Granit tencere olursa, mermer tencere de olur

Granit tencere olursa, mermer tencere de olur

Murat Arısoy 25 Kasım 2014 Salı 02:00:00
  Afyonkarahisar’ın yaklaşık 5-6 yıl önceki gündemi, Afyonkarahisar Devlet Hastanesi’nin inşaatında kullanılan granitlerdi. “Afyon Mermeri dururken neden granit tercih ediliyor” sorusuna herkesten farklı yanıtlar geliyordu. Bu yanıtların ortalaması, “Granitin temizliği daha kolay” noktasında birleşiyordu.
Bu tartışma biraz daha devam etti. Öyle ki Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yetkilileri, konuyla ilgili genelde çıkardı; “Kamu binalarında yerel kaynaklar öncelikli olarak kullanılacak” denildi.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın genelgesine uyuldu mu? Şüpheli.
Zira Toplu Konut İdaresi’nin standart sözleşmelerinde inşaatlarda kullanılacak malzeme yine “granit” olarak gösteriliyordu.
Örneğin yapımı devam eden Zübeyde Hanım Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi’nde kullanılan mermerler, TOKİ’nin marifeti.
Afyonkarahisar’da yapılan bazı iş merkezlerinde, personelin işgüzarlığı nedeniyle mermer yerine granit tercih edildiği biliniyor.
Granit, mermere karşı bir adım önde.
Granit-mermer yarışında, granit bir kez daha atak yaptı. Türkiye genelinde büyük bir firma, zemini granit tava ve tencere üretti. Firma, bu ürüne 5 yıl da garanti veriyor. Tencerenin/tavanın en büyük özelliği çizilmemesi, yemeğin tencereye/tavaya yapışmaması.
Firmanın “Biogranit” tencere reklamları, bana İscehisar Belediye Başkanı Mustafa Çibik’in 2013’ün Eylül ayında gazetecileri misafir ettiği toplantıyı hatırlattı. İscehisar’daki mermer mangalları ilk kez görmüş ve şaşırmıştım.
“Nedir” diye sorduğumuzda Mustafa Çibik’ten şu cevabı almıştık:
“Mermer, tamamen doğal. Et, kendi yağıyla pişiyor. İs almıyor, kir almıyor. Mermerin bu özelliği var. Bu İscehisar’da gelenek halinde. Daha lezzetli ve temiz. Tadı da daha güzel.”
Granit zeminli tencere fikri, belki bizim mermercilerimizin de ufkunu açar. Bolvadin’de emaye üretimi yapan firma ile İscehisar’daki mermerciler bir araya gelse, gösterişli bir tencere ortaya çıkmaz mı?

MERMERLE NELER YAPILABİLİR?

Tabii söz mermerden açıldığında, “Mermer ile hangi tasarımlar ortaya çıkabilir” sorusu da gündeme geliyor. Bu sorunun yanıtı aslında üreticilerin hayal gücüyle doğru orantılı. Mermer süslemeli mobilyalar, televizyon üniteleri, küçük mermer taşlı halılar…
Hiçbir şey denemeden görülmez. “Bu tutmaz”, “Bu pahalı olur, satılmaz” gibi önyargılardan kurtulup “Ya tutarsa” diye niyet etmeden yeni ufuklara yolculuk edemeyiz.

VALİLİK’TE AFYON MERMERİ

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın “yerel kaynakların kullanılması” genelgesine Afyonkarahisar Valiliği binasında uyuldu. Eski Belediye binasının restorasyon çalışmaları sırasında Afyonkarahisarlı bir şirketin, Afyonkarahisar’dan çıkardığı bir mermer türü kullanıldı. Valilik binasına girerken içimiz rahat olsun.

150 YILDIR AYNI SORUN

“Mermer” deyince, “madenlerin durumu”nu da ele almak gerekiyor. Mermer ocaklarında değil ama kömür ocaklarında neler yaşandığını az çok biliyoruz artık. Özellikle Soma ve Ermenek’te meydana gelen facialar, madenlerde iş güvenliği kavramının gereğince hareket edilmediğini ortaya koyuyor.
Madende iş güvenliği, Türkiye’nin yeni bir sorunu değil.
Osmanlı İmparatorluğu henüz ayaktayken, 1865 yılında Ereğli kömür havzalarında çalışan işçilere yönelik olarak “Dilaver Paşa Nizamnamesi” çıkarıldı. Nizamname, kimileri tarafından eleştirilse de “ikili vardiya” sistemini gündeme getirmesi bakımından önem arz ediyordu.
Yıl 2014, madenle ilgili hâlâ “vardiya” sistemini ve güvenliği konuşuyoruz.

KIŞA HAZIR MIYIZ?

Tahminler, bu yılki kışın görece sert geçeceği yönünde. Tahminin doğru çıkma ihtimaline karşılık, önlemler alınmalı.
2011’de başlayan, 2012’de devam eden soğukları, karları, bozulan yolları unutmak mümkün mü?
O zamanlar, yerel yöneticilerden genel yöneticilere herkes, “Hazırlıksız yakalandık” diyor, yaşanan aksaklıkları bu şekilde bertaraf edeceklerini düşünüyordu.
Yollar kapandı, “buzda dans” yapıldı, çam dikildi, yolda balık tutarmış gibi poz verildi.
Bu yıl kış sert geçecekse, aynı manzaralarla karşılaşmayalım.
Uyarıları dikkate alıp teyakkuzda olalım.

ÖĞRETMENİM, CANIM BENİM

24 Kasım Öğretmenler Günü dolayısıyla sendikaların, televizyon programlarının, gazetelerin, milletvekillerinin gündemlerinde, “öğretmenlerin yaşadıkları zorluklar” vardı. Farkındalık oluşturmak için bir vesile sayılabilir, böyle özel günler. Ama artık şu “yoksulluk” vurgusunu bir kenara bırakmamız gerekiyor. Öğretmenin yoksulluğu üzerinden yapılan propaganda, ters tepmeye başlıyor, toplumda öğretmenlere karşı olumsuz görüşlerin yayılmasına neden oluyor. Devlet memuru olan bir öğretmenin maddi sıkıntı çektiğini biliyoruz, bununla birlikte ülkede asgari ücret gerçeği var. Asgari ücret, açlık sınırının altında. “Öğretmenler yandı” denildikçe, asgari ücretli “Biz hiç yaşamayalım o zaman” deyiveriyor.
Öğretmenlerle birlikte, çalışanların genel sorunlarını gündemde tutmak daha olumlu tepki alacak bir hareket olur.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi