GÖNÜL SOHBETLERİ

GÖNÜL SOHBETLERİ

“Resullullah (SAV) Efendimiz “Allah’a kasem ederim ki Benden daha çok sıkıntı çeken hiç kimse olmamıştır.” Buyurdu. Hz. Yusuf (RA) niye nice z aman kuyuda kaldı, hapislere düştü. Suçu neydi ki? Bütün bunlar O’nun daha da tekâmül etmesi, gelişmesi içindi.
Aman efendim bu nedenle siz yine herkesi sevin, acısını paylaşın. O bana şunu yapmıştı, bunu yapmıştı diye bundan sakın vazgeçmeyin. “Allah’ım,” (cc) deyin,“Sen bu insanları affet, benim onlarda bir hakkım varsa ben affettim. Sen de affet, onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar” deyin. Ben hep böyle yaptım.. Sonra ne oldu biliyor musunuz efendim, içim manevi güzelliklerle dopdolu oldu.
Karşıdakine tepki hakkı verilmiş olmakla birlikte affedenler için çok büyük mükâfatlar olduğu Kur’an-ı Kerim’de Buyurulmuştur. Biz herkesi sevelim. “Seven, sevilir.”
“Bekleyin, bekleyin,
Durmaksızın bekleyin,
Bir gün, unutulmuş bir aynada
Bütün sevgiler size dönecek”
Gülten Akın
Eğer siz de her şeye rağmen insanları sevmeye, hoş görmeye, affetmeye devam ederseniz bir gün bütün sevgiler size dönecektir, inşAllah.”
Sabri Tandoğan

“Rönesans” adını verdiği dönemden, yani Avrupa’nın, 16. yüzyılda, kapitalizmle
sömürgeciliğin aynı anda ortaya çıkışından beri Batı’nın bu politikasındaki
önemli mesele “mutlak değerlerin varlığına imanın terkedilmesi”dir.
Bir toplum, faaliyetine yön vermek için artık mutlak değerleri kabul etmekten
vazgeçer geçmez, geriye kuvvetli olma, bolca yararlanma ve hızla büyüme arzularının
kamçıladığı çarpışmalardan ve çatışmalardan başka bir şey kalmaz.
Herkesin herkese karşı savaşı demektir bu! Onun gerçek dini, gerçek bir tanrı olan
“büyüme”ye körü körüne imandır. Yani herhangi bir şeyi giderek daha fazla ve gitgide daha hızlı üretme arzusu… Faydalı, faydasız, zararlı, hatta silahlar gibi öldürücü ayırımı yapmadan sanayiciler için en “verimli” olan şeyleri habire üretmek… Bu gizli ilah, kan dökücü bir ilahtır. Çünkü bu tanrı, uğruna insanların kurban edilmelerini ister.

Roger Garaudy – (İslam ve İnsanlığın Geleceği)

İncitmeyin beni.
Giydiğim fistanlar bile çiçekli.
Bedenimin ne önemi var ki.
Benim hazinelerim yüreğimde gizli…

Can Yücel

ÖLÜM

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Her canlı, ölümü tadar. Bir deneme olarak sizi hayırla da, şerle de imtihan ederiz. Ve siz, ancak bize döndürüleceksiniz.” (Enbiyâ, 35)
Rasûlullah (sav) buyurdular:
“Zevkleri bıçak gibi keseni (ölümü) çok hatırlayın!” (Tirmizî,)
Hz. Ömer’in oğlu ve Efendimiz’in duygulu sahâbîsi Abdullah İbni Ömer diyor ki:
Bir gün Resûl-i Ekrem’in yanında bulunuyordum. Ensardan bir adam gelip selâm verdikten sonra.
-Yâ Rasûlallah! Hangi mü’min daha faziletlidir? diye sordu.
Resûl-i Ekrem (sav) de:
“Ahlâkı en iyi olan mü’min” diye cevap verdi.
O zât yine
-Yâ Rasûlallah! Hangi mü’min daha zekidir? diye sorunca:
“Ölümü en çok hatırlayıp ölümden sonrası için en iyi hazırlık yapanlar zeki adamlardır” buyurdu.
(İbni Mâce, Zühd 31)
Ölüm düşüncesi, insanın dünyaya büsbütün bağlanmasına ve âhireti unutmasına engel olur. Ölümü hatırlayan insan, servetini Allah’ın rızâsına uygun yerlere harcar. Hatta bu düşünce, parasını hiçbir yere harcamayan cimrileri uyarır, onları kendilerine getirir.
Dünyaya sırt çevirmek demek, dünyanın câzibesine kapılıp ona kul, köle olmamak demektir. Dünyaya sırt çeviren kimse, onun insanı baştan çıkaran oyunlarına gelmemiş olur.
Demek ki kötü olan dünya değildir. Kötü olan, insanın Allah’a boyun eğmesine engel teşkil eden dünyevî arzu ve isteklerdir. Bu arzu ve istekleri frenleyen, onları törpüleyip faydalı hale getiren duygu ise, Efendimiz’in tavsiye buyurduğu gibi ölümü sık sık hatırlamaktır.

BİZ O ZAMANLAR FİLMLERİ TAB ETTİRMEYE VERİRDİK…

Arkasında, baş parmak ile çevirdiğimiz, tırtıklı film atlatması olan ufak fotoğraf makinelerimiz vardı. Yirmi dört ya da otuz altı pozluk filmler takılırdı. O kadar çekerdik. Elimiz, gözümüz terbiyeliydi. Aynı anda yüz kare basmazdık. Tatillerde, okul gezilerinde, doğum günlerinde falan kullanılırdık. Ablam kendi fotoğrafları olmasını çok önemserdi. Bütün çocukluğum ben ne kadar homurdansam da, ablamın tipten tipe girdiği, gittiğimiz her yeri fon olarak kullandığı poz poz fotoğrafını çekmekle geçti. (abartmıyorum)
Makinedeki filmin bitmesini beklerdik. Bitince stüdioya, tab ettirmeye götürülürdük. Birkaç gün sürerdi orada ki işlemleri. Fotoğrafları çektikten haftalar sonra bir gün teslim almaya giderdik. Sarı beyaz zarfların içinde olurdu. Elimize alır almaz kapının önüne kendimizi atar, heyecanla nasıl çıkmışız, a neyi çekmişiz, “bak ne güzel çıkmışım, ay ama ben gözümü kapamışım” diye konuşa konuşa bakardık.
En mutlu en keyifli çocukluk ve genç kızlık anılarımın büyük kısmı Feneryolun’da Studio Spot önünde yaşadım herhalde. Dükkandan çıkınca yüzümde enfes bir gülümseme ile önündeki duvara tüneyip, öylece fotoğraflarıma bakardım
Bizim zamanımızda gelinlikli fotoğraflarda kırda bahçede çekilmezdi. Ya da çekilirdi de bizim haberimiz yoktu. Biz, Ayhan’la gelin damat birbirimizin gözünün içine baktığımız hülyalı fotoğraflarımızı da Spotta çektirmiştik. Tanırdık orada çalışanları ismen. O derece sosyal ilişkiler vesilesiydi yani bu tab ve çekim işleri.
Fotoğrafları, ilk heves en yakın çevreye bir tur o zarfta taşıyıp çıkarır gösterir, çekildiği anı hatta günü ya da tüm tatili bir daha tüm ayrıntıları ile anlatır, yaşardık. Yavaş yavaş, sindirerek tüketirdik. Sonra onları albümlere yerleştirirdik. O kendinden yapışkanlı albümler çıkınca ne sevinmiştik. Halen benim arayınca bulabildiğim en son fotoğraflarım tab ettirip, o yapışkan albümlere yerleştirdiklerim.
alıntı

İşte kazanmakta oldukları (günahlar) yüzünden zalimlerin bir kısmını, diğerlerinin başına diker/peşine takarız (o da onu felâkete götürür). 6/129
***
(Bu âyet zalimler için bir açık tehdittir. Gerek günahlarla nefse zulüm, gerek yönetimde, gerek ticaretinde insanlara zulüm; yani zulmün her türlüsü bu âyetin içine girmektedir. Zalimler de kurtulacak değillerdir.)

İÇSEL KONUŞMALAR

Çok kimsenin büyük derdidir içsel konuşmalar; araştırmalara göre günde atmışbinden fazla düşünce geçer aklımızdan; ama maalesef çoğu olumsuz/karamsar düşüncelerdir. Şeyh el-Arabi ed-Darkavi (Sufi/Şazeli ö. 1823) bu noktada şunu vurgular: “eğer nefsinizin sizi dürtüklediği … anlarda… içsel konuşma batağına düşerseniz… şeytanla başbaşa kalıverirsiniz.”
* Bu durumlardaki içsel konuşma girdabından kurtulmak için yapılması gereken şey hemen durumunu değiştirmek, örneğin mekan değiştirmek, dua etmek ya da zihnini meşgul edecek uğraşlar bulmaktır.
* Belirtmek gerek ki içsel konuşma girdabına girerken durumu fark edip hamle yapmak daha kolaydır. Bunun için hangi koşullarda içsel konuşmaya kapıldığımızı iç-gözlemle saptayıp hamlelerimizi o anda uygulamamız gerekir.
Ali Rıza Bayzan

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi