALIM DELİLERİ!

HADİ, ÇOĞALTALIM DELİLERİ!

Bazen ekmeğinin yanındaki katık, kayan bir yıldız, havada uçan bir serçe kuşu, doğan güneş, yağan yağmur, yanan bir sobanın etrafında şen kahkaha, beklenmedik zamanda gelen hasret kaldığın gülüş, ellerine düşen sıcak bir gözyaşı, bir bebeğin masum gülüşü, bir dost muhabbeti sıcaklığı… Bazen kalmak bazen gitmek olan, bazen durmak bazen koşmak olan insanoğluna belki de en çok yakışan! Bazen savaşın içinde karşılaşılan, Zümrüd-ü Ankâ Kuşu’nun kanadına yakıştırılan, Kaf dağlarının ardına sürüldüğü varsayılan… Bazen bir beyaz gelinliğin sırma telinde saklı olduğu hayal edilen, her evde her gönülde olması murad edilen üç hece, tek kelime olan “mutluluk!”
Kimine göre kalpte saklı; arayıp bulunası, bulmak için önce kendinden vazgeçilesi… Hırsı hasedi olanın sahip olamayacağının söylendiği, insanoğlunun olmazsa olmazı. Ne kadar isteklerini sınırlarsan kalbinde o kadar çok hissedeceğin ve de kavuşacağın söylenilen seni sen yapacak yüce duygu. Benlik duygun küçüldükçe, dünya sevdasından, sahip olmak hırsından vazgeçildikçe kalbinde hissedeceğin cesaret, huzur, yaşama sevinci. Bu duyguyu yakalayabilenler için bir ekmeğin kuru olması, bir taşın üzerinde ömür geçmesi dert ve tasa olmayacaktır artık.
“Eskiden” denilir hep; “Eskiden muhabbetler vardı hiçbir şey yok.” Şimdi muhabbet kalktı, her şey var. Muhabbetin kalkmasındaki en temel neden insanların değişmeleri ve de dünyayı değiştirmeleridir. Emperyalist sistemin bize sundukları ya da mecbur ettikleri hayat tarzlarının elimizden aldıkları, bugün canımızı acıtanlar. Daha çok kazanmak ve burjuva sınıfımızı korumak adına sanayileşmenin getirilerini ve karşılığında götürdüklerini iyi anlamak gerekiyor aslında. Daha öncesinde sade ve kendi halinde tarımla uğraşan doğayla iç içe yaşayan ve tabiatın enerjisiyle bütünleşen, merhamet sevgi gibi duyguları koruyan ve olgunlaştıran insan zamanla sanayileşen toplumun içinde giderek yalnızlaşan biri haline geldi acımasızca… Tarım toplumlarında en temel özellik olan insanların geniş aile denilen akrabalık ilişkilerinin sıkı olduğu gruplardan çıkıp sanayileşmenin sonucu çekirdek aileler haline geldik. Geniş ailelerde kalbi duyguları geliştiren ve olgunlaşmasına sebep olacak birçok neden varken şimdilerde birey olarak devam ettiğimiz hayatlarımızda bu duyguları hissedemez olduk.
Muhabbetin, birbirimizi anlamak için uğraşmanın yerine sistemin sunduğu hayat tarzlarımıza uygun, haz duygusunun öne alındığı, basit ve anlık heyecanların peşinde koşar olduk. Arabamızın modeli önemliydi, kaldığımız evin mutfağının fayansı, akşam yiyeceğimiz yemeğin tabağı, masasının örtüsü, komşunun gittiği tatilin aynısı… Tek taş pırlantamız olmalıydı, bir de üzerine kürkümüz. Mutluluk kavramının ve anlamının değiştiğini, değiştirildiğini, başkalarının bize sunduğu hayatları yaşıyor olduğumuzu göremedik. Tek bir ifadeyle de olsa egomuzun keyfi yerindeydi, bir sonraki arzusunu yerine getirene kadar…
Gerçek mutluluk neydi ve de neden çekip gitti aramızdan sormak, bilmek gerek şimdi. Çocuklarımız da bu dünyada koşar adım hayatlarını yaşamasın diye… Koşarken yaşamak adına etraflarında olan biteni görmeden ve de gerçek manada özgür olmadan bu dünyadan gitmesinler diye!
Gerçek mutluluk tüm canlıların yaşam enerjilerini hissedebilecek kadar kalbi büyütmeyi bilebilmektedir. Çiçek yetiştirin mesela… Mesela bir kedinin, köpeğin gözlerinde onun da yaşadığını hissedin. Bir yaşlı amcanın, teyzenin gözlerinde kendi hayatınızı görmeye çalışın; eminim size çok şey anlatacaktır. Bir çocuğun saçlarına dokunun, gülüşünü seyredin; umudu hissedeceksinizdir büyük ihtimal. Bir yağmur damlasının, serinliğinde size getirdiği güzellikleri, toprağa neleri getirdiğini düşünün. Toprağa her basışınızda gücünü hissedin. Sahte sevinçler değil kalbinize, insanlığa iyi gelecek olan. Koşuşturmayı bırakın artık! Zirâ insanlık tüketiyor kendini yavaş yavaş.
Delileri çoğaltalım hep birlikte. Bırakın eskiden bildiğimiz gibi yaşayalım, yine mutluluk kalbimizde olsun… Yanlış yerlerde aramayalım artık.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi