GASTRONOMİ VE ÖTESİ

GASTRONOMİ VE ÖTESİ

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türkiye’nin Gastronomi gelirlerini artırmak için 2020 yılını “Türk Mutfağı Konsept Yılı” olarak ilan ettiklerini tekrarladı.
Bir takım ziyaretlerde ve incelemelerde bulunmak üzere Hatay’a giden Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy gastronomi meselesinde şunları söyledi: “Bu bağlamda UNESCO’dan 3 tane tescilli şehrimiz var. Bunlardan birisi Gaziantep, ikincisi Afyonkarahisar ve üçüncüsü de Hatay. Hatay milletvekillerimiz ve belediye başkanlarımızla birlikte buradaki tescilli ürün sayısını artırmak, Türk mutfağını daha etkin tanıtmak için görüşmeler gerçekleştiriyoruz. Türk mutfağından ve gastronomiden bir gelir elde etmenin 4 bacağı var. Öncelikle ürün ve malzeme tedarikinin markalaşması ve standardize edilmesi gerekiyor. Daha sonra nitelikli şefler öne çıkıyor. Sonra bunların sunulacağı mutfakların oluşması gerekiyor. Bu dördünü bir araya getirdiğiniz zaman gastronomiyi ekonomiye çevirebiliyorsunuz. Bu alanda Türkiye’nin daha kat etmesi gereken yol var.” Evet, Türkiye’nin de, Gastronomi kenti Afyonkarahisar’ın da bu alanda kat etmesi gereken epeyce uzun bir yol var.
***
İlimiz Afyonkarahisar için ürün ve malzemenin tedarikinden başlayalım. Namı dünyaya yayılmış kaymağımızın tedarik malzemesi manda sütünde halimiz nicedir? Sokaklarda satılan kaymaklarımızın içeriği nasıldır?
Namlı olduğumuz bir başka alan: Et ve et ürünleri… Bir ay kadar önce et sektöründe yaşananlar herkesin malumu. Bakanlık’ın listelerinde yer alan Afyonkarahisar firmaları bir türlü azalmıyor. Bu iki konuya “ilimizin menfaati” adına daha derinlemesine “burada” girmek istemiyoruz.
Gastronomi alanında “Yüzakımız tablo” olduğu gibi “Yüzümüzü ve içimizi karartan” bir tablo da var. Bize düşen her iki tabloyla ilgili de çalışmaktır. Birindeki ihmal, diğerine de darbe demektir.
Bakan Ersoy’un işaret ettiği “ürün tedarikinden itibaren” meselesini biz böyle anlıyoruz. Yanılıyor muyuz?
***
Bakan Ersoy’un bir başka işaret noktası olan “Standardizasyon” da “Gastronomi kenti Afyonkarahisar” için ayrı bir önem taşımaktadır.
Örneğin; A lokantasında patlıcan böreği yiyen bir konuk, bir sonraki ziyaretinde B mekanında patlıcan böreği adı altında öncekiyle alakasız başka bir şey yerse… Yandı gülüm keten helva. Hangi lezzetin Afyonkarahisar lezzeti olduğunu nasıl anlatacağız? Hangi mekanın muteber olduğuna nasıl karar vereceğiz? Ya da bu konuk “Gastronomi lezzeti” diye A’daki patlıcan böreğini mi methedecek gittiği yerlerde, yoksa B’dekini mi?
***
Gastronomi çalışmalarıyla ilgili olarak açılım yapmamız gereken bir alan yine Bakan Ersoy’un ifadelerinde gizli bize göre: Doğal ve sağlıklı tarım…
Bugün hem yurdumuzun, hem de dünyanın bir çok yerindeki lezzetler “organik-doğal-sağlıklı” etiketleri ile pazarlanıyor. Bu etiketler de normalden çok daha fazla ilgi görüyor.
Organik haşhaş tarımından tutun da, organik manda sütüne kadar çok geniş bir yelpazeden bahsediyoruz. “Gastronomi kenti” ünvanımızın altını en sağlam şekilde “kimyasallardan uzak, geleneksel yöntemlere yakın, organize bir üretim seferberliği” ile doldurabiliriz.
Bu üretim seferberliğinin vatandaş gücüyle yapılması imkansız gibi. Ferdi girişimler olabilir ama yeterli gelmez. Bunun için devlet gücü, yerel yönetimlerin organizasyon kabiliyeti gerekiyor. Valilik, Özel İdare, Belediyeler, Üniversiteler bu işin içine girişmezse olmaz. Girişirlerse Bakan Ersoy’un dediği gibi “Gastronomi alanına ürün ve malzeme tedarikinde markalaşma ve standardizasyon” ile başlayabiliriz. “Gastronomi” alanında yapacağımız tüm çalışmalar elbette boşa gitmeyecektir. Ancak meselenin temeline eğilmeden, yöresel ürünlerimizin imalatındaki temel eksiklikleri gidermeden yapacağımız çalışmalar binanın görülür yerlerine temas edecek, temel zayıf kalacaktır.
Bakan’ın söylediği “Nitelikli Şefler” meselesi de başlı başına önemli.
***
Tüm bu çalışmalar kapsamında keşke tohum üretimine de eğilebilsek. Dünyanın tohum merkezi olan “kahrolası İsrail”den tarım teknolojileri getirebilsek. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Afyonkarahisar’da, bugün yeni Emniyet Müdürlüğü binasının yapıldığı yerde Numune Çiftliği kurulmuş. Buradaki çalışmalarla Erkmen’e, Çakırköyü’ne ve hatta tüm Afyonkarahisar’a bahçecilik, sebzecilik öğretilmiş. Bugün hala bu bölgelerdeki fidancılık, tarımsal üretim o Numune Çiftliği’nin mirası. İşte bunun gibi şimdi de yeni kurulacak olan organik tarımsal bölgede köylü, çiftçi, gıda üreticisi eğitimden geçirilebilse. Belli ürünlerde uzmanlaşmalar sağlanabilse… 5-10 yıllık planlamalar yapılsa ve belirlenecek 5 üründe dünya çapında hedefler konulsa… Düşünün, 5 yıl içinde 5 ürünün üretiminde uzmanlaşmış 5 bin çiftçi… Afyon’un da kaderi değişir, ülke tarımının da…
Bizimkisi hayal ama olmayacak bir hayal değil. “Gastronomi” meselesini “yeme-içme” meselesinden daha derine, daha ileriye taşıyabiliriz. Bu iş deneme çiftlikleri ile de olabilir. Kooperatifleşme ile de olabilir… Yeter ki niyet edelim.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

E-Gazete Arşivi